ÖZET
Bu arastõrmada Ahmed Yesevī ile Hacõ Bektas Veli arasõndaki tüm iliskiler aydõnlatõlmaya ēalõsõlmõstõr.
Hacõ Bektas Veli, Ahmed Yesevī'nin en önemli haleflerindendir. Dõvan-õ Hikmet ile Makalāt arasõnda büyük benzerlik ve paralellikler mevcuttur. Ahmed Yesevī'nin Türkistan'da yaptõgõ kutsal görevi, Hacõ Bektas Veli, Anadolu ve Balkanlar'a tasõmõstõr.
Ahmed Yesevī ve Hacõ Bektas Veli, bilim ve hosgörüyü temel alan evrensel düsünceleri ve kisinin alõnteri ile geēinmesinin kutsallõgõnõ öne ēõkaran yasama biēimleri ile Türk kültürüne büyük hizmetler yapmõslardõr.
Anahtar Kelimeler
Ahmed Yesevī, Hacõ Bektas Veli, Hikmet, Nefes, Makālat
GIRIS
Ahmed Yesevī ve Hacõ Bektas Veli, Türk kültürü üzerinde ēok derin ve kalõcõ izler bõrakan iki büyük isimdir.
Ahmed Yesevī, bir din tebligcisi, bir mürsid mutasavvõf, nihayet kendi adõyla anõlan bir tarikat kurucusu olarak Farmedī (477/1084), Kuseyrī
(465/1072), Sülemī 412/1021) ve Yusuf Hemedanī 1050-1140) silsilesinin bir halkasõdõr. Zamanõnda bütün Orta Asya bölgesinde tesirleri olmustur. Pīr-i Türkistan diye anõlmõs ve hikmetleri dilden dile dolasarak ve yazõlarak günümüze kadar ulasmõstõr. Onunla baslayan Hikmet türü, dinī-tasavvufī edebiyatõn ragbet gören bir malzemesi olmustur1.
Hüseyin Vassāf (1872-1929), Bektasiyye'nin Hacõ Bektas Veli'ye
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
ulasan silsilesini su söyle vermistir: Hz. Ebu Bekir, Selmān-õ Farisī, Imam Cagfer, Bāyezīd-i Bestāmī, Ebü'l-Hasan Harakānī, Ebū Aliyy-i Fāremedī, Yusuf-õ Hemadānī, Seyh Hoca Ahmed-i Yesevī, Seyh Lokmān-õ Horasānī, Cenāb-õ Pīr Hacõ Bektas-õ Velī2.
Görüldügü gibi bu silsilede, Hacõ Bektas Veli, Ahmed Yesevī'nin halefi durumundadõr..
Önemli teracim kitaplarõndan biri kabul edilen Resahāt Aynü'l- Hayat'a göre Türkistan halkõnõn Hoca Ata Yesevī dedikleri Ahmed Yesevī, Yusuf Hemedānī'nin üēüncü halifesi olup Türk velilerinin ser (bas) halkasõdõr3.
Ahmed Yesevī, Hicrī besinci asrõn ikinci yarõsõnda, Kazakistan'õn Sayram kasabasõnda dogmustur.. Babasõ Nesep-nāme isimli eserin yazarõ, Ibrahim Ata**'dõr. Yedi yasõnda iken babasõnõn ölmesi üzerine ablasõ ile Yesi sehrine gitti. Yesevī künyesini, dogdugu yerden degil de ilk ögrenimini yaptõgõ Yesi'den aldõ. Ilk bilgilerini Yesi’nin meshur ālimlerinden olan Arslan Baba'dan aldõktan sonra Buhara'ya gitti ve orada Seyh Yusuf Hemedānī (504/1110?)’nin talebesi oldu. Yesevī, kõsa zamanda hocasõnõn takdirini kazandõ ve ondan aldõgõ feyizle kendini gösterdi.. 562/1166 yõlõnda, 125 yasõnda* iken vefat etti4.
Hacõ Bektas Veli, yaklasõk olarak 645-646 / 1248 yõlõnda Horasan'da dogmus, 680/1281'de Anadolu'ya gelmis ve 738/1337'de Kõrsehir
(Sulucakarahöyük)'de vefat etmistir. Anadolu evliyasõnõn mes- hurlarõndandõr. Istikametinin dogrulugu ve evliya taifesinden oldugu hususu tevatüre ulasmõstõr5.
Tarihī olarak tam izah edilemese de - ēünkü yasadõklarõ yõllar arasõnda bir asõrdan fazla bir zaman farkõ görülüyor- kaynaklarda yarõ efsanevī olarak anlatõlanlar ve menkõbeler, ittifakla Hacõ Bektas Veli'yi Ahmed Yesevī'nin takipēisi ve müridi olarak göstermekteler.
Ahmed Yesevī ve Hacõ Bektasi Veli hakkõndaki ilk ciddi arastõrmalarõ Fuad Köprülü baslatmõstõr. Onun Türk Edebiyatõnda Ilk Mutasavvõflar, Bektasīligin Mense'leri 6, Mõsõr'da Bektasīlik 7 ve benzeri eserleri bu alanda yapõlmõs bilimsel öncü ēalõsmalar olarak karsõmõza ēõkmaktadõr. Köprülü'nün baslattõgõ bu ēalõsmalar, hayli ileriye gitmis olmasõ gerekirken ādetā oldugu yerde saymaktadõr8.
Bu arastõrmada, iki büyük gönül adamõ Ahmed Yesevī ile Hacõ Bektas* Veli arasõndaki iliskiler ve baglarõ ulasabildigimiz her ēesit bilgiye dayanõlarak aydõnlatõlmaya ēalõsõlacaktõr.
a- Kaynaklarda Hoca Ahmed Yesevī ve Hacõ Bektas Veli
326
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
Menkõbe ve destanlar halk gözüyle görülen ve halkõn hayalinde masallasan tarihī gerēeklerdir. Ahmed Yesevī ile Hacõ Bektas Veli arasõndaki iliskiyi asagõdaki paragrafta geēen dut agacõ menkõbesi en güzel sekilde gözler önüne sermektedir:
" .. Hacõ Bektasi Veli Külliyesi. Tarih kokan, ruh kokan maneviyat kokan bir mekan. Bahēede ihtiyar esrarengiz görünümlü bir dut agacõ var.. Oradaki bir görevliye sordum. Nedir bu agaē, bir özelligi var mõdõr? dedim. Heyacanlandõ, gözlerinin iēi güldü, söyle cevap verdi: Bu agaē, Horasan'dan Ahmed Yesevī ocagõndan fõrlatõlan ucu yanmõs sopadõr. Gelip buraya düsmüs, sonra yesermistir. Bu isareti bulan Hacõ Bektas da buraya yerlesmis, tekkesini kurmustur. Bu agaē o gün bu gündür yasamaktadõr. Hemen o meshur menkõbeyi hatõrladõm. Hani Ahmed Yesevī, Hacõ Bektas'õ Anadolu'ya görevlendirmisti de orada bulunan erenlerden biri, ortada yanmakta olan atesten bir odun (kösegi=egsi) alõp Rum ülkesine yani Anadolu'ya dogru fõrlatmõstõ, o odun bir dut agacõ dalõydõ. Suluca Karahöyük'e sonradan Hacõ Bektas tekkesi olacak yere düsmüstü. Vilāyetnāme söyle der9": "O agaē hālā durur, yukarõ ucu yanõktõr10".
Bu anlatõlanlar menkõbe de olsa bir gerēegi yansõtmaktadõr. Yukarõda da belirttigimiz gibi menkõbe ve destanlar, halkõn hayalinde masallasan tarihī gerēekler olarak karsõmõza ēõkmaktadõrlar.
Anadolu'ya dogru havaya fõrlatõlan Kösegi=egsi motifi su dört menākõb-nāmede geēer: Hacõ Bektas-õ Veli Vilāyet-nāmesi, Hacõm Sultan Vilāyet-nāmesi11, Saltuk-nāme12, Hoca Ahmed-i Fakih Menākõbõ13. Bu motif baska menkõbelerde de bulunabilir. Bu egsi motifi, Orta Asya erenlerinin Anadolu'ya gönderdikleri bir mesāledir14.
Osmanlõ tarihēilerinin en eskilerinden olan Āsõkpasazāde (1392-
1481)'nin verdigi bilgiye göre Hacõ Bektas Veli, Horasan'dan, Mentes ismindeki kardesi ile birlikte Sivas'a, Sivas'tan da Baba Ilyas'õ ziyarete gitmisler. Oradan Kõrsehir'e, Kõrsehirden de Kayseri'ye gelmislerdir. Kardesi Mentes, Kayseri'den Sivas'a tekrar döndügü zaman orada sehit düsmüstür. Hacõ Bektas, Kayseri'den Karahöyük'e gitmis ve orada vefat etmistir. Simdi mezarõ oradadõr15.
Hacõ Bektas'õn Ahmed Yesevī'nin müridi olduguna dair rivayetlere Gelibolulu Mustafa Ālī (1593-1600)'nin Künhü'l-Ahbār'õnda ve Evliya Ēelebi'nin Seyahatnāmesi'nde de rastlanmaktadõr16.
Künhü'l-Ahbār 'dan, Hoca Ahmed Yesevī ile Hacõ Bektas Veli arasõndaki iliskileri günümüz Türkēesine aktararak söyle özetleyebiliriz:
327
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
"Hacõ Bektas'õn babasõ, Seyyid Muhammed, Nisabur'a gelerek yerlesti ve burada sehrin ileri gelenlerinden biri olan Seyh Ahmed'in Hatme adõndaki kõzõ ile evlendi. Bu evlilikten bir müddet sonra Hacõ Bektas dünyaya geldi17. Hacõ Bektas'õn soyu, Musa Kazõm (öl: M.799) yoluyle ehl-i beyte dayanõr. Hoca Ahmed Yesevī'nin halifelerinden Seyh Lokman, Horasan mõntõkasõnda meshur olmustu. Dedesi, Hacõ Bektas'õ, Seyh Lokman'a ögrenci olarak verdi. Hacõ Bektas, gerekli tüm bilgileri ondan tahsil etti.
Seyh Lokman Perende'nin ona, ..Ya merhaba Hacõ* Bektas Veli ! diye hitap etmelerinden sonra ismi Hacõ Bektas Veli oldu**. Biline ki Yesu sehrine yerlesmis olan Hoca Ahmed Yesevī, 99 bin müridi ve her alandaki genis bilgisi ile Türkistan'da meshur olmustu; her zaman alõn teri ile geēinir, bos zamanlarõnda agaētan kasõk, kepēe ve kaseler yapardõ..
Kõssa: Hacõ Bektas Veli, Hoca Ahmed Yesevī'den Anadolu'ya görevlendirilme ve Sulucakarahöyük'ü sana yurt verdik buyrugu aldõ. Necef, Mekke, Medine, Kudüs, Halep ve Elbistan sehirlerini ziyaret ederek Kayseri'ye geldi.. 18"
Hacõ Bektas-i Veli'nin, Yesevī ekolünün bir temsilcisi olarak Anadolu'da nasõl görevlendirildigini ve hangi yollarõ takip ederek Anadolu'ya ulastõgõnõ bu sekilde anlatan Ālī, bundan sonra da onun birēok kerametinden, önce Tapduk Emre, sonra da Yunus Emre ile bulusmasõndan ve Konya'daki Mevlāna Celale'd-din Rūmī'ye gönderdigi mesajdan söz eder19.
Gelibolulu Mustafa Ālī'nin anlattõgõ bu hususlarda tenkid edecegimiz yönler ise sunlar olabilir: Öncelikle Hacõ Bektas'õn soyunu Imam Musa yoluyle Ehl-i Beyt'e baglamõs ki bunun tarihi olarak izahõ oldukēa güētür. Ēünkü arada büyük bosluklar vardõr.
Hacõ Bektasõ Veli'nin Seyh Lokman Perende yoliyle Ahmed Yesevī'den feyiz aldõgõ izah edilebilir ama Hacõ Bektas Veli ile Ahmed Yesevī'nin gerēekte birbirleri ile bulusmus ve görüsmüs olabilecekleri
(ilerde de izah edecegimiz gibi) yine de tarihen imkansõz görünüyor. Ēünkü iki velinin yaklasõk olarak bulabildigimiz ölüm tarihleri arasõnda yüz yõldan fazla bir fark ortaya ēõkõyor20.
Ahmed Yesevī'den önceki asõrlarda bugün anlasõlan manada bir tarikat olayõ olmadõgõ bilinmektedir. Diger bir ifade ile Selēuklu öncesi dönemde sūfiler, tekkeler vardõr, tasavvufī faaliyetler vardõr, fakat bunlar mekteplesmemis, ekollesmemis durumdadõr. Bu yönüyle Yeseviyye bu ekollesme geleneginin ilk halkasõ sayõlmalõdõr. Yeseviyye ekolünün bizim din ve kültür tarihimizi ilgilendiren iki kolu karsõmõza ēõkmaktadõr ki bunlar
328
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
Naksibendiyye ve Bektasiyyedir. XV. yüzyõlõn sonlarõnda Hõzõr b. Ilyas tarafõndan kaleme alõnan Menakõb-õ Hacõ Bektas Veli isimli eser, Anadolu sahasõnda yazõlmõs olup Yeseviyye ile ilgili bilgi veren en eski eserlerdendir21.
Menākõb-õ Hacõ Bektas Veli isimli eserde Hacõ Bektas Veli 'nin iliskilerinden olarak Ahmed Yesevī 'nin oglu Kudbeddin Haydar 'õ kurtarmasõ olayõ anlatõlõr :
Ahmed Yesevī , Horasan ülkesinin sahibiydi. Bedahsan ülkesinin halkõ, her zaman Horasan iline akõn eder, müslümanlarõn mallarõnõ yagmalardõ. Halk, bir gün toplanõp Ahmed Yesevī'nin yanõna gelirler ve
"Bu Bedahsan saldõrganlarõ yüzünden dirligimiz kalmadõ, rõzkõmõz elden gitti. Ne yapacagõmõzõ bilemez olduk. Tanrõ buyrugunu yerine getir; oglunu basbug yap, onlarõn üzerine gönder 22" sözleriyle dert yanarlar.
Bu yakõnma üzerine Ahmed Yesevī, oglu Kutbeddin Haydar'a tug ve sancak vererek Bedahsan üzerine gönderdi. Kudbeddin Haydar, Murtaza Ali gibi ēok iyi savasmasõna ragmen esir düstü. Düsmanlar saldõrõlarõnõ daha da artõrdõlar. Bunun üzerine halk tekrar Yesevī'ye basvurup savas taleplerini tekrar arzettiler23.
Ahmed Yesevī, Horasan halkõnõn feryadõnõ duyunca ēok üzüldü. Oglu düsman elinde hapisti. Düsmandan gelen saldõrõlara karsõ halk kendisinden yardõm istiyordu. Ahmed Yesevī ise yaslanmõstõ ve artõk ata bile binemiyordu. Bu hal karsõsõnda Yigit bir kulunu bana gönder, diye dua eden Ahmed Yesevī'nin durumunu Allah, Hacõ Bektas'a ilham etti.
"Hacõ Bektas hemen Türkistan'a yürüdü, Ahmed Yesevī'nin dergahõna ulastõ.. Ahmed Yesevī, Hacõ Bektas'õ görünce mülk õssõ geldi diye ēok sevindi. Iēeriye alõp agõrladõ; birlikte oturdular; dervislerle yemek yediler; ardõndan tekbir duasõ okuyup sükrettiler" Sonra Ahmed Yesevī'den emir alan Hacõ Bektas, düsman üzerine yürüdü.. Ahmed Yesevī'nin oglunun ya- nõna ulasõnca,
- Adõm Hacõ Bektas.. Hacõ Bektas Hünkar! Baban Ahmed Yesevī gönderdi beni; kalk ayaga ! dedi. Sonra da Haydar'õ alõp Ahmed Yesevī'nin tekkesine götürdü24.
Hacõ Bektas Veli'nin Ahmed Yesevī tarafõndan Anadolu'ya yüce bir görevle gönderilisi de sözünü ettigimiz Vilāyetnāme (Menakõb-õ Hacõ Bektas Veli) isimli aynõ eserde su cümleler ile anlatõlmõstõr:
"Ahmed Yesevī'nin basõnda bir zira uzunlugunda bir elif-i taē* vardõ. Bu taē; hõrka, ēerag, sofra, alem ve seccadeyle birlikte Tanrõ'dan Hz. Peygamber'e gelmisti. O da onlarõ erkānla Murtaza Ali'ye vermisti. Imam Ali Imam Hasan'a, Imam Hasan Imam Hüseyin'e; Imam Hüseyin Imam
329
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
Zeynelabidin'e; Imam Zeynelabidin oglu Imam Muhammed'e; Imam Muhammed oglu Imam Musa Kazõm'a; Imam Musa Kazõm da oglu Imam Rõza'ya sundu. Imam Rõza onlarõ 99 bin Türkistan pirinin piri Hace Ahmed Yesevī'ye verdi. Bunlarõn tümü tekkede dururdu. Seyh onlarõ, halifelerinden kimseye vermezdi. Soranlara -Sahibi vardõr, gelir, alõr, derdi..
Bir gün halifeler toplanõp onlarõ seyhten istemeye karar verdiler. - Iēimizden birine versin, dediler. Safak zamanõ, 99 bin halife ibadet etti. Hoca Ahmed Yesevī'nin avlusu ēok genisti. Hepsi seccade serip yerli yerine oturdu. Ortaya da büyük bir ates yakmõslardõ.. Duadan sonra Seyh, halifelerin yüzüne baktõ ve ne düsündüklerini anladõ. -Gönlünüzde ne varsa dile getirin söyleyin, dedi. Halifeler dileklerini söylediler.. O sõralar, sadõk bir muhib, darõ getirmisti; darõ meydanõn bir tarafõnda yõgõlõ duruyordu. Seyh:
-Kim bu darõ yõgõnõnõn üstüne seccade serer ve hiēbir darõ ** tanesini yerinden kõmõldatmadan ibadet ederse o emanetler, o adamõn hakkõdõr.. Ama zahmet etmeyin, onlarõn sahibi var; simdi ēõkar, gelir, dedi.
Halifeler bu sözler karsõsõnda sasõrdõlar; utanēlarõndan baslarõnõ öne egdiler. Derken bir de baktõlar ki birisi ēõkageldi; - Sabahõnõz askolsun, diyerek selam verdi ve halifeleri aralayarak bir yere oturdu.
Bu gelen er Hünkār Hacõ Bektas Veli idi; halifelerin emanetleri Hace'den istemeleri, kendisine maglum olmustu. Bir anda Horasan'dan kalkmõs ve Türkistan'a Hoca Ahmed Yesevī'nin tekkesine gelmisti.
Hace, Hünkār'õn selamõnõ ayaga kalkarak aldõ; Hace'nin davranõsõnõ gören halifeler de ayaga kalktõ. Hace, halifelere dönüp - Iste emanetlerin sahibi geldi, dedi. Sonra, -Ey Horasan'lõ Hacõ Bektas, diyerek, Hacõ Bektas'õ huzuruna ēagõrdõ.
Hünkār ayaga kalktõ; seccadeyi eline aldõ ve darõ yõgõnõnõn yanõna gitti; Allah'õn adõna besmele ēekip seccadeyi darõ yõgõnõnõn üstüne serdi; ardõndan üzerine ēõkõp ibadet yaptõ; bir tek darõ tanesi bile yerinden kõmõldamadõ.
Ibadeti bitirdikten sonra elif-i taē, uētu Bektas'õn basõna geēti; hõrka havalanõp sõrtõna kondu; ēerag uyandõ, önünde durdu; peygamberin sancagõ da yerden kopup basõ ucuna dikildi; seccade ise altõna dösendi. Bunu gören halifeler salavat getirdiler..
Hacõ Bektas, emanetlerini Ahmed Yesevī'ye sundu. Hoca Ahmed Yesevī, erkānõna uygun olarak Hünkār'õ tõras etti; ardõndan emanetlerini ve icazetini verdi.(Bundan sonra Ahmed Yesevī, Hacõ Bektas'a sunlarõ) dedi:
-Ya Bektas! nasibini tam olarak aldõn; müjde olsun ki kutbu'l-aktab
330
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
oldun; kõrk yõl hükmün var; bugüne degin bizimdi; bundan sonra senindir. Biz bu yokluk yurdunda fazla kalamayõz, ahirete gideriz. Git, seni Rum'a
(Anadolu'ya) saldõk; Sulucakarahöyük'ü sana yurt verdik; Rum'da
(Anadolu'da) gerēek erenler, budalalar, sarhoslar ēoktur; artõk hiēbir yerde eglenme, hemen yürü 25".
Yine Vilāyet-nāme 'de bu olaylarõn devamõ olarak anlatõldõgõna göre, Hacõ Bektas Veli, ertesi gün günes dogarken Hoca Ahmed Yesevī'den izin alõp Anadolu istikametinde yola ēõktõ. (Makalenin basõnda da yazdõgõmõz gibi) orada bulunan erenlerden biri yanmakta olan atesten bir odun alõp Rum ülkesine dogru fõrlattõ;
"Rum'daki erenler ve evliyalardan biri de bu odunu tutsun, Türkistan erenlerinin, Rum'a (Anadolu'ya) er gönderdikleri, erenlere maglum olsun ", dedi.
"O, odun dut agacõydõ; Konya'da Emir Cem Sultan'õn halifesi Hak Ahmed Sultan bu dut agacõnõ tuttu ve Hacõ Bektas Tekkesi'nin önüne dikti*. O agaē bu gün de durur tepe ucu yanõktõr 26".
Bundan sonra Vilāyet-nāme (Velāyet-nāme)'de Ahmed Yesevī'nin yanõndan yola ēõkan Hacõ Bektas Veli'nin hangi yollarõ takibederek Anadolu'ya geldigi, Anadolu'ya girisinin erenlere maglum oldugu menkõbesi, Taptuk ve Yunus Emre ile iliskileri Künhü'l Ahbār 'da anlatõlanlara benzer bir sekilde dile getirilir. Abartma ve efsanelerin dõsõnda konu ile ilgili kaynaklarõn ittifakla ortaya koydugu bir gerēek ortaya ēõkõyor ki o da, Hacõ Bektas Veli'nin, Ahmed Yesevī tarafõndan Anadolu'ya görevlendirilisi hadisesidir.
Hacõ Bektas Veli menkõbeleri, Hoca Ahmed Yesevī ile Hacõ Bektas Veli'nin dogrudan dogruya görüstüklerinde müttefiktirler. Ama tarihī gerēeklere somut baktõgõmõzda bunu kabul etmek zordur. Ēünkü iki velīnin tahmini ölüm tarihleri arasõnda bir asra yakõn bir zaman farkõ gözüküyor. Bunun yanõnda Ahmed Yesev'i'nin, Hacõ Bektas Veli'yi görevlendirdigi konusunda menkõbeler, hemen hemen aynõ seyleri söylemektedirler.
"Ahmed Yesevī ve Yesevīlik kültürünün bugün iēin baslõca üē ana cografi bölgede yayõldõgõnõ ve günümüze kadar devam ettigini söyleyebiliriz:
a- Bugünkü Kazakistan, Özbekistan, kõsmen Türkmenistan ve
Tacikistan'õ ve Volga boylarõnõ iēine alan Orta Asya agõrlõklõ saha, b- Hindistan sahasõ,
c- Anadolu sahasõ27".
331
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
Bu arada Yesevīlik kültürünün etkisini sürdürdügü diger bir alan da Balkanlardõr. Hacõ Bektas Veli, Balkanlar'a Yesevī kültürünün aktarõlmasõnda atlama noktasõnõ olusturmustur.
Ahmed Yasar Ocak, Yesevī kültürünün Anadolu'ya aktarõlmasõnda
Hacõ Bektas Veli'nin oynadõgõ rolü su cümlelerle özetlemistir:
"Gerēege ēok yakõn olan tahminlere göre, Yesevīlik Anadolu'ya XIII. yüzyõl baslarõnda Karahitaylar'la Hārezmsahlar arasõndaki mücadelelerin yol aētõgõ, hemen pesinden de Mogol istilāsõnõn sebebiyet verdigi göēlerle girdi. Göēmen Yesevī seyh ve dervisleri, bu yeni vatanlarõnda zāviyelerini kurarak tarikatlarõnõ yaymaga ēalõstõlar. Eski kam- ozanlarla büyük bir benzerlik gösteren bu insanlar, bu vesileyle, Orta Asya'dan getirdikleri, Ahmed Yesevī ile ilgili bütün sözlü geleneklerini, bugünkü Kõrsehir, Yozgat, Sivas, Amasya ve Tokat mõntõkalarõndaki zaviyelerinde, yeni müridlerine aktardõlar. Iste Bektasīlik tarikatõ, özellikle Kõrsehir ve havalisinde faaliyet gösteren ve bir Yesevī seyhi olan Hacõ Bektas Veli tarafõndan temsil edilen bu geleneklerden dogdu. Yesevīlik, Māverāünnehir'de nasõl Naksibendiligi dogurduysa, Anadolu'da da Bektasiligi dogurdu28.
Ahmed Yesevī ve Yunus Emre ümmi degildiler.. Ögretilerini daha kolay yayabilmek iēin, halkõn bilecegi sade bir dilde siirlerini okudular. Bu siirlerin aracõlõgõyla Türkmenler'in kalblerine girdiler.. Bozkõrda yasayan Türk boylarõ, samimi müslüman olmakla beraber. inanēlarõ ēok sathī ve seklī idi . Aynõ zamanda eski geleneklerine baglõ idiler.. Bilindigi gibi Ahmed Yesevī'nin meclislerinde, kadõnlar ile erkeklerin bir arada bulunduklarõna dair rivayetler vardõr ki bu durum Türk göēebe hayatõnõn bir zaruretidir. Horasan'daki ulemā, bu duruma gücenip, Türkistan'a müfettis göndermisler. Ahmed Yesevī de müfettislere gayet keskin bir cevap vererek geri göndermistir29.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, Ahmed Yesevī'nin, o yõllardaki Türk halkõnõn alõsõk oldugu giyim ve kusamõ degistirmeye kalkõsmayarak aynõ zamanda kõz, oglan, kadõn ve erkek ayrõmõ da yapmayarak ilim ve bilgi ögrenmek isteyen herkese kapõlarõnõ aētõgõ olayõdõr.
O yõllarda Türk toplumu, aralarõna katõldõklarõ Arap-Fars Islām kültür ēevresinin insanlarõnõ yadõrgadõlar, kõlõ kõrk yaran fõkõh bilginlerine ragbet etmediler. Göēebe hayatlarõnõn geregi olarak kaē-göēsüz, kadõn, erkek birlikte ēalõsmaya ve yasamaya devam ettiler. Ahmed Yesevī,
332
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
ibadetleri araē degil amaē sayan, sekilci, kuralcõ ve müdahaleci merasim dindarlarõnõ tenkit etmis, ēevresindeki insanlarõ Tanrõ askõna davet etmisti30. Ahmed Yesevī sohbet meclislerinde kadõnlarla erkeklerin bir arada bulundugunu, yukarõda söz konusu edilen müfettis gönderme olayõnõ ve Ahmed Yesevī'nin -haklõ olduguna inandõgõ iēin- müfettise karsõ sert
ēõkõsõnõ, Divan-õ Hikmet' teki su dizelerden de anlamaktayõz:
"Isittiler Baba Māēin o zamanda,
Ahmed adlõ bir seyh ēõkmõs Türkistan'da; Sohbet kõlmõs kõz ve erkek ile orda
Men etmege Türkistan'a geldi dostlar
Geldi ise, gördüler o mesāyõhõ;
"Sen seyh misin azdõrõcõ insanlarõ?"
"Hem o azan saskõnõm ben, bil sen bunu" Diye Hazret ona cevap verdi dostlar
Emr ettiler Hakīm Hāce Süleyman'a Hem o Sūfī Muhammed-i Danismend'e Baglayõp vurun bes yüz kamēõ o nādana Bir sütuna sõkõ baglayõp koydu dostlar
.......
Ata dedi: Arkasõnda dev ve peri
Yerlesmisti, bes yüz kamēõ ona degdi,
Dev ve peri arkasõndan derhal göētü
Bir kamēõsõ ona degdi, bilin dostlar*
Baba Māēin o zaman dedi: Ey Ahmedā Gelmeseydim, rüsvā olup halklar ara Ölür idim isbu hālet ile ben de Aglayarak halini arz etti dostlar31".
Bu dizelerden Ahmed Yesevī'yi suēlayanlarõn yanõldõklarõ hususu dolaylõ olarak anlasõlmaktadõr.
Menkõbeye göre; Ahmed Yesevī, kendini suēlayanlara* bir ders vermek istemis olacak ki Horasan ve Meverāünnehir'e bir kap iēine ates ve pamugu birlikte koyarak göndermis. Oradaki ulema kabõ aētõklarõnda iēindeki ates ve pamugun birbirine tesir etmedigini yani atesin pamugu yakmadõgõnõ görünce de kendilerine verilen dersi bütün aēõklõgõ ile anlamõslardõ. "Eger kadõn erkek bir ehl-i hak meclisinde biraraya gelerek beraber zikir, ders ve ibadete devam etseler bile, Allah onlarõn kalplerindeki her türlü kin ve düsmanlõgõ yok etmege muktedirdir32".
Hoca Ahmed Yesevī, binlerce yõllõk Türk töresinin verdigi dogru
333
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
ölēülerle de donanmõs biri olarak, Islām'õ dogru anlamõs ve dosdogru da anlatmõstõr. Bu sebepten, Yesevī kültüründe kadõn ve erkek ēalõsmakta ve üretmekte birlikte oldugu gibi, mescitte, mecliste, dergahta ve mektepte de birlikte olmuslardõr. Kadõn hayatõn dõsõna itilmemistir33.
Benzer hususlarõn Hacõ Bektas Veli uygulamasõnda da oldugunu biliyoruz.
Eski Türk efsanelerinde kus ve hayvan kõlõklarõna girme rolü vardõ. Bu durum hem Ahmed Yesevī hem de Hacõ Bektas Veli menkõbelerinde geēmektedir. Örnegin Vilayetnāme-i Hacõ Bektas Veli'de anlatõlan Ahmed Yesevī'nin efsanevī hayatõnda, Ahmed Yesevī, turna ya da sahin* sekline girebiliyordu ve bir an iēinde uēsuz bucaksõz mesafeleri asabiliyordu. Aynõ güē Hacõ Bektas Veli'de de vardõ. O Güvercin donuna girip Horasan'dan Anadolu'daki Suluca Karahöyük'e uēmus. Kus sekline girmek, (eski Türklerde) kam-ozanlarda bulunuyordu. Kam ozanlar hem sihirbaz hem de saglõk verici idiler. Efsanevī muhayyele, canõ, kus seklinde tasvir eder. Islām'õ kabuldan sonra can kusu kavramõ Türk halk edebiyatõnda devam et- mistir34:
Ahmed Yesevī hikmetlerinde bu "can kusu" tabirini aynen görüyoruz:
Vah ne yazõk, hasret ile ömrüm geēti; Nefsim benim cosup tastõ, hadden astõ; Canõm kusu uēuverse, ruhum kaētõ;
Gafil yürüyen ömrünü yele satar dostlar35.
Islāmī Türk Edebiyatõnda "Gönül kusu" imajõnõ ilk kullananõn
Ahmed Yesevī oldugunu tahmin ediyoruz.
“Köngül kusõ sevk kanadõn tutup uēsa Gönül kusu sevk kanadõn uēup uēsa
Cümle vücūd yādõn sayrar bülbül bolur Cümle vücut yādõnõ söyleyen bülbül olur36.”
Ahmed Yesevī, Islamiyete samimī bir imanla baglanmõs olan, fakat Islām'a yeni giren Türk toplumuna, onlarõn diliyle, onlarõn seviyelerine göre, ahlakī ve dini esaslarõ ögütleyici birer hikmet seklinde bildirerek Islamõ ögretti. Gerek Yesevīligin gerekse Bektasīligin en belirgin özelligi, ayinlere kadõnlarõn da katõlmasõydõ37.
XIII. Yüzyõlda Yesevī dervisleri amel ve ibadet noksanõ olan müslümanlarõ dõslamama ifadesiyle formüle edebilecegimiz dinī görüs ve davranõsõ yaydõlar. Anadolu insanõnõ tevhid ve Tanrõ askõ etrafõnda topladõlar. Ahmed Yesevī tasavvuf geleneginde, Hacõ Bektas Veli önemli bir kilometre tasõdõr. O, Gaziler Serdarõ, Alperenler Piri diye anõlõr38.
334
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
Hazīnī mahlaslõ Mahmud b. Hasan isimli bir Yesevī dervis tarafõndan yazõlmõs olup, Osmanlõ Sultanõ III. Murada takdim edilen Cevāhirü'l-Ebrār Min Emvac-i Bihār*da da Hacõ Bektas Veli'nin, Ahmed Yesevī tarafõndan görevlendirilen kimselerden oldugu aēõk sekilde belirtilir:
"Rivayet olunur ki, Ahmed Yesevī Hazretleri'nin en olgun seviyeye yükselmis on iki bin tane ashāb-õ suffesi (ögrencisi ya da müridi) vardõ. Bunlarõn hepsi, kõs- yaz devamlõ surette Ahmed Yesevī ile beraberdiler. Bunlarõn haricinde ēok degisik bölgelerde, Ahmed Yesevī'den ruhsat ve yetki alarak halkõn egitimi ile mesgul olan bilge kimseler de vardõ ki bunlar sõrasõyla; Sufī Muhammed Danismend Zernūkī, Süleyman Hakīm Ata, Baba Māēin, Emir Ali Hakīm, Seyh Hasan Bülgānī, Imam Mergazi ve Seyh Osman Magribī olmak üzere yedi kisi idiler. Ve derler ki Hacõ Bektas Rūmī
- Allah ona rahmet etsin- dahi (Ahmed Yesevī'den ruhsat alan) bu bilge kisilerdendendir. Bu bilge kisilerin her biri, gayb erenleriyle yoldas olup, onlarla sürekli iliski iēinde bulunan ve Hak Ta'ala'dan icāzetli kāmil insanlardõ 39".
Türk Islām Edebiyatõnda seyahat türünün en önemli ve en büyük eseri olan Evliya Ēelebi Seyāhat-nāme'sinde Ahmed Yesevī ismi sõk sõk geēer. Evliya Ēelebi, kendisinin de Ahmed Yesevī soyundan geldigini yazar ve "Ceddimiz Türk-i Türkān Hoca Ahmed Yesevī Hazretleri" der40.
Seyahat-nāme'de de Ahmed Yesevī ile Hacõ Bektas Veli iliskisine dair pek ēok yarõ efsanevī rivayet zikredilmistir. Bunlardan seēilen asagõdaki rivayetler, Türk insanõnõn ve Türk kültürünün bu iki büyük veli arasõnda gördügü iliskiyi gözler önüne sermektedir:
"Pir-i Türkān (Hoca Ahmed Yesevī), hazretleri, Hacõ Bektas-õ Veli-i Horāsānī hazretlerini irsād idüp Rūm'a Selēukiyān'a gönderdikde hikmet-i Huda, Rūm'a Osmancõk asrõnda gelüp Orhan Gazi ile gazā idüp yeniēeri askerin dahi tertib eyledi. Sonra ceddimiz müsārün ileyh (Hoca Ahmed Yesevī) ibn Muhammed Hanefī Horasān erenlerinden yediyüz kisiyi
(Muhammed Buharī')ye terfīkān Rum'a Hacõ Bektas Veli'ye imdād gönderdi. Muhammed Buharī, rüfekāsõyla sefere hazõrlanup yola revan olacagõ vakit Hoca Ahmed Yesevī tarafõndan su yolla tenbīhāt icra kõlõndõ:
Saltõk Muhammed'im!.. Bektas'õm seni Rum'a göndersin. (Leh) diyarõnda dalālet-āyīn olan Sarõ Saltõk sūretine girüp ol mel‘ūnõ, Dobrõca' da bir ejderi- bir tahta kõlõē vererek- bu kõlõē ile katl eyle. Makedonya Dobrõca'da yedi kõrallõk yirde, nām u sān sahibi ol, diye ta'limat virdikten sonra yola ēõkardõ. Muhammed Buharī Rum'da Hacõ Bektas'a gelip
335
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
ceddimizin emrini teblig eyledi41".
Ahmed Yesevī'nin Sarõ Saltuk'u 700 kisi ile Hacõ Bektas Veli'ye yardõm etmesi iēin Anadolu'ya göndermesi, Hacõ Bektas Veli'nin de Sarõ Saltuk'u Rumeli'ye gönderdigine dair menkõbe , Anadolu ve Rumeli dõsõnda diger Türk illerine de yayõlmõstõr42.
Buradaki ifadelerden Sarõ Saltuk43 ile Ahmed Yesevī ve Hacõ
Bektas Veli arasõnda da derin baglar oldugu sezilmektedir.
Horasan'dan gelme, Hacõ Bektas Veli iēin rivayet edildigi gibi Ahmed Fakih (öl:1221), Yunus Emre, Taptuk Emre ve Mevlāna iēin de rivayet edilmistir. "Horasan, Dogunun sembolüdür. Atina ve Roma siteleri nasõl Batõyõ özetliyorsa Horasan sitesi de o günün Anadolulularõnõn gözünde Dogunun özetiydi. Bundan olacak, Anadolu, kendisini yenileyenleri toptan Horasan Erenleri olarak görür. Horasan ellerindeki siteler, Abbasīler ve Selēuklular zamanõnda birer büyük Islām sitesi, ilim yuvalarõydõ. Anadolu dünya ēapõndaki bu ēõkõsõ, yine oralara baglõyordu. Sanki Abbasīler ve Büyük Selēuklular batarken, bir sonbahar hasadõndan sonra, topraga tohumlarõn saēõlmasõ gibi, site imkanlõ bölgelerine yeniden dogusun, dirilisin sartlarõ ekilmistir. Dogudan Batõya dogru Anadolu'ya dogru olan akõn ve akõm böylece bir anlam tasõmaktadõr. Sanki medeniyet yer degistirmekle, ēok islenmis topraklardan göēerek, kendine bākir topraklar aramõstõr..44"
Fuad Köprülü, "Bektāsīlik ile Yesevīlik arasõnda hiēbir hakikī bag mevcut degildir45" ifadesini kullanmõs ki bu görüse katõlmak mümkün degildir. Ēünkü Ahmed Yesevī'nin düsünceleri ve emelleri ile Hacõ Bektas Veli'nin düsünceleri ve emelleri arasõnda ēok büyük benzerlikler vardõr.
Fuad Köprülü, Hacõ Bektas Veli hakkõndaki menkõbelerin XV. asõrda tesekkül etmis oldugu iēin tarihi bir hakikat sayõlamayacagõ fikrini ileri sürmüs, Bektasīlik ile Yesevīlik arasõnda -halk vezni ve dili ile sade Türkēe ilahilerin ēok yaygõn olmasõ gibi- sadece zahirī benzeyisler oldugunu söylemistir46.
Fakat gerek Ahmed Yesevī'nin Hikmetleri gerekse Hacõ Bektas Veli'nin Makālāt ve diger eserlerindeki düsünceler karsõlastõrõldõgõ zaman aralarõnda büyük benzerlikler oldugu görülecektir. Daha sonraki dönemlerde de Türk insanõ kulaktan kulaga rivayet edilen menkõbeleriyle bu iki büyük veliyi birlestirmis ve sõmsõkõ kaynastõrmõstõr. Her iki bilge velī de
"Allah askõ esasõna dayanan bir irade terbiyesiyle, insanõ daha ēok insan yapmak ve üstün insan olmaya yöneltmek gibi hedefler47" gütmüslerdir.
Hacõ Bektas Veli'nin Ahmed Yesevī'ye olan manevī baglõlõgõnõ
336
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
ortaya koyan diger önemli bir belgede Hacõ Bektas Veli'nin Kitab’ül- Fevāid isimli Farsēa eseridir. Kitabõn giris kõsmõnda "Bu eser, Hacõ Bektas-õ Veli'nindir48" denmesine ragmen bir kõsõm yerlerinde "Hacõ Bektas-õ Veli buyurmustur49" denilerek Hacõ Bektas Veli'den üēüncü bir sahõs gibi söz edilmistir ki bu durum, Hacõ Bektas Veli tarafõndan yazõlmõs olan Kitabü'l- Fevāid 'e sonradan bazõ ilavelerin yapõldõgõnõ göstermektedir*. Kitabü'l- Fevāid, 105 baslõk altõnda ayet, hadis ve büyük sufīlerin sözlerinden sahitler gösterilerek** yazõlmõstõr. Eserin birkaē yerinde de Ahmed Yesevī'nin, bizzat Hacõ Bektas Veli ile ilgili olan su sözlerine yer verildigini gö- rüyoruz50:
"Hoca Ahmed Yesevī Hazretleri bir gün Hazreti Hünkar Hacõ
Bektas-õ Veli'ye buyurdu:
Eger daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol ve hiē kimseye karsõ kalbinde kin tutma51".
"Hoca Hazreti Ahmed Yesevī, Hünkar Hacõ Bektas-õ Veli'ye buyurdu: Eger her zaman Cenab-õ Hak ile konusmak istersen su rubaīyi dilinden düsürme:
Sensiz benim bir dem karara mecālim yok, Iyiliklerini saymaya imkānõm yok. Tenimde her tüy eger dillense,
Binde bir sükrümü yerine getirmeye imkānõm yok52".
"Hazreti Bektas Veli, Ahmed Yesevī'ye, kulu Allah'a götüren yol nasõldõr, diye sordu. O da:
- Sana müjdeler olsun. Eger sen onun yolunda olmasaydõn bu soruyu sormaz, Allah da sana bu soruyu sordurmaz dõ, 53" dedi.
Görüldügü gibi esas kabul edebilecegimiz bütün kaynaklar, Hoca Ahmed Yesevī ile Hünkar Hacõ Bektas Veli arasõnda derin baglar bulundugunu ortaya koymaktadõr.
Bektāsīlik, Türk halkõna kendi sāde ve güzel Türkēesiyle hitap ihtiyacõnõ duymus ve nefes denilen Türkēe ilahilerinde tasavvufun ēok sayõdaki Farsēa terimlerinden birēogunun Türkēelerini bulup kullanmayõ basarmõstõr. Bu hareket birēok Türkēe kelimelerin yeni anlamlar, yeni mecazlarla ve yeni seslerle güzellesip zenginlesmesini saglamõstõr. Aynõ ilahiler genellikle hece vezniyle ve ulusal nazõm sekilleriyle söylendiginden Bektasī gelenegi, dilde, musīkīde ve nazõm sekillerinde millī ēizgileri korumus ve yasatmõstõr54.
Nihat Sami Banarlõ Makālāt’õn dili hakkõnda sunlarõ söylemistir:
337
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
"Hacõ Bektas Veli'nin Makālāt isimli eserinin Arapēa aslõ meydanda yoktur Biri nesirle ikincisi manzum olarak sonradan yapõlmõs iki tercümesi, eserin aslõ hakkõnda fikir verecek māhiyettedir55".
Burada, her ne kadar Makālāt’õn aslõnõn Arapēa oldugu iddia ediliyorsa da bu görüse katõlmak mümkün degildir. Hacõ Bektas Veli, niēin Arapēa yazsõn ki? Karsõsõnda hitap edecegi bir Arap toplulugu yoktu. Hacõ Bektas Veli'nin orijinal taraflarõndan birisi de onun, Türk halkõna, evrensel ögretileri, Türkēe anlatmasõ idi. Makālāt’õn aslõ kanaatimizce Arapēa olamaz. Ama, birisi, bu güzel kitabõ Arapēa'ya ēevirmis olabilir.
Nitekim, Mikail Bayram da Makalāt' õn dili hakkõnda su aēõklamayõ yapmõstõr: "..Ben Makālāt'õn Denizli Kütüphanesi'ndeki tek nüshasõnõ inceledim. Bozuk bir Arapēa ile kaleme alõnmõs ve bu Arapēa metin Türkēe Makālāt 'tan hülāsa edilerek meydana getirilmistir56".
Hatta, Makālāt’õ bizzat Hacõ Bektas Veli kendi kalemiyle kendisi yazmamõs da olabilir. Ēünkü o yõllarda seyh ve yazarlar bir mecliste toplanõrlar, sohbet ederler, bir kõsõm insanlar onlarõn sohbetinde bulunurlar, bir veya bir kaē kisi de o sohbette konusulanlarõ zapta geēerlerdi57. Sonra da o konusma metinleri kitap haline getirilirdi. Büyük ihtimalle Hacõ Bektas Velī'nin Türkēe sözlerinden olusan Makālāt, bu sekilde yazõlmõstõr. Yine Hacõ Bektas Veli'nin Farsēa olarak yazdõgõ iddia edilen Kitabü'l Fevāid' in de aslõnõn Türkēe olup bu sekilde yazõlmõs olabilecegi ihtimali büyüktür.
b- Türk Islām Edebiyatõnda Hikmet Türü
Islamiyetin kabulünden önce Türkler arasõnda sözlü bir siir geleneginin bulundugu; bilge kisi olan sairlerin ēesitli amaēlarla yapõlan törenlerde, o yõllardaki inanõslarõna uygun dinī iēerikli siirler söyledikleri, Islam'õ kabulden sonra da yine bu sairlerin Islām dinini yaymak ve tanõtmak düsüncesiyle siiri bir vasõta olarak kullandõklarõ bilinen tarihi hakīkatlardandõr. Iste bu sairlerden birisi de Ahmed Yesevī'dir. Ahmed Yesevī, halkõn anlayacagõ biēimde yazdõgõ bu siirlerine Hikmet adõnõ vermistir. Hikmetlerin toplandõgõ esere Divan-õ Hikmet denilmistir. Sonra Yeseviyye'ye mensup sairler arasõnda da siir söylenmesi ve bu siirlere Hikmet denilmesi gelenek haline gelmistir. Hikmetler, Allah ve insan sevgisini gönüllere yerlestirmeyi gaye edinen, Hz. Peygamberin teblig ettigi dine uymayõ telkin eden, insanõ kötü davranõslardan kurtarmaya ēalõsan ahlākī prensipler olarak karsõmõza ēõkmaktadõr. "Denilebilir ki hikmet, Islāmiyet’in manzum olarak ifadesidir" Divan-õ Hikmet nüshalarõnda yer alan hikmetlerin hepsinin Ahmed Yesevī'ye ait olmayabilecegi de kabul
338
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
edilmektedir. Fakat bunlarõn bir kõsmõ Ahmed Yesevī'ye ait olmasa bile, sekil, muhteva ve ruh bakõmõndan onlardan farksõz oldugu ve Yeseviyye gelenegini temsil ettigi aēõk sekille anlasõlmaktadõr58.
Hikmetlerin ögretici (didaktik) bir özellik tasõmasõ, dolayõsõyla sanat endisesinden uzak ve basit olmasõ tabiī karsõlanmalõdõr. Bununla beraber ifadedeki samimiyet ve sūfiyane coskunluk onlarõ basit manzumeler olmaktan da zaman zaman kurtarmaktadõr59.
Nihad Sami Banarlõ, Ahmed Yesevī iēin,"Türk illerinde edebī ve tarihī simasõndan ēok destānī sahsiyetiyle yasamõs ve sevilmis bir evliyā sairdir. Siirleri ögretici mahiyette ve yüksek sanat seviyesinden uzak söyleyislerdir. Bu manzūmeler, güzelliklerini ve telkin kudretlerini yazarõnõn inanõs ve söyleyisindeki samimiliginden almõstõr. Bu sebepten iēlerinde saf, samimī, ve bāzen derūnī bir lirizm ile rüzgarlanmõs manzūmeler de vardõr. Bu manzūmelere Hikmet adõ verilmistir.. 60". demektedir.
Ahmed Yesevī'nin inanē ve fikirlerini halk edebiyatõmõzõn bilinen sekilleri iēerisinde hece vezniyle ve sade bir Türkēe ile söylemesi hikmet tarzõnõ dogurmustur. Ahmed Yesevī bu yönüyle de büyük bir öncüdür.
"Ahmed Yesevī devrinde eski halk edebiyatõ mahsullerinin muhteva bakõmõndan oldugu kadar sekil ve ifade bakõmõndan da büyük bir gelisme gösterdigini kabul etmek hatalõ olmaz sanõrõz. Ahmed Yesevī ile baslayan dinī - tasavvufī konularõ halk edebiyatõ sekilleri iēinde anlasõlõr bir dille ifade edebilmek sanatõ, süphesiz en mükemmel hale Oguz Türkēesinde Yunus Emre ile erismistir. Bu nedenle Ahmed Yesevī'ye, Yunus Emre'ye bir zemin hazõrladõgõ iēin edebiyatõmõzda müstesnā bir yer vermek zorunda- yõz61".
Orta Asya'da halen Divan-õ-Hikmet, adeta kutsal bir metin olarak okunmaga devam etmektedir. Burada Hikmetler, büyük bir saygõ ile ezberlenmekte, hatta yalnõz erkekler degil, kadõnlar arasõnda da Yesevī-han denilen ezbere hikmet okuyucular bulunmaktadõr. Bu Yesevī-hanlar, - bizdeki mevlid okuma gibi- ēesitli amaēlarla yapõlan toplantõlarda Ahmed Yesevī'nin Divan-õ Hikmet 'inden bölümler okumakta ve halk da kendilerini büyük bir vecd iēinde dinlemektedirler62.
Kadõnlar arasõnda Yesevī'nin hikmetlerini ögrenmek ve ögretmek faaliyeti, Yesevī hayatta iken baslamõstõ. Ahmed Yesevī'nin kõzõ Gevher Sahnaz, babasõndan ögrendigi hikmetleri önce komsularõna, sonra da diger mahalle ve köylerde okuyordu. Bu durum kadõnlar arasõnda gelenek haline geldi Az zaman sonra, sonbahardan ilkbahara kadar, Hikmet'i ezberden
339
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
okuyan kõrk kadõn-kõzlar, mahallelerde, köylerde, ēadõrlarda, dört köseli bir daire teskil ederek arkalarõna da dinleyicileri almak suretiyle hikmetleri okumaya basladõlar.. Bu gelenek o günlerden bu güne sürüp geldi63.
Yine bugün Orta Asya'da Ahmed Yesevī adõ, daha önce de söylendigi gibi, Islāmla özdeslesmis durumdadõr. O ēoktandõr, burada tarihī hüviyetinden farklõlasmõs, efsanelesmis bir sahsiyet olarak, Altaylar'dan Volga boylarõna kadar, Pīr-i Türkistan, Hazret-i Türkistan, Hoca Ahmed Yesevī, Ata Yesevī olmustur64.
Tüm bu bilgiler õsõgõnda, "Ahmed Yesevī'nin, Türk insanõnõn mānen ve ahlāken olgunlasmasõna kendini adamõs bir Türk büyügü oldugunu gururla söylemek bir vefa borcudur.. Türk insanõnõn elinden tutmak demek, geleneksel yönteme göre, ona, insana en büyük degeri vermek demektir. Yesevī söyle diyor65" :
Halk gelse, seēkin olur, yõldõz gelse ay olur Bakõr gelse altõn olur, dervisler sohbetinde, Kibir hasetler ölür, iēine manalar dolar,
Göz aēõp Hakk'õ görür, dervisler sohbetinde66.
Ahmed Yesevī'nin oldugu gibi yine Türk insanõnõ daha olgun hale getirmeye kendini adamõs olan Hacõ Bektas Veli'nin de aynõ sekilde bize ulasan sekilleriyle bir tarihī hayatõ bir de menkõbevī hayatõ vardõr. Her ikisi hakkõndaki menkõbeler de Türk Islām edebiyatõnõn güzel örnekleri olarak karsõmõza ēõkmaktadõr. Hacõ Bektas velinin sözlerinin, muhteva olarak Ahmed Yesevī'nin hikmetleri ile aynõ paralelde oldugu bir gerēektir.
Divan-õ Hikmet üzerinde ēalõsan bilginler, bu kitabõn dilinin Dogu Türkēesi yani sonraki Ēagatayca oldugunu ve XII. yüzyõlõn özelliklerini tasõdõgõnõ kesfettiler. Bu sebepten Divan-õ Hikmet, Kutadgu Bilig'ten sonra, Türk edebiyatõnõn en eski eseri sayõlabilir, fakat su farkla ki Divan-õ Hikmet bozkõr halkõnõn anlayabilecegi bir dille yazõlmõs bir halk eseridir67.
Ahmed Yesevī bir ilim dili olmasõ sebebiyle Arapēa ve Farsēa'yõ ēok iyi bilmesine ragmen Arap ve Acem dili hastalõgõna yakalanmamõs, göēebe Türklere Türkēe ile hitap etmis ve öz Türkēe siirler söylemistir68.
Divan-õ Hikmet'teki manzumelerin dörtlüklerle yazõlmõs olanlarõnda
4+4+4=12'li hece vezinleri ile yazõlmõs olanlar ēogunlugu teskil etmektedir. Gazel tarzõndaki hikmetlerin bazõsõnda da hecenin 7+7 =14 veya 8+8= 16'lõ ölēüleri kullanõlmõstõr. Zaman zaman bir hecelik fazlalõk ya da eksiklik de göze ēarpmaktadõr. Genellikle yarõm kafiye ēesidi kullanõlmõs ve rediflere de ēok denecek sekilde yer verilmistir. Arasõra aruz vezni ile yazõlmõs olanlar varsa da bunlarõn Ahmed Yesevī'ye ait degil de, sonraki dönemlerde
340
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
farklõ Yesevī dervisleri tarafõndan yazõlmõs olmasõ ihtimali büyüktür. Münācāt'ta arūzun Mefā‘īlün Mefā‘īlün Fe‘ūlün vezni kullanõlmõstõr69.
Fuat Köprülü'nün belirttigi gibi, hikmetlerin fikrī yönünü dinī tasavvufī unsurlar; sekil yönünü de millī unsurlar teskil eder. Divandaki hikmetlerin hiēbirisi Ahmed Yesevī'ye ait olmasa bile, surasõ mukakkak ki bu büyük sūfī, halk edebiyatõ sekilleri ile Türkēe hikmetler yazmõs ve ondan sonra Yesevī sairler arasõnda bu yolda manzumeler yazmak, kutsal bir gelenek ( an'ane) halinde asõrlarca devam ettirilmistir 70.
Hoca Ahmed Yesevī ve Hacõ Bektas Veli, her kavme kendi diliyle hitap etmek gerektigi gerēegini en iyi kavrayan ve hikemī tarzda eser veren Türk büyüklerindendir.
c- Fakr-nāme ile Makālāt Arasõndaki Benzerlikler
Hacõ Bektas Veli'nin Makālāt'õ dört kapõ-kõrk makam tertibi üzere ele alõnmõstõr. Bu tertip, Ahmed Yesevī'nin Fakr-nāme'si ile hemen hemen aynõdõr. Fakr, kisinin hedefe (örnegin fenāfi'llaha) ulasmak iēin yapacagõ birtakõm mücahadeleri ve geēecegi makamlarõ ifade eden tasavvufi bir terimdir. Bu makamlarõ anlatan eserlere Fakr-nāme denmistir. Dinī Tasavvufī Türk Edebiyatõnda fakrõ ve makamlarõnõ anlatan Asõk Pasa'nõn Fakr-nāme isimli mesnevisinde oldugu gibi müstakil eserler olmakla birlikte, ēesitli tasavvuf ve tabakat kitaplarõnda da muhtelif bölümler halinde fakr-nāmeler ele alõnmõstõr. Iste Ahmed Yesevī'nin Divan-õ Hikmeti'nin Kazan ve Taskent baskõlarõnõn mukaddimesinde böyle bir Fakr- nāme mevcuttur 71.
Her ikisi de dört kapõ (a-Seriat b-Tarikat c-Marifet d-Hakikat) ve kõrk makam (her kapõda onar madde) üzere yazõlmõstõr. Her iki kitapta da otuzdan fazla madde müsterek olarak gözükmektedir72. Bu durum da Hoca Ahmed Yesevī ile Hacõ Bektas Veli arasõnda ne kadar derin baglar oldugunu göstermektedir.
d- Divan-õ Hikmet ile Makālāt Arasõndaki Benzerlikler
"Ahmed Yesevī'nin Divan-õ Hikmet'i ne ise, Hacõ Bektas-õ Veli'nin Makalāt'õ da odur, diyebiliriz. Her iki kitapta iēerik ve konularõn sõralanõsõ birbirine ēok benzemektedir. Bu bakõmdan her ikisi de Türk milletinin millī- dinī muhtevada birlik ve beraberlik iēinde olmalarõ iēin ēalõsmõslardõr73".
Veli Sair Ahmed Yesevī, Divan-õ Hikmet'te Kur'an ve Hadis'i birinci derecede kaynak olarak kullanmayõ temel prensip olarak kabul etmistir74.
341
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
Aynõ durum Hacõ Bektas Veli iēin de geēerlidir.
Divan-õ Hikmet ve Makālāt' tan seētigimiz asagõdaki örnekler bu iki büyük veli ve eserleri arasõndaki büyük benzerlikleri ortaya koymaktadõr:
Divan-õ Hikmet:
Bismi'llah dip beyān eyley hikmet aytõp Bismillah'la baslayarak hikmet söyleyip Tāliblerge dürr ü güher saētõm muna Tāliplere inci, cevher saētõm iste Riyāzetni katõg tartõp kanlar yutup Riyāzeti katõ ēekip, kanlar yutup
Min Defter-i Sānī * sözin aētõm muna Ben Defter-i Sāni sözünü aētõm iste75.
Makālāt:
"Tanrõ Tebāreke ve Ta‘alā Hazretlerine sonsuz sükür, minnet ve senālar olsun ki zayõf, ēaresiz kullarõ yoktan var eyledi ve bizlere Islāmõ nasib betti.. Fakat, aklõn ermesine, gönlün yönelmesine ve suret dögmege (insanlarõ uyarmaga) bu kadar söz yeter ki onlarõ da yad ettik.. 76"
Divan-õ Hikmet:
Sünnet imis, kafir de olsa incitme sen
Hüda bīzardõr katõ yürekli gönül incitenden Allah sahit öyle kula hazõrdõr Siccīn*; Bilginlerden duyup bu sözü söyledim iste77.
Makālāt:
Hazreti Resul buyurmustur: "Sefkat imandandõr" Yetmis iki milleti ayõplamamak (gerektir) 78.
Divan-õ Hikmet:
Ata, ana, kardesler nere gitti, fikir kõl
Dört ayaklõ tahta at bir sana yeter ya
Dünya iēin gam yeme, Hak'tan baskayõ deme
Kisi malõnõ yeme, Sõrat üzre tutar ya79.
Gönül vermez dünyaya, el uzatmaz harama
Hakk'õ seven āsõklar helālinden yemisler80.
Makālāt :
342
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
"..Helāl kazanmak ve ribāyõ harām bilmektir81.
..Ama benim üē dostum vardõr. Ne zaman ki ben ölürüm birisi evde birisi yolda kalõr; birisi ise benimle beraber gelir. Evde kalan malõmdõr, yolda kalan, hõsõmlarõm ve ailemdir; benimle beraber gelen ise iyiliklerim ve amellerimdir.. Er kisinin daima gönül sehrini arõtmasõ ve hiē gafil olmamasõ gerekir 82.
Divan-õ Hikmet:
Dili ile ümmetim diye yalan söyler
Kisi malõnõ almak iēin saēma-sapan sözler Helalini burda bõrakõp haram gözler Cahillere bu sözleri diyesim gelir
Makālāt:
".. Simdi, iēin; kibir, hased, cimrilik, tamah, öfke, gõybet, kahkaha
(sõmarõklõk), samata, ve maskaralõklarla doludur. Simdi azizim! hangi kitapta bunlardan birisinin iman ehlinin iēinde olacagõ buyurulur ? Nerede kaldõ;
(Allah'õn) kitaplarõna ve tebliglerine inandõgõn?
.. Nefs de seytanõn nāibidir. Seytanõn subasõlarõ; kibir, hased, cimrilik, aēgözlülük, öfke, gõybet, kahkaha ve maskaralõktõr. Saydõgõmõz bu yedi nesne onun muhafõzlarõ, yanõ kapõcõlarõdõr..
..Kendisini arõtmayan baskalarõnõ da arõtmaz.. Simdi ey müminler, eger kendinizi bildiyseniz bu kapõ ümit kapõsõdõr.. Gerēek canlara hülāsa söz yeter.. 83".
Divan-õ Hikmet:
Ālimim diye kitap okur anlamõnõ bilmez Ēogu āyetin anlamõnõ asla bilmez Büyüklenme, ben-benligi dini tutmaz Ālim degil cahildir dostlarõma84.
Molla müftü olanlar, yalan fetva verenler Akõ kara kõlanlar cehenneme girmisler Kadõ imam olanlar, haksõz dava kõlanlar Esek gibi olarak yük altõnda kalmõslar85
Hacõ Bektas Veli:
"Simdi her zaman insan suretinde oldugu halde insanlõk mertebesinde olmayanlarõ görürsün ya bunlar, endise ve veballerinin kalabalõgõ iēinde bogulmuslardõr.. Fakat degme kisileri insan yerine koymadõk. Birēoklarõ sekilde insan, manada hayvandõr..
343
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
Yetmis yõllõk ibadet bir saatlik tefekküre denk geldi.
Simdi her kim ki kendini bilmez Ēalap Tanrõ'yõ dahi bilmez86".
Ilim ögrenmek zorunlu ödevdir. Fiilen tatbik edilmeyen kuru bilginin vebali vardõr; onun da hesabõ sorulur87.
" Ilmin de yõldõzlara benzedigini ifade etmistik. Yõldõzlar (gök de) aēõk oldugu zaman, (gece) insanlarõn ayaklarõ, yolu görür. Her kimin gerēek ilmi olursa o da Hak'tan yana olan yolu görür ve herseyi anlar hale gelir.
Buna karsõlõk gökyüzü bulutlu olunca insanlarõn ayaklarõ yolu göremez. O halde akõl, marifet ve ilmi olmayan biri Hak'tan yana olan yolu nasõl görebilir ki?.. Yani ālimler olmasa, bir kimse Hak'tan yana olan yolu nasõl görebilir ki?
Simdi ilim büyüklerine babadan anneden daha ēok deger vermek gerekir..88".
Ilim ve bilginin rehberlik etmedigi hayat, karanlõk bir hayattõr 89 .
SONUĒ
Hacõ Bektas-õ Veli, Ahmed Yesevī ekolünün Anadoluda'ki ulu temsilcilerinden birisidir. Fakr-nāme + Divan-õ Hikmet ile Makālāt arasõnda büyük benzerlikler vardõr. Her ikisinde de Türklük aēõk bir biēimde görülmektedir. Anadolu ve Balkanlar’daki Müslüman Türk halkõ, Hoca Ahmed Yesevī'nin, Hünkar Hacõ Bektas Velī'yi Anadolu istikametinde görevlendirdigine inanmaktadõr. Bu görevlendirmenin meyveleri apaēõk ortadadõr. Ahmed Yesevī'nin Türkistan'da yaptõgõ kutsal görevi, Hacõ Bektas Veli, Anadolu ve Balkanlar’a tasõmõstõr. Her iki büyük veli de insanõmõzõ daha üstün insan haline getirmek iēin ēaba sarfetmislerdir. Her iki gönül adamõnõn, erkegin yanõ sõra kadõn egitimine de ēok büyük önem verdiklerini görüyoruz. Her ikisi de Kur'an ve Hadis'i birinci kaynak olarak almõslar ve ilmin öncülügünde yürümüslerdir. Ahmed Yesevī, sāde bir dille Türkēe hikmet söyleme geleneginin öncüsü olmustur. Yesevī gelenekli hikmetler, ulastõgõ tüm bölge insanlarõ iēin kaynastõrõcõ bir rol oynamõstõr. Bu arada Ahmed Yesevī - Hacõ Bektas Veli gelenegi ēerēevesinde de Türk Islām Edebiyatõnõn en güzel örnekleri yazõlmõs ve söylenmistir.
Hacõ Bektas Veli'nin "Ilim ve bilginin rehberlik etmedigi hayat, karanlõk bir hayattõr" sözü ile Büyük Atatürk'ün "Hayatta en hakiki mürsit ilimdir " sözleri arasõnda büyük bir benzerlik vardõr.
Gerek Ahmed Yesevī gerekse Hacõ Bektas Veli, bilim ve hosgörüyü esas alan düsünceleri ve kisinin alõn teri ile geēinmesinin kutsallõgõnõ öne ēõkaran yasama biēimleri ile Türk kültürünün temel taslarõ olarak karsõmõza
344
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
ēõkmaktadõr.
BIBLIYOGRAFYA
- Ahmed Fakih, Kitābu Evsāf-õ Mesācidi's-Serīfe, Yayõmlayan, Hasibe
Mazõoglu, TDK . Yayõnlarõ Ankara 1974.
- Ahmed Yesevī, Divan-õ Hikmet, Matbaa-i Mahrusa-i Osmaniyye,
Istanbul 1299.
- Ahmed Yesevī, Divan-õ Hikmet Seēmeler, Hazõrlayan; Kemal Eraslan, Kültür Bakanlõgõ Yay., Ankara 1991.
- Akkus, Mehmet, "Tasavvufun Anadolu'ya Girisi ve Islāmlasmada Rolü" Tanõmõ Kaynaklarõ ve Tesirleriyle Tasavvuf, (Vefatõnõn 10. Yõlõnda Mehmet Zahit Kotku ve Tasavvuf Sempozyumu Tebligleri) Haz., Coskun Yõlmaz, Seha Nesriyat, Istanbul 1991, 133-142.
- Aktan, Ali, "Künhü'l-Ahbār'a Göre Ahmed Yesevī ve Anadolu'daki
Halifeleri", Milletlerarasõ Hoca Ahmed Yesevī Sempozyumu (26-
29 Mayõs 1993) Bildirileri, Kayseri 1993, 13- 22.
- Āli, Gelibolulu Mustafa, Kitabü't-Tārih-i Künhü'l-Ahbār, Kayseri Rasid Efendi Küt. 920 no'lu nüsha, Istinsah Tar. 1083, 20 a- 20b ; nes, Ahmet Ugur- Mustafa Ēuhadar-Ahmet Gül- Hakkõ Ēuhadar, Erciyes Üniversitesi Yay., Kayseri 1997.
- Aslanoglu, Ibrahim, "Alevīlik Nedir" Hacõ Bektas Veli Arastõrma
Dergisi, Ankara 2000, 153-184.
- Āsõk Pasaoglu Tarihi, nes. Atsõz, M.E.B. Yay. Istanbul 1992.
- Cāmī, Abdurrahman, Nefahātü'l-Üns Evliyā Menkõbeleri, Tercüme ve Serh, Lāmiī Ēelebi, Hazõrlayanlar: Süleyman Uludag- Mustafa Kara, Marifet Yay., Istanbul 1995.
- Cumbur, Müjgan "Evliyā Ēelebi Seyahat-nāme'sinde Ahmed Yesevī", Erdem Atatürk Kültür Merkezi Dergisi Hoca Ahmed Yesevī Özel Sayõsõ, c.7, sayõ, 21, Ankara 1995, 887-917.
- Cosan, Es'ad, "Ahmed-i Yesevī Hazretleri" Ahmed-i Yesevī Hayatõ Eserleri Tesirleri, Haz., Mehmet Seker- Necdet Yõlmaz, Seha Nesriyat, Istanbul 1996, 13- 49.
345
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
- Demirci, Mehmet, "Ahmed Yesevī'den Yunus Emre'ye" Milletlerarasõ
Hoca Ahmed Yesevī Sempozyumu Bildirileri, Kayseri 1993, 85-
92.
- -------------------------, "Ahmed Yesevī'nin Yunus Emre'ye Tesiri olmus
mudur", Dokuz Eylül Ü. Ilahiyat Fakültesi Dergisi VIII, Izmir
1994, 61- 84.
- -----------------------, "Tarihten Günümüze Ahmed Yesevī", Türk Yurdu,
sayõ 88, Istanbul, 1994, 41-44.
- Ebü'l-Hayr-õ Rūmī, Saltuk- nāme, Haz. Sükrü Haluk Akalõn, Kültür Bak. Yay. I-III, Ankara 1990.
- Ecer, A. Vehbi, "Ahmed Yesevī'de Dini Tolerans ve Anadolu'da etkileri", Milletlerarasõ Hoca Ahmed Yesevī Sempozyumu Bildirileri, Kayseri 1993, 101- 113.
---------------------- "Hoca Ahmed Yesevī ve Anadolu Türk Kültürü",
Kubbealtõ Akademi Mecmuasõ, Temmuz 2000, 49-55.
- Eraslan, Kemal, Divan-õ Hikmet Seēmeler, Ankara 1991.
- ----------------------- , "Ahmed Yesevī", T.D.V.I.A., Istanbul 1989, II, 159-
161.
- ------------------------, "Yesevī'nin Fakrnāme'si ", TDED, XXII, Istanbul
1977, 45-120.
- Evliya Ēelebi, Mehmed Zõllī b. Dervis, Evliya Ēelebi Seyahatnāmesi, Ikdam Matbaasõ I-V, Devlet Matbaasõ VII, Orhaniye Matbaasõ VIII, Istanbul 1314-1928.
- Fazlurrahman, Islam, Ēev. M. Dag-M.Aydõn, Selēuk Yayõnlarõ, Ankara
1996.
- Ferideddin-i Attar, Mantõk al-Tayr, ēev. Abdülbakī Gölpõnarlõ, Milli
Egitim Bakanlõgõ Yay., I-II, Istanbul 1990.
- Fõglalõ, Ethem Ruhi, Türkiye'de Alevilik Bektasilik, Selēuk Yay. Ankara
1990.
- Genē, Ilhan, "Belāgat Yönünden Divan-õ Hikmet Üzerine Bir Degerlendirme", Ahmed-i Yesevī Hayatõ Eserleri Tesirleri, Haz., N. Yõlmaz, Seha Nesriyat, Istanbul 1996, 425-443.
- Güzel, Abdurrahman , "Hacõ Bektas Veli'nin Hayatõ ve Eserleri" Genē
346
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
Erenler Özel s., Ankara 1998, 5-10.
- ------------------------ ,"Tekke Siiri", Türk Dili Türk Siiri Özel Sayõsõ III,
Sayõ 445-450, Ankara 1989, 251-454.
- --------------------------, "Ahmed Yesevī'nin Fakr-nāme'si ile Hacõ Bektas Veli'nin Makalat'õ Arasõndaki Benzerlikler" Milletlerarasõ Ahmed Yesevī Sempozyumu Bildirileri, (Ankara 1991), Ankara 1992, 33-
43.
- Hacõ Bektas Veli, Makālāt, Esad Cosan'õn Tenkidli Basõmõndan
Sadelestiren Hüseyin Özbay, Kültür Bakanlõgõ Yay. Ankara 1996
(Eser, Ankara Il Halk Kütüphanesi Eski Eserler Bölümü 355 nu- marada kayõtlõ nüshasõnõn tõpkõ basõmõ ile birlikte yayõnlanmõstõr.)
- ----------------------, Kitabu'l-Fevāid (Hazreti Hünkār Hacõ Bektas-õ
Veli'nin Vasiyetnāmesi) Tertipleyen: I.Ö., Istanbul 1959.
- Hayõt, Baymirza, "Türkistan Kadõnlarõnõn Yesevīcilik Ananesi",
Milletlerarasõ Ahmed Yesevī Sempozyumu (26-27 Eylül 1991
Ankara) Bildirileri, Ankara 1992, 45- 47 ; Ocak, 299-305.
- Hazini, Cevahiru'l-Ebrār Min Emvac-i Bihār (Yesevī Menakõbnāmesi), nes. Cihan Okuyucu, Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Tõp Tarihi Enst. Yay., Kayseri 1995.
- Hoca Ahmed Yesevī, Divan-õ Hikmet, Haz., Hayatõ Bice, Türkiye
Diyanet Vakfõ Yay., Ankara 1993.
- Katip Ēelebi, Kesfu'z-Zunūn, I-II, Istanbul 1971.
- Kara, Mustafa, "Yeseviyye Kültürünü Günümüze Ulastõranlar ve
"Cevahirü'l-Ebrār Min Emvāci'l-Bihār", Milletlerarasõ Ahmed
Yesevī Sempozyumu Bildirileri, Kayseri 1993, 187- 196.
- Karakoē, Sezai, Yunus Emre, Istanbul 1974.
- Köprülü, Fuad, Türk Edebiyatõnda Ilk Mutasavvõflar, Ankara 1976.
- -------------------, "Bektasīligin Mense'leri ", Türk Yurdu, sayõ 8, Mayõs
1341, 121-140.
- --------------------,"Mõsõr'da Bektasīlik", Türkiyat Mecmuasõ, VI, (1939),
13-40.
- --------------------, "Hoca Ahmed Yesevī Ēagatay ve Osmanlõ Edebiyatlarõ
Üzerindeki Tesiri", Bilgi Mecmuasõ, Matbaa-i Āmire, Istanbul
347
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
Nisan 1333, 611-645.
- Kurnaz, Cemal- Tatcõ Mustafa, Yesevīlik Bilgisi, Ankara 2000.
- --------------------, “Ahmet Yesevī’nin Takipēileri” Yesevīlik Bilgisi, 353-
432.
- Mazõoglu, Hasibe, "Ahmed Yesevī'nin Anadolu'ya Attõgõ Atesli Egsi"
Yesevīlik Bilgisi, haz. C. Kurnaz - M.Tatcõ, Ankara 2000, 459-464.
- Mélikoff, Irčne, Hadji Bektach un mythe et ses avatars, Ēeviri, Turan Alptekin, Hacõ Bektas Efsaneden Gerēege, Cumhuriyet Kitaplarõ, Istanbul 1999.
- --------------------, "Ahmed Yesevī ve Türklerde Islāmiyet", Milletlerarasõ Ahmed Yesevī Sempozyumu (26-27 Eylül 1991 Ankara) Bildirileri, Ankara 1992, 61- 67.
- Mert, Hamdi, Hoca Ahmed Yesevī, Bilig Yayõnlarõ, Ankara 2000.
- --------------------, Hünkār Hacõ Bektas Velī Hayatõ Hizmeti Mesajõ, Bilig Yay. Ankara 2000.
- Ocak, Ahmet Yasar, "Türk Dünyasõnda Ahmed Yesevī ve Yesevīlik Kültürünün Yayõlõsõ: Bir Sūfī Kültürün Yeniden Güncellesmesi", Milletlerarasõ Hoca Ahmed Yesevī Sempozyumu Bildirileri, Kayseri 1993, 299-305.
- -----------------------, "Anadolu Türk Halk Sūfīliginde Ahmed Yesevī, Geleneginin Tesekkülü", Milletlerarasõ Ahmed Yesevī Sempozyumu (26-27 Eylül 1991 Ankara) Bildirileri, Ankara 1992,
75-84.
- ----------------------, "Fuad Köprülü Sosyal Tarih Perspektifi ve Günümüz Türkiyesi'nde Din ve Tasavvuf Tarihi Arastõrmalarõnda Tarihin Saptõrõlmasõ Problemi", Türkiyat Arastõrmalarõ Dergisi, sayõ 3, Konya 1977, 221-230.
- -----------------------, Fuat Köprülü, "Ahmed Yesevī, I.A., Millī Egitim
Bas., Istanbul 1965, I, 210-215
- Öztürk, Mürsel, "Ahmed Yesevī- Hacõ Bektas-õ Veli ve Yunus Emre
Zinciri, Yesevīlik Bilgisi, Haz. C. Kurnaz- M. Tatcõ, Ankara 2000,
285- 293.
- Pekolcay, Necla, Islāmī Türk Edebiyatõ, I-II, Istanbul 1967.
348
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
- Safī, Mevlāna Ali b. Hüseyin, Resahāt Aynü'l-Hayat, Matbaa–i Āmire
1269.
- Sahin, Hasan "Ahmed Yesevī'nin Insana Bakõsõ" Milletlerarasõ Hoca Ahmed Yesevī Sempozyumu Bildirileri, Erciyes Üniversitesi Yay, Kayseri 1993, 347-351.
- Seker, Mehmet- Yõlmaz, Necdet, Ahmed-i Yesevī Hayatõ-Eserleri- Fikirleri Tesirleri, Seha Nesriyat, Istanbul 1996.
- Sener, H.Ibrahim, "Yesevī Hikmetlerinin Kaynagõ Olarak Āyetler Üzerine Bir degerlendirme", Ahmed-i Yesevī Hayatõ-Eserleri-Fikirleri Tesirleri, Haz., Mehmet Seker-Necdet Yõlmaz,.Seha Nesriyat, Istanbul 1996, 353-374 ; Yesevīlik Bilgisi, Haz., C. Kurnaz-M.Tatēõ
199-210.
- Türk Kültürü ve Hacõ Bektas Veli, Türk Kültürü ve Hacõ Bektas Veli
Vakfõ Yay. Ankara 1988.
- Vassāf, Hüseyin, Sefine–i Evliyā, Osmanlõca'dan ēeviren Mehmet Akkus- Ali Yõlmaz, Sehā Nesriyat, I-II, Istanbul 1990.
- Velayetnāme, (Menākõb-õ Hacõ Bektas Veli), Haz. Abdülbakī Gölpõnarlõ,
Istanbul 1958.
- Vilāyetnāme, (Menākõb-õ Hacõ Bektas Veli) Yayõna Haz., Esat
Korkmaz, Ant Yayõnlarõ, Istanbul 1995.
- Yõlmaz, Ali, "Ahmed Yesevī'nin Hikmetleri Ile Yunus Emre'nin Siirlerinde Tasavvufī Muhteva Benzerlikleri", Yesevīlik Bilgisi, Haz. Cemal Kurnaz-M. Tatcõ, Ankara 2000 ; Diyanet, Ekim-Kasõm Aralõk 1993, 17-33.
- -------------------, " Divan-õ Hikmet" Diyanet, sayõ 33, Eylül 1993, 42-43.
- Yüce, Kemal, "Ahmed Yesevī'nin Halīfesi Sarõ Saltuk", Yesevīlik Bilgisi, Haz. C.Kurnaz-M.Tatcõ, Ankara 2000, 281-293.
- Zeybek, N. Kemal "Hoca Ahmed Yesevī Türk Milletinin Ruh
Hamurkārõdõr" Yesevī Dergisi, Agustos 1994, Sayõ, 8, 12.
DIPNOTLAR
1 Ferideddin-i Attar, Mantõk al-Tayr, ēev., Abdülbakī Gölpõnarlõ, Milli Egitim Bakanlõgõ Yay., Istanbul 1990, II, 34 ; Kemal Eraslan (Hazõrlayan), Divan-õ Hikmet Seēmeler, Kültür Bakanlõgõ Yay., Ankara 1991, 6-16; Mehmet Demirci, "Ahmed Yesevī'den Yunus Emre'ye" Milletlerarasõ Hoca Ahmed Yesevī Sempozyumu Bildirileri, Kayseri 1993, 85- 92 ; "Mehmet Akkus, "Tasavvufun Anadolu'ya Girisi ve
349
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
Islāmlasmadaki Rolü", Tanõmõ, Kaynaklarõ Ve Tesirleriyle Tasavvuf, (Vefatõnõn 10. Yõlõnda Mehmet Zahit Kotku ve Tasavvuf Sempozyumu Tebligleri) Haz., Coskun Yõlmaz, Sehā Nesriyat, Istanbul 1991, 133-142.
2 Hüseyin Vassāf, Sefine–i Evliyā, Osmanlõca'dan Ēeviren Mehmet Akkus- Ali Yõlmaz
Sehā Nesriyat, Istanbul 1990, I, 391, 397.
3 Safī, Mevlāna Ali b. Hüseyin, Resahāt Aynü'l-Hayat, Matbaa–i Āmire 1269, 14-15.
** Fuat Köprülü'ye göre Ahmed Yesevī, makarr-õ evliya olan Türkistan'da Yesi kasabasõnda dogmustur ve babasõnõn ismi de Muhammed Hanefī'dir, bkz., Fuad Köprülü, "Hoca Ahmed Yesevī Ēagatay ve Osmanlõ Edebiyatlarõ Üzerindeki Tesiri", Bilgi Mecmuasõ, Matbaa-i Āmire, Istanbul, Nisan 1333, 611-645.
* Fuat Köprülü, Divan-õ Hikmet'te yer alan, Eyā dostlar kulak salun aydugumga Ne sebebdin altmõs üēde kirdim yirga
beytinden hareketle Ahmed Yesevī'nin yasõ hakkõnda ileri sürülen bazõ yanlõs
anlamalara karsõ su güzel aēõklamayõ yapmõstõr:
«Rus müstesriklerinden Melioransky, Islam Ansiklopedisine "Ahmed Yesevī" ile ilgili olarak yazdõgõ maddede, "Ahmed Yesevī'nin tarih-i tevellüdü maglum olmamakla beraber divanõnda altmõs üē yasõnda vefat ettigi musarrahdõr" diyor. Bu ifade, bir kaē noktadan hatalõdõr: Birincisi, hiē bir kimse kendi divanõnda kendisinin ölüm tarihini söyleyemez. Ikincisi, mevcud an'ane Ahmed Yesevī'nin 125 sene yasadõgõnõ gösteriyor. Üēüncüsü, Resāhāt ‘Aynül-Hayat gibi önemli teracim kitaplarõnda Ahmed Yesevī'nin uzun ömürlü olduguna dair deliller vardõr. Anlasõlõyor ki Melioransky, " Ol sebebdin altmõs üēde kirdim yirga" misraõnda "yere girme"nin "ēile-hane'ye girmek, hāy u huy alemden uzaklasmak" manasõna geldigini anlayamamasõna mebni onu vefat seklinde tefsir etmistir », bkz, Köprülü, "Hoca Ahmed Yesevī Ēagatay ve Osmanlõ Edebiyatlarõ Üzerindeki Tesiri", 615.
4 Fuad Köprülü, "Hoca Ahmed Yesevī Ēagatay ve Osmanlõ Edebiyatlarõ Üzerindeki Tesiri", 611-645; Ali Yõlmaz, "Ahmed Yesevī'nin Hikmetleri Ile Yunus Emre'nin Siirlerinde Tasavvufī Muhteva Benzerlikleri", Yesevīlik Bilgisi, Haz. C. Kurnaz- M.Tatcõ, Ankara 2000 ; Hamdi Mert, Hoca Ahmed Yesevī, Bilig Yayõnlarõ, Ankara
2000, 10-11 ; Akkus, 133-142.
5 Cāmī, Abdurrahman, Nefahātü'l-Üns Evliyā Menkõbeleri, Tercüme ve Serh, Lāmiī
Ēelebi, Hazõrlayanlar: Süleyman Uludag- Mustafa Kara, Marifet Yay., Istanbul 1995,
843 ; Vassāf, I, 395; Ethem Ruhi Fõglalõ, Türkiye'de Alevilik Bektasilik, Selēuk Yay. Ankara 1990,137; Hamdi Mert, Hünkar Hacõ Bektas Veli, Bilig Yayõnlarõ, Ankara
2000, 14.
6 Bkz: Köprülüzade M. Fuad, "Bektasīligin Mense'leri ", Türk Yurdu, sayõ 8, Mayõs
1341, 121-140.
7 Bkz: Fuad Köprülü, "Mõsõr'da Bektasīlik", Türkiyat Mecmuasõ, VI, (1939), 13-40.
8 Ahmet Yasar Ocak, Fuad Köprülü, Sosyal Tarih Perspektifi ve Günümüz Türkiyesi'nde Din ve Tasavvuf Tarihi Arastõrmalarõnda Tarihin Saptõrõlmasõ Problemi", Türkiyat Arastõrmalarõ Dergisi, sayõ 3, Konya 1977, 221-230.
* Bektas kelimesinin anlamõ; "Bek" kaēõp sõgõnacak yer, sõk agaēlõk, koruluk gibi anlamlara gelmektedir. Aynõ zamanda Maveraünnehir'de bir yer adõdõr. "Tas" ise dost, muhib, ortak vb. anlamlara gelmektedir. "Tas", sonralarõ "das" sekline dönüsmüstür;
"dindas", "arkadas" kelimelerinde oldugu gibi. Bu durumda Bektas kelimesi "melce-i erbab-õ tarīk, dost olan zat" anlamõndadõr, bkz., Vassāf, I, 399.
350
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
9 Mehmet Demirci, "Tarihten Günümüze Ahmed Yesevī", Türk Yurdu, s. 88, Istanbul,
1994, 41-44.
10 Vilāyetnāme, (Menakõb-õ Hacõ Bektas Veli), Haz. Abdülbakī Gölpõnarlõ, Istanbul
1958, 17; Vilāyetnāme, Yayõna Haz., Esat Korkmaz, Ant Yayõnlarõ, Istanbul 1995, 36; Demirci, 41.
11 R. Tschudi, Das Vilājet-nāme des Hadschim Sultan, Berlin 1914'ten naklen Hasibe Mazõoglu, "Ahmed Yesevī'nin Anadolu'ya Attõgõ Atesli Egsi" Yesevilik Bilgisi, Haz., Cemal Kurnaz - Mustafa Tatcõ, Ankara 2000, 459-464
12 Bkz., Ebü'l-Hayr-õ Rūmī, Saltuk-nāme, Haz. Sükrü Haluk Akalõn, Kültür Bak. Yay. I- III, Ankara 1990.
13 Mazõoglu, 459-464, (Ayrõca Bkz: Ahmet Fakih, Kitabu Evsāf-õ Mesācidi's-Serīfe, Yayõmlayan Hasibe Mazõoglu, TDK. Yayõnlarõ, Ankara 1974, 10.
14 Mazõoglu, "Ahmed Yesevī'nin Anadolu'ya Attõgõ Atesli Egsi", 464.
15 Āsõk Pasaoglu Tarihi, nes. Atsõz, M.E.B. Yay. Istanbul 1992, 164-165; bu kaynakta
(Hacõ Bektas Veli ile ilgili menkõbeler) su ifadeler dikkati ēekmektedir: " Bu Hacõ Bektas, Horasan'dan kalktõ.. Evvela Sivas'a geldi... Bu Anadolu'da misafirler ve seyyahlar arasõnda dört tayfa vardõr ki anõlõr. Biri Anadolu Gazileri, biri Anadolu Ahileri, biri Anadolu Abdallarõ, biri de Anadolu Bacõlarõ. Hacõ Bektas Hazreti bunlarõn iēinde Anadolu Bacõlarõ'nõ seēti ki ona “Hatun Ana” derlerdi. Geldi onu kõz edindi. Gizli bilgi ve kerametlerini ona gösterdi, teslim etti. Sonra oradan Allah rahmetine vardõ.." Bzk., Asõk Pasaoglu Tarihi, 164-165.
16 Āsõk Pasaoglu Tarihi; 164-166; Fuad Köprülü, Türk Edebiyatõnda Ilk
Mutasavvõflar, Ankara 1976, 48.
17 Vilayetnāme'deki su beyit de bu dogumu anlatmaktadõr: Göricek yüzüni oglunun o mah
Adõnõ Bektas virdi onun sāh (Gölpõnarlõ, Velāyetnāme, 1-4)
* Hüseyin Vassāf, "Bektas Veli'ye Niēin Hacõ Dediler" baslõgõ altõnda su menkõbeyi anlatmõstõr:
"Yukarõda yazdõgõm gibi Lokman-õ Parende Hicaz'a gitmis idi. Arafat'a ēõkõp kõbleye dogru döndükleri esnada Lokman müridlerine demis ki; Yāranlar bugün arefe günüdür, simdi bizim ellerde yemek pisirilir . Bu söz Allah'õn kudretiyle Hacõ Bektas'a mālum oldu. Tam bu esnada seyhin evinde de yemekler pisiriyorlardõ. Bektas, hemen bir tepsi yemegi aldõgõ gibi o anda Lokman'a sunuverdi. O da Nisabur'a döndükleri zaman ēocugun bu kerametini herkese söyledi; ona Hacõ lakabõnõ verdi. Yoksa Hacõ Bektas, hacca gitmis erlerden degildir" Bkz., Vassāf, 396-397.
** Hacim Sultan Velāyetnāmesi'nde Hacõ Bektas Veli, dogrudan dogruya Hoca Ahmed Yesevī'in halīfesi olarak zikredilir. Burada ise, görüldügü gibi, Hacõ Bektas'õn, Lokman-õ Parende müridi oldugu söylenmektedir (Ayrõca bkz: Köprülü, Türk Edebiyatõnda Ilk Mutasavvõflar, 49-50) Menakõb-õ Hacõ Bektas Veli isimli eserde ise, bu konuya aydõnlõk getiren su cümleler vardõr: "..Türkistan'õn 99 bin pirinin Piri Hace Ahmed Yesevī'nin halifelerindendir; adõna Seyh Lokman-õ Perende derler; Bektas'a ancak o hocalõk edebilir; onu hoca tutmanõz en dogru istir; (dediler), Sultan Ibrahim, Bektas-õ Horasanī'ye Seyh Lokman'õ Perende'yi hoca atadõ. Lokman-õ Perende, Türkistan'õn 99 bin pirinin piri Sultan Hace Ahmed Yesevī'nin halifesiydi.. Bkz: Vilāyetnāme, E. Korkmaz Yay.19-20.
18 Āli, Gelibolulu Mustafa, Kitabü't-Tārih-i Künhü'l-Ahbār, Kayseri Rasid Efendi
Küt. 920 no'lu nüsha, Istinsah Tar. 1083, IV. Rükün, 20 a- 20b ; Aynõ eser, nes, Ahmet
351
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
Ugur- Mustafa Ēuhadar-Ahmet Gül- Hakkõ Ēuhadar, Erciyes Üniversitesi yay. Kayseri
1997, 88-92 ; Ali Aktan, "Künhü'l-Ahbār'a Göre Ahmed Yesevī ve Anadolu'daki Halifeleri", Milletlerarasõ Hoca Ahmed Yesevī Sempozyumu (26-29 Mayõs 1993) Bildirileri, Kayseri 1993, 13- 22.
19 Bak: Āli, Künhü'l-Ahbār, 92-97.
20 Aktan, 13-22.
21 Mustafa Kara, "Yeseviyye Kültürünü Günümüze Ulastõranlar ve "Cevahirü'l-Ebrār
Min Emvāci'l-Bihār", Milletlerarasõ Ahmed Yesevi Sempozyumu Bildirileri, 187-
196.
22 Vilāyetname, E. Korkmaz Yay., 24.
23 Vilāyetname, E. Korkmaz Yay., 24-25.
24 Vilāyetname, E. Korkmaz Yay., 26-28.
* Elif-i Taē: Hacõ Bektas Veli ile Anadolu'ya geldigi kabul edilen, dört dilimli ve dikis
ēizgisi elif harfini simgeleyen uzun ēuha baslõk (daha genis bilgi iēin bkz. H. Mazõoglu,
459-464)
** Sefine-i Evliya'da bunun "susam yapragõ" oldugu yazõlõdõr, bkz., Vassāf, I, 396.
25 Vilāyetname, E. Korkmaz Yay., 34-35.
* Hācim Sultan Velāyet-name'sindeki bu konu ile ilgili menkõbe söyledir: "Sultan Hoca Ahmed Yesevī Hazretlerinin bir agaē kõlõcõ vardõ. Getirip tekbir edip, onu sultan Hacõ Bektas Veli el-Horasānī'nin beline kusattõ ve dahõ ocakta dut agacõndan od yanardõ. Onu kavrayõp Rūm'a (Anadolu'ya) dogru pertev etti. Rūm'da bunu tutalar diyu, dedi. O havada yana yana geēerken, Konya'da bir er vardõ, Sultan Hoca Ahmed Fakih derlerdi. O odu kapõp, hücresinin önüne dikti. Kudret-i Ilahī orada bir agaē bitti; tepesi yanõk, asagõsõ dut idi. Hemen yemis virdi idi, bkz., Necla Pekolcay, Islāmī Türk Edebiyatõ, Istanbul 1967, I, 95.
26 Vilāyetname, Esat Korkmaz Yay., 35-36; Ibrahim Aslanoglu, "Alevīlik Nedir" Hacõ
Bektas Veli Arastõrma Dergisi, Ankara 2000, 153-184.
27 Ahmet Yasar Ocak, "Türk Dünyasõnda Ahmed Yesevī ve Yesevīlik Kültürünün Yayõlõsõ: Bir Sufī Kültürün Yeniden Güncellesmesi", Milletlerarasõ Hoca Ahmed Yesevī Sempozyumu Bildirileri, Kayseri 1993, 299-305.
28 Ahmed Yasar Ocak, "Anadolu Türk Halk Sūfīliginde Ahmed Yesevī, Geleneginin Tesekkülü", Milletlerarasõ Ahmed Yesevī Sempozyumu (26-27 Eylül 1991 Ankara) Bildirileri, Ankara 1992, 75-84.
29 Fuad Köprülü, "Ahmed Yesevī", I.A., Millī Egitim Bas., Istanbul 1965, I, 210-215; Irčne Mélikoff, "Ahmed Yesevī ve Türklerde Islāmiyet", Milletlerarasõ Ahmed Yesevī Sempozyumu (26-27 Eylül 1991 Ankara) Bildirileri, Ankara 1992, 61- 67; Irčne Mélikoff, Hadji Bektach un mythe et ses avatars, Ēeviri, Turan Alptekin, Hacõ Bektas Efsaneden Gerēege, Cumhuriyet Kitaplarõ, Istanbul 1999, 37, not : Irčne Mélikoff'un bu iki ēalõsmasõnda yukardaki bilgilere ilaveten, Yesevī meclislerinde kadõnlarõn, erkeklerin toplantõlarõna "kapanmaksõzõn ve örtüsüz katõldõklarõna" dair ifadeler de yer almaktadõr ki diger kaynaklarda bu hususu göremedik.
30 A. Vehbi Ecer, "Hoca Ahmed Yesevī ve Anadolu Türk Kültürü", Kubbealtõ Akademi
Mecmuasõ, Istanbul Temmuz 2000, 49-55.
* Cevahiru'l-Ebrār'da da bu menkibeler, yani Ahmed Yesevī'ye müfettifs gönderilmesi, müfettisin Ahmed Yesevī'yi baglayarak bes yüz kamēõ vurmasõ, bes yüz kamēõya hiē ses ēõkarmayõp besyüzbirinci kamēõdan ēok acõ duymasõ, son kamēõdan neden acõ duydugu sorulunca da, arkasõna kuvvetli bir cinin engel olusturarak kamēõlarõn ona
352
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayi : 11 Yil : 2001 (325-355 s.)
degmesi sebebiyle etkilenmemesi, bes yüz birinci kamēõda cinin ya da perinin ēekilmis olmasõ sebebiyle kamēõnõn Ahmed Yesevī'ye dokunmasõ.. ayrõntõlõ bir sekilde anlatõlmõstõr, bkz., Hazinī, 46-47.
31 Eraslan, Divan-õ Hikmet Seēmeler, 180-183.
* "mu½āfāt-õ ba