Duygusal Zeka EQ
Özellikle son yıllarda sosyal modellerde yaşanan karmaşık değişiklikler (artan boşanma oranları, görsel ve yazılı basının yarattığı olumsuz etkiler, gelişen teknoloji, ebeveynlerin yoğun iş yükü nedeniyle çocuklarına daha az zaman ayırması vs.) günümüz çocuklarının sorunlarının artmasına neden olmuş ve bu kaçınılmaz değişiklerin üstesinden gelebilmek için özellikle psikoloji alanında yapılan bilimsel çalışmaların belirli sayıda arttığı görülmüştür.
Yapılan bu tip çalışmaların amacı daha mutlu, sağlıklı ve başarılı çocuklar yetiştirmek için neler yapılması ile ilgilidir. Yapılan araştırmalar, elde edilen sonuçlar, kazanılmakta olan yeni anlayış; hayatta başarılı ve mutlu olmak için sadece IQ yani -zihinsel yeteneklerin değil; çocuklarımızın başarı şansı konusunda doğuştan sahip oldukları veya sonradan edinip geliştirdikleri birçok duygusal ve sosyal becerilerin (EQ) de etkili olduğu belirtilmektedir.
Duygusal zekâ (EQ) insanların birbirleriyle uyum sağlaması için yardımcı olan becerileridir, Akılcı zekâ (IQ) ise akademik beceriler anlamına gelir. Her ikisi de insanda var olan, birbirini destekleyen ve biri diğerinin yardımcısı olan yeteneklerdir.
Zekâ birbirinden farklı alanlara yayılan beyin gücünün kapasitesi ve bu kapasitenin verimli şekilde kullanılabilmesidir. Akademik Zekâ; sayısal – sözel becerilerin alanıdır. ( Bugün zekâ dendiğinde yalnızca bu alan akla gelmektedir ). Sosyal Zekâ; kendini ifade edebilme, etkin iletişim kurma, beden dilini kullanabilme, kalabalık karşısında konuşma, eleştirilere karşı nesnel (objektif) olma gibi becerileri kapsamaktadır. Duygusal Zekâ; farkındalık, irade geliştirme, oto-kontrol, dürtü kontrolü, empatik dinleme, empatik yaklaşım ( başkasının ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlayabilme, dünyaya onun penceresinden bakabilme, kendini onun yerine koyabilme ), sorun çözme, grup çalışması yapabilme, sevgiyi, saygıyı bilme, yanlışı kabul etme gibi becerilerin alanıdır. Duygusal Zekâ kişinin kendisinin ve diğerlerinin hislerini, önsezilerini izleme, bunlar arasında ayırım yapma ve bu bilgiyi düşünce ve eylemlerinde kullanma becerisini içeren, sosyal zekânın bir alt kümesidir.
• Kişinin kendi duygularını anlaması
• Başkalarının duygularına empati beslemesi
• Duygularını yaşamı zenginleştirecek biçimde düzenleyebilme yetisidir.
En basit tanımıyla duygusal zekâ, bir bireyin ne kadar akıllı olabileceğiyle değil, daha ziyade hayatta başarı sağlamaya yarayan sosyal ve duygusal becerilere sahip olup olmadığıyla ilgilidir.
Bellek, anlama , sorun çözme, algılama, bilgi işleme gibi yeteneklerin oluşturduğu IQ (zekâ katsayısı), çeşitli standart zekâ testleriyle ölçüldüğünde, çocuk altı yaşını geçtikten sonra hep sabit kaldığı görülmektedir. Oysa ki EQ becerileri daha az kalıtım yüklüdür ve geliştirilebilir
(Shapiro 1997). Daniel Goleman 1995 yılında yayınlanan “Duygusal Zekâ” adlı kitabı ile EQ becerilerinin başarı konusundaki öneminin bilhassa eğitim alanında daha çok vurgulanmasına ve uygulamaların başlamasına öncü olmuştur. Goleman’a göre EQ, IQ’nın zıttı değildir, ancak bu beceriler, kavramsal düzeyde ve günlük hayatla dinamik bir etkileşim halindedirler ve aslında duygusal zekâ beynin çeşitli bölümlerinin bu etikleşimiyle tanımlanmaktadır.
Son yıllarda yapılan araştırmalar, IQ’ nun hayattaki başarıya katkısının % 10’dan fazla olmadığını göstermektedir. Yüksek IQ, başarının, prestijin veya mutul bir yaşamın garantisi olmadığı halde, kültürümüzde akademik yetkinlik hala ön planda tutulmakta; günlük hayatımızda büyük önem taşıyan sosyal ve duygusal becerilerin geliştirilmesi ihmal edilmektedir. Yapılan bir araştırmada Harvard’dan mezun olan 95 öğrenci, orta yaşlarına kadar takip edildiğinde okul sınavlarında en yüksek puanları alan kişilerin, daha düşük puanlı arkadaşlarına oranla maaş, verimlilik ve kendi alanlarındaki konumları açısından daha başarılı olmadıkları gözlenmiştir. Daha da ötesi bu kişilerin ne hayatlarından daha hoşnut, ne de arkadaş, aile ve aşk ilişkilerinde daha mutlu oldukları gözlenmiştir.
DUYGUSAL ZEKÂNIN KAPSAMI
Duygusal zekâ ile ilgili çalışma yapan uzmanlar bu kapsama giren yetenekleri 5 başlık altında toplamaktadırlar.
1. Öz bilinç: Kendini tanıma olarak ifade edilen öz bilinç, duygusal zekânın temelidir.
Duygularını tanıyan kişiler hayatlarını daha iyi idare eder, kişisel karar gerektiren
konularda ne düşündüklerinden emindirler.
2. Duygularını yönetebilmek: Duyguları yönetme yeteneği öz bilinç temeli üzerine
oluşur. Duygularını yönetemeyen insanlar sürekli huzursuzlukla savaşım sürdürürler.
İyi yönetenler ise sorunlarla karşılaştıklarında kendilerini kolay toparlar.
3. Kendini harekete geçirebilmek: Duygularını bir amaç doğrultusunda toparlayabilmek,
kendine hakim olabilme ve yaratıcılık için gereklidir. Bu beceriye sahip kişiler,
yaptıkları işlerde üretkendirler ve işi sonuna kadar götürebilirler.
4. Başkalarının duygularını anlayabilme: Empati; insanlarla ilişkide temel beceridir.
Empati duygusuna sahip kişiler karşısındakinin neye ihtiyacı olduğunu ve ne istediğini
bildiren sinyallere daha duyarlıdırlar.
5. İlişkileri yürütebilmek: İlişki sanatı büyük ölçüde, başkalarının duygularını idare etme
becerisidir. Bu becerisini geliştirmiş kişiler insanlarla etkili ilişkiler kurar ve bunu
sürdürür.
DUYGUSAL ZEKÂNIN ÖĞRENMEDEKİ ROLÜ
Bu konuda araştırma yapan uzmanlara göre duygusal zekânın öğrenmedeki rolü tartışılmaz.
Duygusal açıdan güvenli bir ortam, öğrenmenin hızı ve sağlıklı olması açısından önemlidir. Etkili öğrenme için duygusal sağlığın yerinde olması gerekir. Bu konuda yapılan araştırma sonuçları, okulda başarısız olan öğrencilerin hemen hemen hepsinin duygusal zekânın bir ya da birkaç öğesinden yoksun olduğunu gösteriyor. Uzmanlar duygusal zekâ ile ilgili yedi anahtar öğe sıralıyor;
• Güven: Çocuğun başarısında, kendisine ve yetişkinlerin kendisine yardımcı olacağına inancı çok önemlidir.
• Merak : Bir şeyleri keşfetmek çocuğa olumlu ve keyif veren bir deneyim sağlar.
• Amaç gütme: Yeteneğiyle birlikte bir etki yaratma arzusu ve bunu gerçekleştirebilmek çocuğa başarı sağlamaktadır.
• Özdenetim: Yaşına uygun bir biçimde kendi hareketlerini kontrol edebilme yeteneğidir. Çocuğun iç disiplin kazanması yine duygusal zekâ için çok önemlidir.
• İlişki kurabilme: Diğerleri tarafından anlaşıldığı ve diğerlerini anladığını hissederek başkalarıyla iletişim kurabilme gücüdür.
• İletişim yeteneği: Sözel olarak düşünce, duygu ve kavram alışverişinde bulunma yeteneğidir.
• İşbirliği yapabilme: Bir grup faaliyeti içinde, kendi ihtiyaçlarıyla başkalarının ihtiyaçlarını dengede tutabilme yeteneğidir.
ÇOCUKLAR VE DUYGUSAL ZEKÂ
Çocuklar bebekliklerinden itibaren sağlıklı-sağlıksız, doğru ya da yanlış pek çok etkileşimle büyürler. Çevrelerinden gelen tepkilere göre kendileri, başkalarıyla ve içinde yaşadıkları dünya ile ilgili düşünceler edinir ve bunlara göre davranış ve tutum geliştirirler. Çocukların başarılı olması için sadece IQ yeterli değildir. Duygusal zekâ sadece yetişkin hayatında değil, çocukların hayatında da önemli rol oynar. Duygusal zekâları gelişmiş çocuklar diğerlerine göre daha şanslıdır. Duygusal zekânın ilkokul ailedir.
Anne- babaların davranışları çocuklarda derin izler bırakır. Uzmanlara göre duygusal zekâsının gelişebilmesi için bir çocuğun doğduğu günden itibaren sevgi ve ilgi konusunda eksik kalmaması gerekmektedir. Sıcak, güvene dayalı ilişkilerin yaşandığı bir ailede büyüyen insanların duygusal zekâları yüksek olmaktadır. Böyle bir çocuk gençliğinde başkalarının duygularının ne anlama geldiği konusunda zorluk çekmemektedir. İnsanlara karşı da kendi duygularını nasıl ifade edebileceğini öğrenmektedir. Duygusal açıdan sağlıklı yetişen çocuklar
Yaşamları boyunca daha az davranış problemleri yaşamakta, başkalarının duygularını sezme
Konusunda zorlanmamaktadırlar. Bu da olumlu ilişkiler inşa etmelerinde çok etkili olmaktadır. Çocuğun duygularını açıkça gösterebilmesi için onları cesaretlendirmemiz gerekmektedir. Özellikle erkek çocukların, doğdukları andan başla***** ve hayatları boyunca, duygularının bütününün geçerli ve savunabilir olduğu mesajını almaları önemlidir. Duygusal zekâ, hayatın ilk yıllarında gelişmeye başlar. Çocuklar, anne baba, öğretmen ve çevrelerindeki diğer insanlar ve arkadaşlarıyla olan iletişimleri sırasında birbirlerine duygusal mesajlar gönderirler. Bu mesajların üst üste tekrarı çocukların duygusal yapısını ve davranışlarını oluşturur. Çevreden gelen tepkiler ve mesajlarla oluşan beyindeki bağlantılar çocuğun geleceğini kalıcı olarak etkiler. Diğer bir deyişle, olaylar karşısında arka arkaya yaşanan duygusal dersler ve deneyimler beynin belli bölümlerindeki bağlantıları geliştirecek beyni bu duygulara karşılık verecek biçimde örgütler.
Anne-baba ya da hayatlarındaki diğer önemli insanlar, çocuklara davranışları ile çocuğun ileriki hayatına yansıtılan geçmişini oluştururlar. Çocukluğunda yediği dayakların acısı ile , kızgınlıkla çatılan kaşlara yoğun korku ve nefretle tepki vermeyi öğrenmiş birisi, çatılan kaşların artık böyle bir tehdit taşımadığını bildiği halde ayni tepkiyi bir ölçüde gösterecektir. Anne-baba ve çocuklar arasında kurulan sıcak, güvenli ve kuvvetli bağ ile çocuklar duygularıyla baş edebilmeyi , öfkelerini kontrol edebilmeyi ve empati duygusunu öğrenirse sadece bugün değil, gelecekte de bu becerilere sahip olacaktır. Bu hayat boyu etkisini gösterecek kalıcı ve önemli bir güçtür.(Devamı Çocuklarda Duygusal Zeka Nasıl Gelişilir)