Dolap Adana Fıkraları Dolap FıkrasıAdana Fıkraları Dolap FıkrasıAdana Fıkraları Dolap Fıkrası



Karatepeli Kaba Ahmet, topladığı kozalakları şehirde sattıktan sonra oradaki bir ahbabını ziyarete gider. Ahbabını görünce yanına sokulur;



- Ooo... efendi, hankırdasın?



- Vay Ahmet Emim hoş geldin.



- Hoş gördük ve hoş getirdik. Sana bir şey deyiverecem. Kozayı, yok pahasına verdikten kelli, üç beş akçasını bizim askerdeki uşağa göndereyim dedim. Sordum, soruşturdum. Postaneyi biri gösterdi. Aradım, taradım. Her bir yanı duvar. Yalnız bir yerinde bizim avratların iplik sardıkları gibi bir şey. Buranın kapı olduğunu bir türlü kestiremedim. Orada durdum. Bir de baktım ki, çocuğun biri geldi ve dolaba tokandı. Dolap yavaş yavaş içeri doğru fırıldadı. Çocuk öğlecene içeri girdi. Ardından gidip ben de tokandım. Yürüdü, o yürüdükçe ben de yürüdüm. Adım adım içeri girdim. Meğerse kapusu buymuş.



- Bunda ne var ki Ahmet Emmi?



- Ne yok ki oğlum. Varırsam, köyde bunun gibi bir dene de ben yaptıracağım. Bizim köyün büyüğünü küçüğünü dolaba koyacağım, dedi ve ekledi:



- Nahal olsa, bunu da düşünen faydasını biliyormuş ki yapmış.



Hankırdasın : Nerdesin.



Verdikten kelli : Verdikten sonra



Tokandım : Dokundum, değdim.



Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 2.Ocak.1935, Çarşamba, Sayı: 3810.