Seyhan ve Ceyhan Nehirlerinin deltasında kurulmuştur. Tarihi M.Ö. 6000 yıllarına dayanır.
Antik dönemde ADANA ve yöresine KİLİKYA denmektedir. Sırasıyla Fenike, Asur, Hitit, Pers, Makedonya, Roma, Sasani, Bizans, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı' ya yurt olmuştur. Bu nedenle birçok kültür ve medeniyetin beşiğidir.
1918' de Fransız işgaline uğrayan ADANA, 5 OCAK 1922' de kazandığı Kurtuluş Savaşı' nın ardından 1923' te kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti' nin hızla gelişen en önemli illerindendir.
Çukurova' nın en eski yerleşme yerlerinden biri, ADANA' da ilk çağlardan kalma Tepebağ höyüğüdür. Höyükte rastlanan surlarla çevrili kent çekirdeği, burada neolitik çağda yaşanan kent dönemi sürecine ışık tutmaktadır. Kalıntılar, daha sonra Hititler' in de yaşadığı anlaşılan bu kentin, ticari ve askeri ilişkilerde önemli olduğunu kanıtlamaktadır. Tepebağ, Karataş' tan ya da Suriye' den gelen ticaret kervanlarının konaklama yeriydi. Savaş birliklerinin barınak yeri olarak da kullanılıyordu.
İ.Ö 67 dolaylarında Pompeus burayı " cezalandırma sömürgeleri " nin merkezi yaptı. Bu sömürgelerde toplanan Çukurova korsanları çeşitli işlerde zorla çalıştırıldılar. ADANA, Roma ve Bizans İmparatorlarının zaman zaman uğrağı oldu. Justinianus burada kamu binaları yaptırdı. Seyhan üzerindeki Taşköprü de o zamandan kalma bir yapıttır. Yapılış tekniği o günün ölçülerine göre ileridir. İlk önce kanallarla nehrin yatağı değiştirldi, köprü yapıldıktan sonra, nehir yeniden eski yatağına döndürüldü.
Harun-ür Reşid döneminde, kent değişikliklere uğradı. Tebebağ höyüğünün güneyinde, Taşköprü' nün bitişinde, ilkçağlardan kaldığı söylenen kale yıktırılarak, yerine ADANA kalesi yaptırıldı. Bu kaleyi ise daha sonra Mehmet Ali Paşa yıktırdı. 1353' te başlayan Ramazanoğulları egemenliği boyunca, kent oldukça büyüdü. Daha çok güney kesiminde Ulucami, Alidede, Sarıyakup, Sofubahçe (Türkocağı), semtleri gelişti. Bu dönemde Ulucami, Ulucami Mescidi, Tuzhanı, Yağ Camii, Yağ Cami Medresesi, Herhal Mescidi gibi önemli binalar yapıldı. Kentin sekiz kapısı vardı. Bugün, bunlardan yanlız Kalekapısı ve Tarsus Kapısı kalmıştır. O zamanlar Suriye' den ve Kıbrıs' tan küçük ticaret gemileri Taşköprü' ye kadar gelmekteydi.
ADANA, Yavuz Sultan Selim' in Mısır seferinde Osmanlı' lara bağlandı. Ramazanoğulları yine başta kaldı. Bölge 1608 ' de eyalet oldu. Sırasıyla, Konya, Malatya, Şam, Halep eyalatlerine bağlı kaldı. Bir süre Kıbrıs' tan da yönetildi. 1867' de vilayet, bu tarihten sonra da ADANA Sancağı' nın merkez ilçesi oldu. Bu durum, Fransız işgaline kadar sürdü. Fransız işgali sırasında vilayet merkezi Pozantı' ya aktarıldı. İşgal kalktıktan sonra ADANA yeniden vilayet merkezi oldu.
19. yy. başlarında merkez ilçenin 5 bucağı, 391 köyü vardı. Bucakları Karataş, Misis, Yarsuvat-Sırkıntı, Karsantı, Canip Şehri idi. Halk, Türk, Ermeni, Rum ve Araplardan oluşuyordu. Fransız coğrafyacısı V. Cuinet' e göre, o zaman ADANA kent merkezinde 13. 000 Müslüman, 2. 575 Ermeni, 5. 000 Rum, Latin ve İran' lı yaşamaktaydı. Bu dönemde ADANA' da 18 cami, 37 medrese, 8 tekke, 2 Ermeni kilisesi, 1 Protestan kilisesi, 3 Ermeni okuılu, 1 Rüştiye, 28 Sübyab mektebi, 2 Rum erkek okulu, 1 Ermeni kız okulu vardı. Ayrıca 1 hapishane, 29 han, 316 dükkan, iki fırın, iki han, bir tiyatro, belediye binası, hükümet konağı, orman idaresi vardı. Taşköprü' nün yanı başında bir kule bulunuyordu. 1872' de bu kulenin bulunduğu yerde bir hastane yapıldı.
ADANA ' da başta pamuk olmak üzere buğday , arpa, yulaf, susam ve soğan; büyük çiftliklerde de nohut, fasülye, mercimek üretilirdi. Üzüm en çok yetiştirilen meyveydi. Bin beşyüze yakın üzüm bağı vardı. Şarapçılık gelişmişti. Asker giysileri için kumaş dokuyan bir fabrika, ayrıca, 7 pamuk ayıklama makinesi, 5 çırçır makinesi ( Buharlı ) ve 55 buğday ayıklama makinesi vardı. Fransız işgalinde, kömürle çalışan pamuk fabrikaları kuruldu.
Osmanlı yönetimi çeltik ekimine özel bir önem veriyordu. Elverişli topraklara çeltik ekmek zorunluydu. Seyhan, Çakıt ve Görgün Suyu' ndan yararlanılıyordu. Akarsular üzerindeki bentlerle sulama yapılıyordu. Su kenarlarında ortak köy çamaşırhaneleri bulunuyordu. 20. yy başlarında gezgin Dr. Schaffer o dönemin görünümünü şöyle anlatır :
" Halaba taşlarından yapılmış, üstleri düz damlı evler Afrika' daki karınca yuvaları gibi üst üste kurulmuştur. Evler arasında Ermeni manastırı ve kilisesi görünür. Bu fakir yerin, hele bulanık havalarda, büsbütün kasvetli ve acıklı bir görünüşü vardır. Kentin onbin nüfusu olduğu söylenir. Bunların çoğu Hıristiyan Ermenilerdir. Burada Amerikalıların bir kolonisi vardır. Kurdukları yetimler yurdunda kimsesiz çocukları barındırıp beslemektedirler. "
Adana Adının Kaynağı: ADANA'nın tarihine, özellikle özellikle Hitit Krallığı' ndan kalma tabletler ve Çukurova'da yapılan kazılar ışık tutmaktadır. Hitit Krallığı' nın merkezi Boğazköy' de ( Hattuşaş ) bulunan tabletler ve bölgede yapılan kazılar Çukurova' nın yazılı tarih öncesinden beri çeşitli toplımların yerleştiği bir bölge olduğunu göstermektedir.
ADANA' yı kimlerin nasıl kurdukları konusunda elde kesin bilgiler yoktur. Ancak, Bizans' lı Etien' in ilettiği bir söylenceye göre, Uranus' un oğulları Adanos ve Saros, Tarsus' la savaşarak burayı ele geçirmişler. Bunlardan Adanos kente ( ADANA ) Saros' da ırmağa ( SEYHAN ) adını vermiş.
ADANA' nın bulunduğu Çukurova' nın tarihteki adı KİLİKYA' dır. Heredotos, Kilikya adının Fenike Kralı Agenor' un oğlu Kilik'ten geldiğini söyler. Bu ada, İ.Ö 9. yy' da Homeros'un İlyada destanında da rastlanır. Eski bir Kilikya masalında, Çukurova'daki bütün kentleri gök tanrısı Uranos' un kurduğu anlatılır.
Adana tarihi Adana Tarihçesi Adana Adana Adana tarihi Adana Tarihçesi Adana Adana Adana tarihi Adana Tarihçesi Adana Adana Adana tarihi Adana Tarihçesi Adana Adana Adana tarihi Adana Tarihçesi Adana Adana
Hititler döneminde URU ADANİYA ( Adaniya Ülkesi ) adıyla anılan ADANA eski yazmalarda ve fermanlarda ERDENE, EDENE, EZENE ve AZANA adlarıyla geçmektedir. 1889' da ADANA' da görev yaparken bölgenin tarihi üzerinde araştırmalarda bulunan, daha sonra Asya, Afrika, ve Avrupa'yı dolaşarak Seyahat-ül Kübra adlı kitabını St. Petersburg' da yayınlayan Karçılzade Süleyman Şükrü Bey, Adana' nın ilk adı olan " BATANA" nın İslamiyetten sonra ADANA' ya çevrildiğini ve bu adın "... fi ezenil arz " ayetinden esinlenerek verilmiş olduğunu yazmaktadır.