ölümüne neden olabilecek sportif çalışmalarına karşı çıkıyorlardı. Ancak ne okul arkadaşları ne de doktorlar Ernesto’nun irade gücünü hesaba katmamışlardı. Öyle ki o hepsini şaşkınlığa düşürerek en sert sporlardan biri olan rugby oynamaya bile kalkıştı. Bu oyunda sert ataklarıyla tanınan ve korkulan gerçekten yaman bir oyuncu oldu. Ancak zaman zaman astım nöbetlerinde ilaç solumak için soyunma odasına sığınmak zorunda kalıyordu. Bu nedenle kulübün ilk takımına kabul edilmemesi, yaşamındaki, gururlu yapısına ağır bir darbe indiren başarısızlıklardan biriydi. Öte yandan annesinin değerlendirmesine göre amansız hastalık, kişiliğine atılım ve girişim gücü olarak etki ediyor, zayıflığı ve gevşekliği yeniyordu. Ağır jimnastik, yüzme ve diğer spor etkinlikleri kol ve bacak kaslarını öylesine güçlendirmişti ki bu arkadaşları arasında kıskançlığa neden oluyordu. Rugby arkadaşları kaba şakalaşmalarında ona lakabını takmışlardı. Ernesto bunu karşı koymaksızın kabullendi, hatta bazen kendiside kullanır ve açıklama olarak şunu eklerdi. “yemekte ağzımı şapırdattığımı söylüyorlar.”
Guevaralar 1944 yılı sonuna doğru Buenos Aires’e göç etmek zorunda kaldılar. Durumları iyiden iyiye bozulmuştu. Ernesto bu yıllarda okul masraflarını ve cep harçlığını çıkarabilmek için birçok işe girdi çıktı. Bir yandan da öğrenimine devam ediyordu. Okulda en başarılı olduğu ders matematikti. Bu nedenle arkadaşları ona babası gibi mühendis olacak gözüyle bakıyordu. Fakat o herkesi şaşırtarak tıp fakültesine gitmeye karar verdi.
Tıp fakültesine kaydolan Ernesto bir yandan tropikal hastalıklar üzerine çalışırken diğer yandan da seyahat etme tutkusunu gidermeye çalışıyordu. Arjantin’in kuzey ve batı bölgelerini baştanbaşa dolaştı ve orman köylerinde tropikal ve cüzam hastalıkları üzerine çalışmalar yaptı. Bir keresinde ise ülkeyi baştanbaşa bisikletle gezdi.
Fakültenin son sınıfına geldiğinde öğrenimine bir yıl ara vererek arkadaşı Alberto Gradanoda ile bütün Latin Amerika’yı kapsayan bir motosiklet turuna çıktı. 29 Aralık 1951’de başladıkları geziyi tamamladıklarında iki kafadar Latin Amerika’yı tanıma fırsatı bulmuşlardı. Gezi sırasında bir ara paraları bitince hamallık, dok işçiliği gemi tayfalığı, doktorluk ve hatta bulaşıkçılık bile yaptılar. Şili ve Peru’yu dolaştılar. İnguitos’ta uçak bileti için paraları yetişmeyince Ernesto kısa bir süre futbol antrenörlüğü yaptı. Bolivya’da tekrar paraları suyu çekince iki kafadar, öğrencilerin aralarında topladıkları paralarla Venezuela’ya gidebildiler. Alberto Venezuela’da kaldı. Ernesto ise yarış atları taşıyan bir kargo uçağı ile Miami’ye geçti. Bu uzun Latin Amerika gezisinde Buenos Aires’ döndüğü zaman askere çağrıldığını öğrendi. Ancak astım onu gitmekten kurtardı. Kendisini tekrar derslerine verdi kısa zamanda on iki dersin sınavını vererek 1953 yılının Mart ayında üniversite’yi bitirdi artık Che kendisini insanlığın hizmetine adayacak bir doktordu.
1953’de Ernesto’nun Bolivya’dan Meksika’ya kadar süren üçüncü önemli inceleme gezisi başlamıştı . Astım nöbetleri nedeniyle bir yolculuk arkadaşı gerekliydi; bu nedenle arkadaşı Carlos Ferrer ona eşlik ediyordu. Yolculuğun ilk hedefi Ernesto’nun beş kuruşsuz vardığı Bolivya’nın başkenti La Paz’dı. Orada Ernesto Arjantinli bir mülteciye, Peron muhalefetinin temsilcisi ve şekerkamışı plantasyonlarının Karun kadar zengin sahibi Isaias Nogues ile karşılaştı: Nogues onu sık sık villasına davet ediyordu. Burada aynı şekilde mülteci olan Arjantinli avukat Ricardo Rojo ile tanıştı ve onunla arkadaş oldu. Bir biyografi bölümünde Rojo, Che hakkında şunları söylemektedir: “Guevara’yı ilk kez gördüğümde beni hiç de fazla etkilememişti. Az konuşuyor, daha çok başkalarını dinliyor, ancak birdenbire konuştuğu kişiye sakin bir gülümsemeyle yıkıcı bir cümle savuruveriyordu…”
Ernesto, Ferrer ve Rojo Bolivya’dan Peru’ya gitmek üzere Kızılderililerin ürünlerini pazara götürdükleri o amortisörsüz kamyonlardan biriyle ayrıldılar. Biletleri alırken şoför onlara kendi yanında yolculara saklanan yerleri önerdi. Ernesto karşı çıktı: “hayır panagra ( ayrıcalıklı sınıf ) değil, biz diğerlerinin yanında oturacağız.” O düşünüş biçimlerini incelemek için kızıl derili küçük çiftçilerle ilişki kurmak istiyordu. diye anlatır Rojo.
İçten içe kaynayan liman Guayaquil’de üç Arjantinli hukuk öğrencisi karşılaştılar. Önce hepsi birlikte ahşap bir evde iki basit yatağı olan bir oda kiraladılar. Yola devam etmek için gerekli parayı sağlamak üzere eski yedek elbiselerini ve Rojo’nun Vigogne yününden sattılar. Ernesto yalnızca üzerinde olanlarla kalmıştı. Bol kollu eski spor ceketine astım pompasından muza kadar her şeyi tıkıştırmaya alışmıştı. Rojo Şilili Marksist Salvador Allende’den bir referans mektubuyla Guayaquil’deki sosyalist bir avukatı görmeye gitti, avukat onlara nin sından bir muz gemisi için bedava bilet sağladı.
Yola çıkmadan önce Rojo ile Ernesto arasında Ernesto’nun geleceğini etkileyecek bir konuşma geçti. Rojo diye soruyordu. Ancak Ernesto Granados ile sözleşmesinde direniyordu; onunla birlikte San Pablo cüzam merkezinde çalışmak istiyordu. Rojo Birlikte yolculuk etmek koşuluyla Ernesto kabul etti.
Ocak 1954’de Ernesto ve Rojo, Guatemala’ya geldiler. Burada Albay Jacobo Arbenz Guzman pürüzsüz bir seçim sürecinde başkanlığı kazanmıştı. Albay devrimci bir yol çizdi ve Guatemala’da güçlü bir politik etkisi olduğu öne sürülen Kuzey Amerikalı büyük şirket nin topraklarını kamulaştırdı. Ernesto ve Rojo, Arbenz’in aksi gibi en yetkin yardımı Peron’dan aldığını saptadıklarında şaşkına döndüler. Bu onların, diktatörün düşmanlarının ayaklarını yerden kesmişti. Bir kahvede yine Küba’daki devrimi hazırlayan birkaç Kübalı ile karşılaştılar. Bu operasyon Fidel Castro’nun Meksika’da serbest bırakılmasından sonra başlayacaktı. Ernesto arkadaşına Guatemala’nın devrimci hareketi için uygun bir görevde etkin olmak gerektiğini açıkladı. Genç adam El Peten bölgesinde Kızılderili halk için bir yardım programı çerçevesinde doktor olarak çalışmak üzere sağlık bakanlığına başvurdu. Konumsa sırasında bakan (komünist) PGT (Guatemala İşçi Partisi)ne üyelik kartı olup olmadığını sordu. “Hayır”, dedi Ernesto “ben devrimciyim ve bu tür üyeliklerin bir işe yaramayacağına inanıyorum...” Bakan üzgündü, görüşme bitmişti. Ernesto ayrılırken şöyle diyordu: “Yoldaş, günün birinde üye olmaya karar verirsem, bunu inandığım için yaparım, zorunluluktan değil anladınız mı?” Sonra karısı olan Hilda, Ernesto’nun çabaladığını hatırlatmaktadır. Ernesto ise muhabir Jorge Ricardo Masetti ile bir röportajda o zamanki rolünü şöyle tanımlamaktadır: Arbenz hükümetinde görev almadım. Ancak Kuzey Amerikan istilası yerleşince un karşı koymak için kendimde dâhil gençlerden bir grup oluşturmaya çalıştım. Guatemala’da savaşmak gerekiyordu ve hemen hiç kimse savaşmıyordu”. Ernesto devrimci gençlik örgütlerini başkentin kontrolünü ele geçirmeye ve saldırganları saf dışı bırakmaya zorluyordu. Yönetime bağlı dernek, sendika ve çiftçi birliklerine silah dağıtılmalıydı. Kendisi de oradan oraya savaş malzemesi taşıyordu. Ancak Guatemala’daki anlaşıldığı kadarıyla Amerikan gizli servisi CIA tarafından desteklenen paralı asker ordusunun Haziran 1954’de Guatemala’ya girmesi ve Arbenz hükümetinin istifa etmesiyle başarısızlıkla sonuçlandı.
Arbenz hükümetinin devrilmesinden sonra Ernesto yaşamı tehlikede göründüğünden Arjantin elçiliğine sığınmak zorunda kalmıştı. Ona Peron yönetiminin bir kargo uçağıyla ülkesine dönmesi önerildi; Ernesto reddetti.
Ernesto Guevara sosyalizmle süslenmiş ve dört bir yandan gelen devrim mültecileri için açık bir liman olan Meksika’ya sığınmaya karar vermişti. 21 Eylül 1954’de Mexico City’e geldi; kısa bir süre sonra Hilda da onu izledi. Yol arkadaşı Guatemala’da İspanyolcada ise < çarpık bacaklı> anlamında kullanılan bir lakap olan adıyla anılan Guatemalalı bir komünist olan, Julio Roberto Caceres Valle idi. Her ikisinin de hemen hiç parası yoktu. Bu nedenle Ernesto ucuz bir fotoğraf makinesi satın aldı ve parklarda ziyaretçilerin resimlerini çekmeye başladılar; filmler bir Meksikalının küçük laboratuarında banyo ediliyordu. Che sonraları şöyle yazmıştı: “Bu işle aylarca geçindik. Hatta zamanla durumumuz daha da düzeldi.” Ernesto ve Hilda karı koca olarak ( resmi nikâhlarına hiçbir yerde değinilmemektedir) küçük bir apartman dairesinde oturuyorlardı. Patojo da buraya kabul edilmişti. Şubat 1956’da bir kızları oldu, Hildita diye çağrılan Hilda. Anne büroda çalışarak çok düşük olan gelirlerini artırıyordu. Rojo 1955’de arkadaşlarını tüm Latin Amerika’da çok tutulan yı yöneten, Meksika’nın en önemli yayımcısı, Arjantinli Arnaldo Orfilda Reynal ile tanıştırdı. Bundan sonra Ernesto Guevara taksitle kitap satmaya başladı. Artık pahalı klasik-Marksist yapıtları, bu arada Lenin’in tüm yazılarını ve ispanya iç savaşının stratejisi konusundan kitapları inceleyebiliyordu. Ernesto geceleri okuyordu, ertesi sabah kitaplar yeniden büroları ve evleri dolaştığı büyük deri çantaya giriyordu. O halde Marksist-Leninist bilgilerini Ernesto Meksika’da edinmiştir. Ancak yayımcı ile buluşma ikisinin de umduğu kadar doyurucu geçmedi.
Ernesto’nun şansı Mexico City’nin merkez hastanesindeki açık alerjik hastalıklar uzmanlığı kadrosu için verilen ilanda daha yaver gitti, meslek bilgisi nedeniyle görev ona verildi. Bir gün Nico Lopez eşliğinde Kübalı bir hasta geldi. Bu hasta kendisini Raul Castro diye tanıttı ve Ernesto’yu Calle Emparan’daki Kübalılar için a çevirmiş olan Dona Maria Gonzales diye birine aitti. Raul ve kardeşi Fidel orada oturuyorlardı. Batista’nın af yasasıyla Castro serbest bırakılmış ve 9 Temmuz 1955’de Meksika’ya gelmişti. İki devrimcinin ilk görüşmesi Maria Antonia’nın evinde oldu. Ernesto bu tanışmayı şöyle anlatmaktadır: “Onu o soğuk Meksika gecelerinden birinde tanıdım ve ilk görüş alışverişimiz uluslar arası politika üzerine olduğunu hatırlıyorum. Aynı gece birkaç saat içinde – sabaha karşı-gelecekteki askeri harekâta katılacaklardan biri olmuştum.”
Bu arada Arjantin’de Peron devrilmişti. Rojo arkadaşını simdi ülkelerine geri dönmeye razı etmek için tüm kandırma yeteneğini kullandı. Ernesto şöyle yanıtladı: “Hayır gitmiyorum. Niçin? Burada çok önemli bir şey var, Kübalıların gün geçtikçe daha da biçimlenen girişimleri. Orada ne var ki: …Bakan olduğunu düşün, ne yapabilirsiniz ki? İyi amaçları olan bir hükümet… Ve günün birinde değişiklikler yapmak istediklerinde-bitti!” Guevara sanki boğazını kesmek istiyormuş gibi bir hareket yaptı. Rojo 1955’de arkadaşından ayrıldı. Ernesto kendini yoğun biçimde Castro’nun tasarısına kaptırmıştı. Küçük savaş birliği Meksika’ya sığınmış olan Küba asıllı Albay Alberto Bayo’dan köklü bir askeri eğitim alıyordu. Albay daha İspanya iç savaşında başarıyla gerilla operasyonları yönetmiş ve deneyimlerini pedagojik ustalıkla bir ders kitabına toplamıştı. . Castro’nun zaferinden sonra Alberto Bayo general olarak Küba’da 1965’deki ölümüne kadar gerilla savaşını öğretti.
Bayo, Meksika’da kendisini yatırım yapmak isteyen olarak tanıtmış ve çiftliğini satın almıştı. Çiftliği yönetmek için gereksinim vardı; bunlar Kübalı devrimci adaylarıydı. Aldatmacayı tamamlamak için ayrıca kendisine İngilizce öğretmeni süsü verdi. Ernesto ondan kusursuz bir gerilla eğitimi aldı; ustasının gözde öğrencisiydi ve sınıf birincisi sayılıyordu. Meksika federal polisi gizli askeri eğitimi öğrenmişti ve devrimci adaylarını hapse attı. Ancak bir ay sonra yeniden serbesttiler, belki üst düzeydeki Meksikalı politikacıların baskısıyla, belki de ateşli Kübalıları tehlikeli asiller olarak görmediklerinden.
20 Haziran 1956’da Fidel Castro, Universo Sanchez, Ramiro Valdes ile birlikte “yıkıcı eylemlerde bulunmak suçundan tutuklandı. Kısa bir süre sonra Maria- Antonia Gonzales de onları izledi.
2 Temmuz 1956 günü, ailesine gönderdiği mektubunda, doktorluğu bıraktığını, Kübalı devrimcilere geri dönülmez biçimde bağlı olduğunu açıkladı. Annesinden aldığı, gereksiz yere açlık grevi yaptığı gerekçesiyle sitem dolu mektuba, 15 Temmuzda verdiği cevapta: “Açlık grevini iki aşamada yaptık, ilk kez yirmi bir gün sürdü ve yirmi dört tutuklu salıverildi, ikincisinde, hareketin şefi Fidel Castro’yu serbest bırakacaklarını söylediler, bugün çıkması bekleniyor,” diye yazıyordu.
Fidel Castro’nun 24 Temmuzda hapishaneden çıkmasından sonra, 31 Temmuz günü Guevara ve Garcia da özgürlüğe kavuştular. Elli yedi gün tutuklu kalmışlardı.
Küba gerilla serüveni, 25 Kasım 1956’da gece saat 2’de yatı 83 adam ve karartılmış ışıklarla Meksika limanı Tuxpan’dan ayrıldığında başladı. Tekne Batista’ya Kübalı bir politikacının armağanı ağzına kadar teçhizat, silah ve insanla dolu olarak durgun ırmak deltasından Meksika’nın hareketli Golf’üne doğru gidiyordu. Tehlike altındaki aracın yükünü biraz olsun hafifletmek için çok gerekli olmayan her şeyin denize atılması gerekti. Tayfalar dışında hemen herkesi deniz tutmuştu. Su, yakıt ve yiyecek korkutucu bir hızla tükenmeye yüz tutmuştu, öyle ki adanın batı bölümü çevresinde geniş bir yay çizdikten sonra kıyıya yönelmek ve güpegündüz demir atmayı göze almak gerekti. Ancak bir karakol gemisi tarafından yakalanmıştı ve harekât birliği apar topar tekneyi terk ettiklerinde onları düşman uçakları bekliyordu. Gerillalar bataklık kıyı bölgesinin mangrove çalılıklarına saklanmaya çalıştılar.
Üçüncü gün, küçük bir yer olan Alegria de Pio yakınlarında birlik Batista askerlerinin ani ateş baskınıyla karşı karşıya kaldı ve yalnızca onbeş asi kurtuldu. Che hafif yaralandı, ancak yara kısa zamanda iyileşti. Sağ kalanlar büyük zorluklarla, zaman zaman çiftçilerin yardımıyla Sierra Maestra dağlık bölgesine kaçtılar. Onbeş gün sonra dağılmış grup önceden kararlaştırılmış olan ve sonradanda başka silah arkadaşlarının onlara katılacağı buluşma noktasında birleşti. 17 Ocak 1957’deLaPlata’da küçük bir askeri karakol ele geçirildi. Galipler silah ve başka savaş malzemeleri ele geçirmişlerdi. Onbeş kişilik düşman savuna birliğinin kaybı iki ölü beş yaralı ve üç tutsaktı. Bu “500 mermiyle kazanılan zafer” yakın çevrenin ötesinde de güçlü bir yankı uyandırdı, çünkü “herkesin dikkatini çekmişti asiller ordusunun varlığının ve savaşmaya hazır olduğunun bir kanıtı”
21 Aralık 1956’günü hayatta kalanların dağılmış olan grubu, iki hafta sonra, Sierra’da yeniden bir araya toplandı. 1957 yılı, ocak ayının 17’sinde saat 2.40’ta Castro’nun yirmi iki adamı La Plata’daki deniz savaş üssüne saldırdı. Bu onların ilk zaferiydi.
16 Şubat 1957 tarihinde, Times dergisinin gönderdiği H.L. Matthews, gerillacıların resmini çekti ve isyancı ordunu şefi Fidel ile ilk röportajı yaptı. 1957 Martında gerilla kolu, Santiago’dan gelen adamlarla takviye edildi. Bu sırada Guevara şiddetli bir astım krizi geçirdi.
28 Mayıs 1957’de, artık yüzseksenyedi kişilik bir güce ulaşan grup, doğu kıyısındaki uveroda zafere ulaştı. 1957 Haziranında, Ernesto Guevara’nın komutası altındaki dördüncü kol, orta Sierra Maestra’da, El Hombrito’da savaşıyordu. 10 Eylül 19572de Pino del Agua savaşı gerillacıların zaferiyle bitti.
7 Aralık’ta Ernesto, Alto de Conrado’da topuğundan yaralandı. 14 Aralık’ta Veguitas’ta gerillacıların zaferiyle sonuçlanan savaşta Batista’nın birlikleri yüzyetmiş kişilik kayıp verdiler. Bu sırada, gerilla ordusu, Fidel tarafından bile bile yanıltılan Amerikalı gazetecilerin abartılı iddialarının tersine, hepsi hepsi üçyüz kişiden oluşuyordu.
Astımı nefes aldırmaz hale gelince Che, Sierra’larda yürüyemez oldu. Klasik Arjantin şiirinden alınma bir karakter olan Martin Fierro adındaki katırın üzerinde dolaşıyordu birçok kez yara aldı. Karaya çıktıkları gün ensesini bir kurşun sıyırmıştı. 7 Aralık 1957’de, Alto de Canrado savaşında da yaralandığında, olayı, Fidel’e yazdığı bir mektupla şöyle anlatıyordu:nın komutanlığına atanmıştı. Kale garnizonu direnmeksizin teslim olmuştu. Halk haftalar boyu kalın surların ardından gelen yaylım ateşi sesleri duydu. Che kaleye geldikten sonra devrimin gerçek yada yalnızca öyle sanılan düşmanları ve Batista’nın eski dedektifleri için acımasız bir mahkeme kurulmuştu. Kurşuna dizilmeler – böyle deniliyordu- Che ile birlikte Las Villas’da savaşmış olan, kötü tanınan Küzey Amerikalı sürgün Hermann Marks tarafından yönetiliyordu. Gerçi biçim yönünden bir devrim mahkemesi vardı, ancak temizlik için emir verenler Che, Raul Castro ve diğer radikallerdi. Kurşuna dizilenlerin sayısı hakkındaki tahminler birbirinden çok farklıdır; ancak yine de birkaç bin insan söz konusu olmalıdır. Doğu bölgesi komutanı olarak öç almak için kitle idamları yaptıran Raul’ün aksine Che’de politik düşünceler etkindi. Onun amacı tüm olanaklardan yararlanarak ve soğukkanlı hesaba her türlü muhalefeti etkisiz hale getirmek ve düzenli orduyu ortadan kaldırmaktı. Che bu dersi askerin yan değiştirdiği ve Arbenz hükümetinin devrildiği Guatemala’da almıştı özellikle subaylar un kurbanı oluyorlardı. Che bu konuda çok katıydı. 8 Ocak 1959’da bir balkondan Batista yandaşlarının kurşuna dizilmesini seyrediyordu. Biraz önce kurşuna dizilmiş olan bir bin başı henüz ölümcül bir yara almamıştı. Takımdaki adamlardan biri Che’ye sordu: Che yanıtladı: “Hayır zaten yeterince kan kaybetmiş.” Kuşkusuz Che tek sorumlu değildi en üst düzeyde Castro kestirme adaleti emretmişti.
Entelektüel ve askeri yetenekleri ve olağanüstü yürekliliği sayesinde Che şimdi Fidel Castro’dan sonra Küba’daki ikinci adam olmuştu. Castro devlet başkanı olarak devlet yönetimi görevini üstlenirken Che ilk yılların genel yöneticisi olarak görülmelidir. Che çalışkan ve görevine bağlı bir yöneticiydi. 9 Şubat 1959’da hizmetleri göz önüne alınarak Castro’nun önerisiyle Che bir yasayla doğuştan Kübalı ilan edildi. Guevara bir < iyi niyet kurulu>nun başkanı olarak 1959 Haziran ortasından eylüle kadar bir düzineden fazla Asya ve Afrika ülkesini, Avrupa’da altı gün boyunca Yugoslavya’yı ziyaret etti. Gezi özellikle politik ve ekonomik ilişkilerin kurulmasına yaradı. Teknik ve kültürel bununla bağlantılıydı. Böylece Che, Hindistan ziyaretinden bir ulusun ekonomik gelişmesinin teknik gelişmeye bağlı olduğu ve doğal bilimler, tarım, tıp vs. alanlarında araştırma enstitülerin kurulması gerektiği dersini çıkardı.
2 Haziran 1959 günü, Che, Escambray dağlarındaki tüm savaşlar boyunca yanından ayrılmayan Aleida March ile evlendi. Aleida’dan çoğu kez Che’nin sekreeri diye söz edilir, çünkü o daha devrim sırasında bile Che’ye tüm işlerinde yardım etmiş, sekreterliğini yapmıştır. Kendisi durumu şöyle açıklıyor: “Devrimci çalışmalarım nedeniyle Santa Clara’da kalmam olanaksızlaşınca, diktatörlüğe karşı silahlı savaş yürütenlere katılmaya karar verdim. Che Guevara’nın birliklerine başvurdum ve kabul edildim. Silah kullanmayı çabuk öğrenmiştim. Kadınların çoğu hemşire olarak çalışıyordu, ama ben savaşçı olmak istiyordum. Başlangıç benim için zordu, ama sonradan alıştım. Hele düşmanla ilk çarpışmadan sonra, artık güçlük çekmiyordum. Oradaki tüm çatışmalarda savaştım.”
Che ile Aleida’nın üç çocukları oldu: Aleidita, Celia ve uçak kazasında kaybolan arkadaşları Cienfuegos’un anısına Camillo adını verdikleri bir erkek çocuk.
7 Ekim 1959’da ona INRA (Ulusal Tarım Reformu Enstitüsü)’nın endüstri bölümü müdürlüğü verildi.
2 Kasım 1959’da, Che Ulusal Banka’nın yönetimini üzerine aldı. Ünlü yeni kâğıt paraların üzerini sadece “Che” diye imzalıyordu. Bankanın yöneticiliğine getirildiğinde, yardımcılarına sorduğu ilk soru: “Küba’nın altın ve dolar yedekleri nerde saklı?” olmuştu. “fort Knox’ta cevabını alınca, hemen hepsini satmaya, altını paraya çevirip Kanada ya da İsviçre bankalarına yatırmaya karar verdi. Bu uzak görüşlülüğü sayesinde, Birleşik Devletler, Küba’nın, ABD’deki tüm paralarına el koyduğunda, Küba’da bankaların iflası söz konusu olmadı ve parasal darlık yaşanmadı.
Şubat 1960’da Sovyetler Birliği ile ticaret anlaşması yaptı, sonraki aylarda bunu Çin, Macaristan ve Bulgaristan’la yapılan anlaşmalar izledi. Ekim’de Che bir ekonomi kurulunun başında Çekoslovakya, Sovyetler Birliği ve Çin’deydi. Çin ile ekonomik işbirliği konusunda bir sözleşme imzaladı. Bunu 7 Aralık 1960’da Kuzey Kore ile 17 Aralıkta Demokratik Almanya ile yapılan ticaret anlaşmaları izledi. Resmi gazete Havana’da 23 Şubat 1961’de şu kararnameyi yayınlıyordu:
Osvaldo Dorticos Torrado
Devlet Başkanı
Endüstri bakanının etkinlik alanı bir reform çerçevesinde INRA’nın endüstriyel sektörünü de kapsıyordu. Böylece Che 32 yaşında gücünün doruğuna ulaşmıştı. Artık bu görevin tüm politik ağırlığıyla birlikte Küba ekonomisine egemendi.
Che, Castro yönetiminin ilk yıllarında iç politikada da daha az etkin değildi. Politik görüşleri o zamanlar açıkça anlaşılmayan Castro’nun aksine Che, ülkeyi nereye götüreceğini kesinlikle biliyordu-komünizme. Daha savaş döneminde, geceleri Castro ile yaptıkları konuşmalarda Che, Kübalılara politik-devrimci bir program sunmanın gerekliliğini vurgulamıştı. İlk söylevlerinden birinde, 27 Ocak 1959’da açıkça Marksist-Leninist izler taşıyan böyle bir programın anahtarlarını çiziyordu: silahlanmış demokrasi, devrim ordusu, köklü toprak reformu, telefon kurumunun ve tüm endüstrilerin ulusallaştırılması. Onun ilkelerine göre komünist olmayan ve komünizme karşı olan tüm kişileri yönetim görevlerinden uzaklaştırmak yeterli değildi; temizlik işlemi eski 26 Temmuz hareketini ve CTC (Tüm Kübalı İşçiler Birliği) yi de kapsamalıydı. Aynı zamanda da Raul Castro ile birlikte gerilla ordusunda Marksist-Leninist öğretiyi yerleştirmeye başlamışlardı. Che’nin asıl amacı, Küba yaşamının tüm kesimlerindeki komünist kadrolarla bir ağ oluşturmak ve yeni bir ana komünist parti örgütlemekti. Haziran 1961’de sonradan Castro tarafından PURSK’a (birleşik Küba Sosyalist Devrim Partisi) çevrilen ORI (Entegre Devrim Örgütü) nin kurulması aşamasına gelinmişti. Sonra bunu tek parti olarak PCC ( Küba Komünist Partisi) izledi. Che, kararlı sosyalist devletin baş planlayıcısı; baş ideoloğu; örgütleyicisi ve nun konuşmacısı olmuştu.
Che’nin işe koyulmasıyla Küba ekonomisi çarçabuk devletleştirildi. Ekonomi 1960 Ekim sonundan başlayarak kamulaştırılmış sayılmalıdır. Yabancı yatırımlar Küba devletine geçti. Bu dönemde ulusal gelirin yaklaşık yüzde 702i devletin denetimindeydi.
1961 Nisanının ikinci yarısında Che, Amerika başkanı Kennedy’nin onayladığı ve amerikan gizli servisi tarafından desteklenen 1300 kişilik bir mülteci birliğinin istilasına karşı koymak gerektiğinde yeniden silaha davrandı (Domuzlar körfezi çıkartması). Burada Che yeniden hafifi yaralandı. Castro ile ikisi bu saldırıyı aylardır bekliyorlardı ve gerekli biçimde hazırlanmışlardı. Bu durumda çok iyi donatılmış devrim silahlı kuvvetleri birkaç gün içinde büyük bir zorlukla karşılaşmaksızın istilacıları yenmeyi başardılar. Che’nin doğruladığı gibi ABD, Küba devrimine büyük bir hizmette bulunmuştu, çünkü bu olayla halkta yeni bir canlanma yaratılmıştı. Aynı zamanda da ABD ve başkanı dünyada ve özellikle Latin Amerika’da belirgin prestij kaybına uğradı, buna karşılık Castro’ya duyulan sempati güçlendi.
Che’nin, sosyalist ekonomiye ve sosyalist insana güveni tamdı. Bu iki büyük hedefe ulaşacağına inanıyordu, kendini tümüyle bu yüce amaca adamıştı. 1961’deki Punta del Este konferansıyla 1964 yılı arasında, tüm zamanını ve tüm enerjisini Küba’da Sosyalist insanı ve Küba sosyalist insanı ve Küba sosyalist ekonomisini yaratmaya harcadı. 1962’de Sovyetler Birliği’ne, 1963 Temmuzunda Cezayir’e, Ben Bella’ya yaptığı ziyarette, Cezayir semineri’nde bir söylev verdi. İsviçre’de,1964’te Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma konferansı’nda, Birleşik Devletlerin, Latin Amerika’yı sömürgeleştirmesine şiddetle karşı çıktı. 1964 yılında Cezayir’e yeniden gitti. Kasım 1964’te Ekim devrimin 47. yıldönümü şenliklerine davetli olarak Küba heyetinin başında SSCB’ye üçüncü ve son ziyaretini yaptı. 9 Aralık 1964’te New York’ta Birleşmiş Milletler toplantısında verdiği söylevde: demişti. Tüm bu süre içerisinde durmaksızın bürokratizme, kast sistemine ve önyargılara karşı mücadelesini sürdürdü.
14 Aralık 1964’te, Amerika Birleşik Devletleri’nde televizyonda bir röportaj yaptıktan sonra, Havana’ya uğramadan, doğrudan Mali’ye gitti.
25 Ocak 1965’de Che Cezayir’de bir Afrika devletleri ekonomi semineri nedeniyle emperyalist dünya sistemine ve yeni sömürgeciliğe karşı, sosyalist devletlere, özellikle de Sovyetler Birliği’ne yönelik açık suçlamalar içeren ateşli bir konuşma yaptı. “Şöyle diyordu: sosyalist bir ülkenin fabrika müdürünün kurtuluş savaşı ya da bağımsızlığını savunmak için silaha gereksinimi olan bir halkın ödeme gücünü araştırması daha da saçma görülmelidir.” Che ülkelerinde sosyalist kardeş uluslarca yatırımlar yapılan devletlerin herhangi bir ödem ya da kredi anlaşması olmaksızın mülkiyet haklarına sahip olmalarını istiyordu. Bu devletler yalnızca yatırımcı ülkelere kararlaştırılmış ürün miktarlarını belirli bir süre boyunca anlaşma fiyatlarından sağlamakla yükümlü olmalıydılar.
Bu son Cezayir gezisinden önce Che Afrika devletlerinde yedi görüşme yapmıştı: Afrika’da uygulanacak taktik konusunda Rus-Çin görüş ayrılıklarını da gönünde bulundurarak emperyalizme ve yeni sömürgeciliğe karşı ortak bir cephe arıyordu. Bu konuda Che radikal Çin devrim stratejisini savunuyordu. Kısa zamanda anlaşıldığı gibi Moskova onun Cezayir’deki Sovyetler Birliği’ne yönelik iğneli sözlerle dolu konuşmasını hiç unutmayacaktı.
14 Mart 1965’de Havana’ya döndüğünde Che, Fidel Castro’nun hükümet önde gelenleri ile gelmesine rağmen çok sönük biçimde karşılandı. Castro endüstri bakanını çarçabuk arabasıyla kaçırdı. Anlatıldığına göre ikisi iki gün sonra baş başa saatlerce süren bir görüşme yaptılar. Arkadaşı Rojo, Che’nin annesi Celia’ya yazılmış, bu çok gizli görüşme hakkında bilgi veren bir mektup aldı. Bu mektupla Che annesine Küba devrim hükümetinden çekildiğini bildiriyordu. Bir ay şeker kamışı kesecek, sonra beş yıl bir fabrikada çalışacaktı. Che annesine kesinlikle artık Küba’ya gelemeyeceğini açıkça sezdiriyordu. 16 Martta yazılan mektup Celia’ya ancak 13 Nisanda verilebildi. Celia şaşkına dönmüştü. Annesinin yazdığı mektubu Che hiçbir zaman almadı. Celia bu mektupla şunu soruyordu:
Che 1965’de Küba’daki etkin yerini kaybettiğini anladığında, saygınlığını yeniden kazanmak ve devrim stratejisi için Afrika’da bir olanak görüyordu. Castro’nun desteğiyle, Sovyet silah yardımı sayesinde iyi de donatılmış olan 125 kişilik Kübalı gerilla grubuyla Che sömürü, emperyalizm ve yeni sömürgeciliğe karşı en önemli savaş bölgelerinden biri saydığı Kongo yöresine gitti. Gerçi birlik yiğitce savatı, ancak savaş ve kurbanlar boşunaydı. Afrikalılarda kararlı, gerçekten savaşama isteği yoktu, liderleri ise ahlaksızdı. Che istemeyerek vazgeçti, düşmanlarının yüreğini yiyen Kongo gerillalarının yamyam geleneklerinden de tiksinmişti. Başlangıçta Havana’dan dönmesi için yapılan çağrıya karşı çıktı, ancak sonradan gelen kesin emre disiplinli biçimde uydu. Nisanda hazirana kadar süren güneybatı Brezilya, Uruguay ve kuzeybatı Arjantin’i kapsayan bir keşif gezisinin onun Bolivya’daki son gerilla girişimine hazırlık olduğu ortaya çıkana kadar dünya Che’nin bulunduğu yer konusunda bir yıldan fazla haber alamadı.
3 Kasım 1966 ‘da, Che Adolfo Mena Gonzales adına çıkartılmış bir pasaportla Bolivya’ya girdi. Kod adı Ramon idi. Burada yeniden en baştan başlayarak mücadelesini sürdürdü.
Che’nin Bolivya’da gerilla üssü olarak kullandığı Nancahuazu çiftliğine varışı, 6 Kasım 1966 gününe rastlar, Bolivya askeri güçleriyle ilk silahlı çatışması, 23 Mart 1967 günü olmuştu. 16 Nisan 1967’de Havana’da toplanan Tricontinentale Konferansında, Osnamyi Cienfuegos, Che’nin mesajını okudu. 29 Eylül 1967, AP Ajansı, askeri kaynaklardan aldığı bilgiye dayanarak, Bolivya silahlı kuvvetlerine bağlı binbeşyüz kişilik bir askeri gücün Chenin peşine düştüğünü haber verdi.
8 Ekim 1967 günü, Che’nin grubu, El Yuro’da yüzlerce asker tarafından çevrildi. Bacaklarından yaralanan Che tutsak düştü. Willy denen gerilla Simon Cuba Sarabia yaralıyı geçitin gizli bir yerine sürüklemek isterken hemen onlara nişan alan askerlerle karşılaşırlar. Yaralı bağırır: “Ateş etmeyin! Ben Che Guevara’yım ve sizin için dirim ölümden daha değerli!” Yüzbaşı Prado bir tutuklama belgesi yardımıyla tutsağın kimliğini belirledi. (Guevara tutsak) ve (Papa elimizde) kodlarıyla 8. tümene ve ordu genel karargâhına haber verdi.
Karanlık basarken tutsaklar Higuera’ya doğru yürüyüşe geçirildi. Che önce iki askere dayanarak yürüyordu, sonra bir battaniyede taşındı ve okul olarak kullanılan, ancak daha çok bir samanlığı andıran küçük bir yapıya getirildi. Ekmek torbası, heybesi ve günlük, Troçki’nin bir yapıtı, birkaç şiir, başlanmış bir roman ve şaşırtıcı doğrulukta bir haritanın bulunduğu bir belge dosyası ve kişisel ufak tefeği elinden alındı. Willy ve başka bir tutsak Kübalı yapının başka bir odasına, Che de diğerine kondu. Daha o gece subaylar ve CIA ajanı Dr. Eduardo Gonzales tarafından sorguya çekildi. Sorgulamalar 9 Ekim sabahı Albay Joaquin Zenteno Anaya ve Albay Andres Solnıch tarafından sürdürüldü. Che tutsak edilişinin Bolivya gerilla hareketi için çok büyük bir gerileme demek olduğunu kabul ediyordu. Bir subay şimdi ne düşündüğünü sorduğunda önce sustu. ,iğnelemesi karşısında Che’nin ağzından “hayır devrimin ölümsüzlüğünü1” sözleri kaçtı bir başkasının şöyle sorduğu söyleniyor: Che kısaca “Evet” diye yanıt verdi. Che’nin nöbetçiler ve subaylardan başka yirmi iki yaşındaki öğretmen Julia Cortéz’le de sohbet ettiği söylenir. Cortéz konuşmanın ayrıntılarını İsviçre asıllı Dominikken papaz Roger Schaller’e anlatmıştır, Che öğretmene şunları söylemiştir: “Küba’da böyle okular yoktur. Bunlara orada cezaevi denirdi.” Che’nin üzerinde bulunan 2000 dolar sonradan Higuera’da yeni bir okul binasının yapımına ayrıldı.
Che’ye öldürücü kurşunları kimin sıktığı bile kuşku götürmez biçimde açıklık kazanmamıştır. Rojo’nun anlattığına göre Yüzbaşı Prado ona arkadan yaklaşmış ve makinelisiyle ensesinden dört kurşun sıkmıştır. Sonra Albay Selnich 9 mm’lik tabancasıyla Che’nin kalbinden ve akciğerinden geçen tek kurşunla öldürücü atışı yapmıştır.
Gerilla liderinin ölüm saati konusundaki haberlerde efsanevi, sansasyonel şeyler, gerçek olayla birbirine karışmaktadır. Yaralı Che’nin sorgulanması sırasında yandaki odada iki el ateş edildiği saptanmıştı. Che’ye göre Willy ve diğer Kübalının kurşuna dizildiği kesindi. Şimdi sıranın kendisine geldiğini biliyordu. Son dilek olarak şunu söyledi: “Eşime söyleyin yeniden evlensin.”
Bolivya makamları Che’nin öldürülmüş olduğunu kesinlikle yadsıyorlardı. Önce onun geçitteki çarpışma sırasında ölümcül biçimde yaralandığı söylendi. Sonra başkomutan Ovando onun 9 Ekimde saat 13.30’da öldüğünü açıkladı.
Öldüğünde, ABD basını,< Bolivya’da gerilla operasyonun bittiğini, geriye kalan altı savaşçının da yakında temizleneceğini > bildirmişti. Ama olayı izleyen bir ay içinde, Bolivya’da gerillacılarla otuz çarpışma yapıldığı gazetelerde yer aldı.
Fidel costro Che’nin ölümünün ardından yaptığı konuşmada: “ Che’nin yazıları, Che’nin politik ve devrimci düşünceleri, küba devrimi sürecinde ve Latin Amerika devrimci sürecinde asla tükenmez, eksilmez, sonsuza dek sürecek bir değer taşıyacak, değerini sürekli biçimde koruyacaktır. Onun düşünceleri eylem adamının, düşünce adamının, eksiksiz ahlaki değerlere, üstün duyarlığa, kusursuz davranışlara sahip bir insanın düşünceleri olarak evrensel bir öneme sahiptir ve her zaman sahip olacaktır.” Demişti.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
1 KİTAP ADI: CHE GUEVARA
YAYINEVİ: Alan Yayıncılık
Çatal çeşme Sok. Torun Han. No. 40 k. 3 Çağaloğlu- İSTANBUL
YAZAR: Elmar MAY
ALMANCA’DAN ÇEVİREN: Nesrin ORAL
BASIM TARİHİ: Ağustos 1997
BASIM EVİ: Mart matbaacılık ve sanatları İSTANBUL
2 KİTAP ADI: CHE Yaşam öyküsü – röportajlar – Mektuplar Cilt: 8
YAYINEVİ: Yar Yayınları
Ankara Caddesi 54 Çağaloğlu- İSTANBUL
TÜRKÇE YAZARI: Nadiye R. ÇOBANOĞLU
BASIM TARİHİ: Ağustos 1992
BASIM EVİ: Yalçın Ofset İSTANBUL
3 KİTAP ADI: E. CHE GUEVARA Savaş Anıları - KÜBA Günlüğü Cilt: 2
YAYINEVİ: Yar Yayınları
Ankara Caddesi 54 Çağaloğlu- İSTANBUL
TÜRKÇE YAZARI: Süheyla KAYA
BASIM TARİHİ: Şubat 1990
BASIM EVİ: Yalçın Ofset İSTANBUL
4 KİTAP ADI: ÇAĞDAŞ LİDERLER ANSİKLOPEDİSİ CİLT: 3
YAYINEVİ: İletişim Yayınları
YAZAR: ALİ KESKİN
BASIM TARİHİ: 1986
BASIM EVİ: Şefik Matbaası
5 KİTABIN ADI:CHE GUEVARA Ölüm nereden nasıl gelirse gelsin
YAYIN EVİ:CAN YAYINLARI LTD. ŞTİ.
FRANSIZCADAN ÇEVİREN:GÜLSEREN DEVRİM
BASIM TARİHİ:1997
6 KİTABIN ADI:ANABRİTANNİCA Genel kültür ansiklopedisi cilt:10
BASIM YILI:1988


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla