CENGİZ HAN

"Hakanım, gücünün varmadığı, adının duyulmadığı toprak, korkunun hakim olma -dığı kent ve millet kalmadı." dedi kuzeydeki kuvvetlerinin başındaki, büyük oğlunun yolladığı haberci. Yanındaki eşleri, çocukları ve kurulunu oluşturan halkının ileri gelenlerine baktı; "Tamam, artık atalarımın topraklarına, bozkırlara dönebilirim..."

Bütün hikâyesi babasının zehirlenerek öldürülmesi ve onun kontrolündeki topraklarda yaşayanların genç Cengiz ve ailesini yok etmek için isyan etmeleri ve saldırmala -rıyla başladı. Bozkır ve gelenekler ona bir kağan çocuğu olarak onurlu ve sert olmayı öğretmişti; düşmanlarından kaçarken ailesini emniyetli bir yere bırakıp ardındakilerle kendisi savaştı.

Düşmanlarını alt edip, hayali olanı başardığında; tüm bozkır halkını bir araya getirdiğinde, dünya o güne kadar hiç görmediği ve yüzyıllar sonra bütün dünyayı saran iki savaşa kadar görmeyeceği bir yıkım ve göçü yaşamaya hazırlıklı değildi.

Batılıların barbar olarak nitelediği medeniyetin bozkırdan gelen insanlarını bir araya getiren, günümüzde halen teçhizatlı bir birliğin bile geçerken zorlanacağı Gobi Çölü'nü at üstünde aşan birlik haline getiren neydi? Çin Seddi'ni zayiatsız geçen ordunun şimşek hızıyla ülkeyi fethederken sahip olduğu azmi, Orta Doğu'nun şehir şehir ele geçirilmesinde durdurulamayan orduları yaratan neydi? Kuzeyin soğuğuna karşın yılmadan ilerleyen insanları birleştiren, Avrupa ordularını dize getiren kuvvet nereden geliyordu?

Bunu ancak Cengiz Han'ın kendine ve çevresine topladığı insanların durumuna bakarak anlayabiliriz. Bir barbar olarak görmek istese de, batılı birçok kaynak onun yüzyıllar önce sahip olduğu liderlik ve yönetim başarısını kabullenerek bozkır medeniyetini dünyaya hükmeder hâle getirmesinin altında yatan yönetici, birleştirici ve hükmedici özelliklerinden bahseder. Bütün bozkır halklarını bir araya getirdiğinde kanunlarını da onlara ve ilerde hakim olacağı tüm halklara benimsetti. Kanunları genel yaşam kurallarını ve diğer meseleleri içeriyordu.

Törelere aykırı olma -dan, akıl ve mantığa dayalı olarak hükmüne aldığı milletlerin de rahatlıkla kabulleneceği şekillerdeydi. Bu milletlerin başta dinleri olmak üzere birçok konuda özgürlükleri tanınmıştı. Torununun oğlu zamanında başkentte kiliseler, camiler ve diğer dinlere ait ibadethaneler mevcuttu. Bu kurallara başta kendisi ve yöneticileri olmak üzere herkesin uymasını ve uygulamasını sağladı.

Yenilmez ordusunu oluştururken günümüzün modern ordularında kabul gören "ateş ve manevra" kavramı ve "kendi kendine hareket edebilen birlik" olgusunu benimsemiş; komutanların ve idarecilerin birlik ve halkın itici gücü olarak iyi seçilmesini ve iyi yetiştirilmesini öngörmüştür.

Ordusunu Türk ordu sistemine göre düzenlemiş ve düzenli ordu ve emir komuta birliğini esas alarak tümen (10.000 kişilik kendi başına hareket edebilen, yeterli birlik) kuruluşuna geçmiş, tümenlerin oluşturduğu orduların başına da güvendiği, çoğu zaman kendi yetkilerini verdiği, bölge valiliği ve kent komutanlığı yapan, kağan temsilcileri olan tarkanlarını atamıştır. Bunların yetişmesi ve ödüllendirilmeleriyle bizzat ilgilenmiş, hatalarını anlatmalarını istemiş çözümleri birlikte

bularak yanlışlarını düzeltmiş, kendi kararlarını vermelerini, inisiyatif kullanmalarını istemiştir. Güvendiği bir komutanı kuzey fetihleri sırasında büyük bir yenilgiye uğrayıp ve bozguna uğrayarak kaçan askerlerle birlikte huzuruna çıktıklarında olanları dinlemiş, savaşın gidişatını inceleyerek birliklerin kullanışındaki hataları bulmuş; iki ay sonra aynı meydanda kendi kuvvetlerinin komutasını aynı komutana vererek savaşı kazanmasını zevkle izlemiş ve onu ödüllendirmiştir.

"BÜTÜN BUNLAR ARDIMDAN GELEN HALKIMIN VE SONRADAN GELENLERİN REFAHI İÇİN; SAVAŞÇI ADIYLA VE YAPTIKLARIYLA KALIR."

Düşmanı ne kadar kuvvetli olursa olsun, iyi plân yaparak karşısına çıkmıştır. Günler önceden düşman topraklarına ajanlar yollamış, kroki ve çizimler yapmalarını istemiş ve komutanlarıyla araziyi günlerce incelemiştir.

Ordusunu genelde atlılardan oluştur -muş, zamanın batı orduları gibi zırhlı ve ağır atlılar yerine hafif, ok atan atlı birlikler kullanmış; bunları fazla karmaşık olmayan, ama manevraya dayanan şekillerde kullanmıştır. Atlılar, dakikada 7-12 ok atabilecek şekilde yetiştirilmiştir. Her atlı askerin yedeğine üçer tane daha at verilerek ordu daima dinç tutulmuş ve tesadüf muharebesi yapabilecek şekilde öncüler kullanılmıştır. Ordu, tümenler halinde ilerlerken tümenlerin kendine ait hayvan sürüleri, yedek atlar, çoğu zaman eş

ve çocuklar arkadan gelmiş, tümenler kendine yeter şekilde sadece hedefe ilerlemiştir. Baskın, esas harp şekli kabul edilmiştir. Ancak, fethinin ilk yıllarında özellikle Orta Doğu'nun ele geçirilmesinde şehir muhasaraları gerektiğinde, bu konuda yeterli askerî birikim olmadığından Çinli ve Müslüman komutan, mühendis ve halktan gerekli konular, araç ve iş gücü sağlanmıştır.

" Kazanılan veya kaybedilen her savaştan bir şeyler öğrenilir." diyerek yenilgiye uğrayan oğlunu teselli etmiştir. Gerçek -ten de yaptığı her savaş, aldığı her şehir, yok ettiği her medeniyetin hayatında ayrı bir yeri ve önemi vardı. Çinlilerden ajanlar ve öncülerle düşman ve arazi hakkında bilgi toplamayı, Hindistan ve kuzeyindeki halktan araziye uygun hareket etmeyi ve uygun kuvveti kullanmayı, Müslümanlar ve Türk- lerden savaş araç ve gereçleri, şehir muhasarası yapmayı öğrendi. Bunları bir araya getirerek her harpte uygun şekilde kullandı. Tabiîdir ki bozkırdan acımasızlığı, sertliği, kendine güveni, kararlılığı ve aklını kullanmayı öğrendi. "Akılla yapılan savaş güven ve azim verir." Kendine ve emir komutasındakilere güvenir korku emaresi göste -renleri derhal uzaklaştırırdı. Cesur düşmana atalarından da kalma bir yaklaşımla saygı duyar elinden geliyorsa hayatını bağışlardı. Birgün savaş sonunda çevresindeki on as - kere teslim olmayarak yalın kılıç savaşan bir düşman subayını sağ istetmiş, kendisine ödüller vererek ülkesindeki ailesine güven içinde ulaşmasını sağlamıştır.