Orhan AYHAN
Ayhan: "Mikrofonda 10 bin maç"
Bu güne kadar mikrofonda 10 bin karşılaşmayı nakleden Orhan Ayhan için boksun her zaman için ayrı bir yeri var. Dünyayı peşinden sürekleyen futbol ise bir sanat eseri onun hatırladığı günlerden...
Şimdi mi?
"Nefret ediyorum futboldan" diyor Orhan Ayhan. "Maçları anlatırken zevk duyarak anlatmıyorum. Sadece görevimi yapıyorum. Bu kadar. Benim tanıdığım futbol bu değil. Benim hatırladığım tüm futbolcular bir sanatkar edasıyla sanatlarını icra ederdi. Şimdi futbol fabrikasyon olmuş."
Çocukluk günlerimde aklımda kalan karelerden biri...
Bir pazar günü...
O günlerde evlerde bırakın televizyon yayınını henüz televizyon dâhi yok...
TRT televizyonunun İstiklal Marşı ve bayrak töreniyle açılacağı günlere daha birkaç yıl var yani.
Doğal olarak günün eğlence programı: Radyoda maç dinlenecek.
Hazırlıklar tamam.
Annem ve babam kahvelerini almışlar karşılıklı oturuyorlar.
Çocuklar kahve içmez!..
O halde kakao içsin...
Hımm! Fena fikir değil...
O dönemin en popüler kakao markası...
İsminden emin değilim ama üzerindeki silindir şapkalı elinde asası olan kabere yıldızı görünümlü şık bir bayan yüzü...
Flu çocukluk anılarımı aralıyorum sanıyorum Golden yazıyor kutunun üzerinde...
Evet evet eminim Golden...
Velhasıl bir tören misali pazar günleri...
Büyükler kahvesini aaaaaaarken kakao ile oyalanmam istenmiş.
Ama ben yine de radyoya kulak veriyorum.
Maç anlatıldığı belli. Uğultular geliyor.
Ama duru bir ses dillendiriyor tüm o görmediklerimi.
Hatta maçın bitiminde de dinleyenlerinin huzurlarından "Hürmetlerle" ayrılıyor.
Spor dünyasının özellikle mikrofonda geçirdiği 45 yılın ardından Orhan Ayhan'ı o günleri bugünün genç kuşağına anlatması için "Ustalara Saygı" köşemde konuk etmek istiyorum.
Üstadın sağlık problemleri nedeniyle ard arda yaşanan rötarların ardından nihayet buluşuyoruz.
aaaifli bir sohbet olacağı belli mi belli...
Ben hayli gevezeyim. Hele de sohbeti tatlı biri olursa tutana aşk olsun!.
Orhan Ayhan ise sohbeti konuşmayı sever mi bilmiyorum (!)
Dilerseniz konuştuklarımızı bir okuyun...
Bakalım siz ne diyeceksiniz...
Anılarla yüklü bir spor seyahati sizi bekliyor.
Söylemedi demeyin de!..
GİDİN BAŞIMDAN!
Radyo spikerliğine adım attığınız olayı bizimle paylaşır mısınız?
Spikerlikten önce 5 sene spor yazarıydım. 1957 yılı Son Posta 1959 Tercüman Gazetesi'nde çalıştım. Mesleğimin 5. yılında bir arkadaşım İstanbul Radyosu'nda ilk defa bir spikerlik kursu açıldığını duymuş benim de adımı yazacaklarmış. Kilyos'a gitmiş milli takımı takip etmişim. O zaman şimdiki gibi değil otobüsle gidiş-dönüş... Mürettip başımda sayfayı bekliyor. O sinirle "Gidin başımdan!" demişim. Ama yine de beni listeye yazmışlar. Togay Bayatlı da dahil dönemin önemli isimleri 56 kişi İstanbul Radyosu'nda elimize bir haber verip okuttular. Bana da bir Vietnam haberi gelmişti. Haberde iki vurgu yapılması gereken yer vardı. Virgül dahi özellikle konmamış. En iyi benim haber okuduğum kayıtlara geçmiş. Sonra maç anlatımları başladı. Sonuçları bekliyoruz. Açıklandı İhsan Biricik-Tercüman İstihbarat Müdürü üçüncü rahmetli Alp Serek ikinci kıtipiyoz bir muhabir Orhan Ayhan ise birinci...
Sizi mikrofona iten bu olayın ardından ilk anlattığınız maçı hatırlıyor musunuz?
Şampiyonlar Ligi maçı 1963'ün Ocak ayında Galatasaray-Milan maçı... 3-1 yenildi Galatasaray...
8 SÜTÜNA MANŞET KÜREK HABERİ
Kendinizi bu kadar farklı alanlarda nasıl yetiştirdiniz?
Ama bizim adımız spor yazarı. 1957'de Son Posta'da Spor Servisi'nde çalışmaya başladığımda her türlü branşı takip ediyordum. 26 Temmuz 1957 yılında benim takip ettiğim ilk haber neydi bilir misiniz? Rahmetli Adnan Fuat Aral spor müdürüm bana görev verdi. "Yedikule'ye git! Kürek şampiyonası var" dedi. Nasıl takip edileceğini bilmiyorum. Baktım benim gibi tıfıl biri daha ortalıkta dolaşıyor Atilla Karsan... Onun da ilk işi. Kürekçiler yarışa başladığında ben de sahilden koşmaya hazırlanırken Eftel Nogan "Hadi basın tekneye bekliyoruz" deyince bir heyecan atladık tekneye. Yarışı takip ettik. Ertesi gün haber Son Posta'nın spor sayfasında 8 sütün manşet "Galatasaray kürek takımı İstanbul Şampiyonu" diye yer aldı. Bu arada güreşçi tenisçi boksör her türlü sporcu gelirdi gazetemize. O zaman da futbol vardı. Galatasaray Beşiktaş Fenerbahçe yine vardı. Manşet oluyordu ama abone değildi. Garbis Sakaryan'ı manşet yapıyoruz spor sayfasına. Neden? Sakaryan'ın maçında Spor ve Sergi Sarayı'nın demir kapıları kırılıyor. Atlı polisler etrafta. Böyle bir spor yazarlığından geliyorum. Ama bir spor yazarı her türlü branşı takip eder ve bilgi sahibi olurdu.
MİKROFONDA 10 BİN MAÇ
Anlattığınız ilk boks maçına dair anılarınızı yoklamanızı istesem...
Rene Brunet ile Garbis Sakaryan'ın maçı var "Sen anlatabilir misin?" dediler. ... Vee bu günlere geldik. 10 bin civarında maç anlattım. Bunun içinde her türlü müsabaka var.
Guiness Rekorlar Kitabı için bir başvuru yapmayı düşünmüyor musunuz?
Prof. Orhan Kural Bey evladıma gittim "45 yıl durmadan maç anlattım" dediğimde bana "Durmaksızın kaç saat maç anlattınız?" diye sordu. Sinirlendim. Böyle palyaçoluk olur mu? Oturayım 21 saat maç anlatayım. Böyle bir müsabaka şekli mi var? Dünya üzerinde 45 yıl maç anlatan bir başkası var mı? Oldu oldu. Olmadı tamam. Dönen olmadı...
10 bin civarındaki maç anlatımını futbol ya da boks diye ayırabilir misiniz?
45 yıl boyunca anlattığım 10 bin maçın ortalama 7500 futbol diğeri bokstur. Boks aralıklarla anlatılıyor oysa futbol her hafta var. Hatta haftada 2 gün maç anlatmış olduğum zamanlarda mecvut.
MAÇ ANLATMAK GÖREVİM aaaİF ALMIYORUM
En sevdiğiniz spor dalı da boks o halde?...
Elbette boks... O benim hayran olduğum bir şey. Hele şimdi futboldan nefret ediyorum. Maçları anlatırken zevk duyarak da anlatmıyorum. Sadece görevimi yapıyorum. Bu kadar. Benim tanıdığım futbol bu değil.
Günümüzdeki futbolla sizin spor dünyasına adım attığınız yıllarla kıyaslayabilir misiniz?
Benim dönemimde hepsi birer aktör ve olağanüstü sanatçılardı. Yaptıkları figürler akıllardan çıkmazdı. Galatasaray'da 4 numara ile oynayan bir Suat Mamat vardı. Özel seyircileri vardı. Hareketleri rövaşataları gençler tarafından taklit edilirdi. Bir Metin Oktay... Binlerce özel seyircisi mevcuttu statta.
Fenerbahçeli Tarzan Mehmet lakaplı Mehmet Ali Pars... Öyle etresan bir adamdı ki anlatayım bakın... Maalesef kanserden genç yaşta öldü. Beşiktaşlı Şeref Has'ın ağabeyi. Toprak zemin üzerinde çalımlarıyla imzasını atardı. Eskiden futbol ayakkabıları takunya gibiydi. Birinci ızgara ikinci ızgara bir de topukta ızgara... Sahaya çıkıldığında müthiş bir ağırlık. Bir süre sonra tüm futbolcuların boyu uzar. Çünkü aralarına dolan çamurla birlikte ayakkabı yükselir. Ayakla kesme olamayacağı için oyun stili bir zaman sonra hep burunla oynamaya dönerdi.
Mehmet Ali Büyük Fikretler Küçük Fikretlerin olduğu dönemlerde Fenerbahçe'de fakat ayakları pek narin... Bu ayakkabılarla bir şey yapamıyor. Bir gün atletizim pistinde koşan atletlerin ayakkabılarını görüyor. Bir ayakkabıyı alıyor İstiklal Caddesi'ndeki Dinyakos'a gidiyor. Birlikte yeni biri ayakkabı üretmenin yollarını arıyorlar. Önce kösele ilavesi yapılıyor fakat uzun oluyor. Uçları kesiyor tekrar kösele ekliyor. Atletizm ayakkabısının çivilerinin yerine kösele takıyor. Bu ayakkabıyla Tarzan Mehmet harikalar yaratmaya ve kabiliyetini daha rahat ortaya koymaya başlayınca tüm futbolcular aynı yolu izledi. Dinyakos'u başta Almanlar olmak tüm Avrupa onun ayakkabılarını taklit etti. Marka oldu Dinyakös'ta köşe...
BİRÇOK ŞÖHRET GİBİ METİN OKTAY DA YALNIZDI
Metin Oktay'ı çok özel bir futbolcu ve şık bir insan olarak biliyoruz. O'nu bir de sizden dinlesek...
Metin sahayı terk ederken Fenerbahçe seyircisinin önünden geçtiğinde ayakta alkışlanırdı. Futbolculuğu İzmir'de Damlacıkspor'da başlar. İzmirspor'un ardından Galatasaray günleri...Tercüman'da uzun yıllar birlikte çalıştık. Son derece centilmendi. Futbolculuğunun ardından alkolle başı dertteydi. Metin romantik bir çocuktu. Sevdiği bir kızdan yıllar önce ayrılmak zorunda kalmıştı. Allahın ona bahşettiği harikulade bir futbol kabiliyeti vardı. O dönem Metin Oktay'ın hayatı film konusu olduğunda da büyük ilgi görmüştü. Sevdiği kız İzmirspor'da kalmasını istiyordu ve "Ya ben ya Galatasaray" deyince Taçsız Kral "Sen değil Galatasaray" dedi. İçine kapanık bir insandı Metin Oktay. Bunu hiç kimse çözemedi. Hiç de belli etmedi. Bir çok şöhret gibi yalnızdı. Kendi romantizmini göremiyordu diğerlerinde. Gazeteci arkadaşlarının yazdıklarından yöneticilerinden yaşadığı kırgınlıklaro hiç kimseyle paylaşmazdı. İçkiye sığındı fakat içkiye dayanamıyordu. Alkolik bir insan değildi sadece içkiye dayanamıyordu. Bünyesi içkiyi taşıyamıyordu. Sanırsınız dünyaları içmiş oysa Metin'in içtiği 2 bilemediniz 3 kadehtir. 3 kadehten sonra Metin hurma... Başkaları ise şişeler devirir başkalarını da evine dağıtır. Boğazda bir trafik kazasıyla maalesef alkol onu bizden ayırdı.
FUTBOL ARTIK FABRİKASYON YILDIZ TABİ OLMAZ
Günümüzdeki futbolu sizin spor dünyasına adım attığınız yıllara oranla kıyaslayabilir misiniz?
Şimdi futbol fabrikasyon. Artık biri sektör oldu. Bizim eski futbolumuz futbol sanatıydı. Şimdi ise ürün oldu. 6-7 yaşında bacak kadar çocuklar çeşitli şekillerde kesiliyor biçiliyor ve paketleniyor. Bunu da doğal karşılamak gerek. Milyonlarca doların döndüğü sektör elbette böyle olacak. Her şey yerinde kalıyor. O benim güzelliklerim eski hatıralarım harika futbolcularım anılarımda artık.
Yıldız futbolcu sayısında da artış değil aksine düşüş var neden dersiniz?
Yetişemiyor çok zor yetişiyor. Artık öyle bir hale geldi ki herkes yıldız. Herkes yıldız gibi yetişiyor. Olağanüstü kabiliyetler yükleniyor ama bir yerden sonra da biçiliyor. Müthiş bir faul ve göğüs göğüse mücadele var.
TERİM'E ALLAH YARDIM ETSİN!
Güç daha ilerde artık...
Bir Pele çıktı bir Maradona çıktı. Şimdi de Ronaldinho var. Zidaneler Hagiler var bakmayın ama kreatif oyuncu yok artık. 90 dakika boyunca bir maç Süperlig maçı seyrediyorsun adamın canı sıkılıyor. Kendini maça veremiyorsun. Ne biçim bir ligdir böyle Süperlig olur mu allahaşkına?...
Ondan sonra milli takım. Allah kolaylık versin Fatih Terim'e...
PELE EŞİMLE FOTOĞRAFIMIZI ÇEKİYOR
Sizin dillere destan Pele röportajınız var sizin üslubunuzla dinlesek...
Eşimle birlikte bir Uzakdoğu turu yaptık. Oradan Arjantin'de Brezilya-Arjantin maçını seyrettik 1-1 berabere kaldılar. Oradan Brezilya'ya indik Erdinç Ulumlu o dönem müsteşardı. Ondan Pele'nin jübile maçı yapacağını öğrendik. Ulumlu'ya mutlaka Pele ile randevu almamız gerektiğini ilettim. Atladık bizim arabaya GT35 Yashica diye Japonya'dan aldığım bir fotoğraf makinam da var. Rio de Jeneora'da eski salaş bir Venedik otelinde Brezilya milli takımı kamp yapıyor. Kamp alanına gittik. Bir ip gerilmiş geçmek yasak. Ben o ipi geçtim. Erdinç Ulumlu "Aman ne yapıyorsun?" diyor. Karşıma bir koruma çıktı. Hemen daha koruma gelmeden Kapalıçarşı'dan aldığım hediyelik eşyalarımdan birini Hz. Ali'nin kılıcı Zülfikar'ı uzattım. Doğru içeri girdik. Pele ile röportaj yapmak istediğimi ilettiğimde yanımıza gelen birisi Pele'nin menajeri olduğunu ve şu an istirahat ettiğini söyledi. Orhan Ayhan durur mu?!.. Hemen hazırladığım bir Kütahya tabağını nazik bir şekilde ilettim. Hemen Pele'yi aldı getirdi. Gayet güzel konuştuk fotoğraflar çektirdik.
O kadar güzel sohbet ettik ki görüşmenin son karesini anlatayım siz karar verin. Pele benim fotoğraf makinamı aldı. Bir baktık o dev isim eşimle benim fotoğrafımı çekiyor. Yaptığım röportajı ve fotoğrafları büyük bir zarfa koydum İstanbul'a Tercüman'a gönderdim. Her gece Necmi Tanyolaç ile telefonda bağrışıyoruz. New York'a geçene kadar bir hafta boyunca içim içimi yedi. Ne oldu nasıl değerlendiriyorlar Pele'nin röportajını diye. New York'ta öğrendim ki bu röportaj 7 gün boyunca Tercüman Gazetesi tam sayfa olarak yayınlanmış... Dünyalar benim tabii...
SPOR YOK GÜRÜLTÜ PATIRTI VAR
Siz spor dünyasının içindeki bir spor adamı olara spor programlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hiçbirini seyretmiyorum. Sadece TRT'nin programlarını seyrediyorum. Spor seyretmek istiyorsanız TRT izlemelisiniz. Çünkü diğer kanalların hiçbirinde spor programı yok... Daha çok dedikodu magazin kavga-dövüş gürültü. O programlar öyle olmak zorunda ama ben onları seyretmek zorunda değilim.
Hangi takımı tutuyorsunuz?
Bir yandan Vefalı'yım bir yandan da İstanbulspor. Babam Vefa Spor Kulübü'nün başkanıydı. İstanbul Erkek Lisesi mezunuyum İstanbul Liseli'yim. Yıllardan beri Beşiktaş'tayız Beşiktaş ve Galatasaray ile beraberiz seviyorum onları. Fenerbahçe'ye bayılırdım fakat yöneticilerinin itici tavırları bir çok insan gibi beni de şaşırttı.
Sizi uzaklaştırdı
Hiç yakınlaşamıyorsun ki... Mesele o. Biz eskiden Faruk Özazlar Eşref Aydınlar Fenerbahçe'nin bütün büyükleriyle ailece yemeklere çıkardık. O zaman da Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş rekabeti vardı.
BİZ BASIN OLARAK SAYGINDIK
Aradaki fark nedir neler değişti?
Biz basın olarak saygındık. Oysa şimdi basın çok küçümseniyor. Devamlı basını suçluyorlar. Ama basını bu hale getirende yine kendileri...
3 büyüklerden birini de tutmuyorsunuz yani?
Hayır beni hiç ilgilendirmiyor... Ben koyu bir taraftar olmadığım için dedikoduları da beni ilgilendirmiyor.
Kendinize has bir maç anlatımınız var. Bu dönemde o stilde maç anlatan bir isim görebiliyor musunuz?
Hayır o tarz yapılamaz. Çünkü o kendine güven. Uzun yılların birikimi mikrofon kabiliyeti ve spor kültürüyle olur. Bir anda olacak şeyler değil gördüğünüz gibi kaç konu başlığı mevcut.
Başka bir püf noktası yok mudur bu işin?
Gerek radyoda gerekse televizyonda seni 1.5 dakika dinlerler. Hasan-Ahmet-Mehmet... Hasan-Ahmet-Mehmet... Arada mutlaka epik bir şey yapman lazım. Dinleyen ya izleyenin dikkatini çekmek için o an yapacağın espriler çok önemli. Eşref Şefik 20 dakika radyo programı yapardı. Elinde ise minicik bir kağıt parçası bir iki not yazar. Ama ağzından ballar dökülürdü. Hâlâ Eşref Şefik deniyor. (Eşref Şefik özellikle spor sohbetlerindeki muhteşem anlatımıyla tarihteki haklı yerini alan sayılı isimlerdendir. Özellikle konuşmaları arasında kullandığı "Sütümü içip geleyim" tabiri uzun yıllar dillerden düşmemiştir.)
BANA ORHAN BORAN BİLE DİYORLAR
Ama şöyle de şöyle ilginç bir şey var ki. Bir çok insan bana hâlâ Orhan Boran diyor... Orhan Ağabey mikrofonu bırakalı 30 sene oldu. Çok sevdiğim saydığım sık sık da konuştuğumuz bir insan... Bir gün bir savcı ile karşılaştım. 35 yaşlarında beni babasına tanıtıyor. "Orhan Boran!" diyor... Babası da "Orhan Boran değil Orhan Ayhan" dedi. Çocuk 35 yaşında ne zaman Orhan Boran'ı öğrendi yahu... Orhan Ağabey mikrofonu bıraktığı zaman bu çocuk 5 yaşındaydı. Bakın isimler şöhretler kolay olmuyor.
HINCAL'I KISKANIYORLAR
Halkın kabul etmesi diye bir şey vardır. Naci Serez bana "Çok iyi maç anlatıyorsun bakalım halk ne diyecek?" derdi. Aradan 5-6 ay geçti en sonunda dayanamadım sordum. "Naci Bey halk ne diyecek halk ne diyecek diyorsunuz. Halk bunu ne zaman diyecek?" dedim. O cevap bana çok şey öğretti.
"En erken 20 yıl sonra"... 30 sene yayın yapmış ama halkın yanından dâhi geçirmek istemeyeceği isimler biliyorum. Halka mal oluşun bir örneğini yine Eşref Şefik'ten vereyim. Bakınız... Hayatının son günleri Eşref Şefik Spor Sergi Sarayı'nda bir greko-romen müsabakası anlatıyor. Maçın anlatımı sırasında rakibi bacaklara daldırdı ve puan aldırdı. Tribünlerin bir bölümü bu olaya güldü. Bir bölümü ise "Hocaya hata da yakıştı" dedi. Greko-romen müsabaka biliyorsunuz bel üstü yapılan bir güreştir. Bakın ben spor yazarıyım dedim. Anlatmadığım spor müsabakası yok. Hıncal da (Uluç) bunları yazıyor. Ama kıskanıyorlar. Ama Hıncal kültür dolu bir çocuk...
VAY ANASINI SAYIN SEYİRCİLER!
Toplum içinde sarf edilen "Vay anasını sayın seyirciler" cümlesi bir şehir efsanesi mi yoksa sarf edilmiş midir?
Bu cümle hiç bir TRT spikeri tarafından sarf edilecek şey değildir. Bu Türk insanının zekâsının gösteren toplum içindeki müthiş bir kahve esprisidir. Bu söz Orhan Ayhan'a geldi Aydın Kök'e Pertev Tuna Çelik'e geldi. Ki Pertev Tuna Çelik'in zamanında televizyon daha Türkiye'de yoktu. Benim aldığım güzel bir ders vardır ki asla alkolle maça çıkmam.
ALKOLLÜ MAÇ ANLATIYORUM. ŞANS İŞTE MAÇ İPTAL...
Bu derse neden olan korkarım size pahalıya mal oldu...
Çok değil ama şansım sayesinde kurtuldum. 1984 senesi. Beşiktaş Mersin İdman Yurdu maçı var İnönü Stadyumunda. İslam Çupi ile birlikte çıktık bir yaz maçı. Dolmabahçe'de kokoreç yedik. Üzerine buz gibi bira içtik. Tribüne girdik oh serin serin. Güneş Dolmabahçe'de şeref tribününe arkadan vuruyor. Bir baktım sol tarafa Necati Karakaya radyoda maçı anlatıyor. TV anlatım kabini ise bomboş. Bir araştırdık merkeze telefon maçın spikerini öğrendik: Orhan Ayhan!... Bana tebliğ edilen bir maç değil. Ama girdim apar topar maçı anlatıyorum. Elime bir kadro tutuşturdular. Ben laf yapmaya çalışıyorum ama ham hum şarolop!... 5 dakika önce buz gibi bira içmişim... Sıcak ağzım olmuş kocaman... Biranın tam çarptığı an ben maç anlatmaya çalışıyorum. Saçmalamaktan korkuyorum. Ama Allah beni gerçekten seyiyor bunu o gün anladım!.. 10 dakika sonra Beşiktaş bir gol attı Mersinliler gole tepki gösterdi saymadı ve sahayı terk edip gittiler. Maç iptal... Herkes ağlıyor göbek atan bir adam var o da Orhan Ayhan!..
BOKS KLASİK KİCK-BOKS POPÜLER
69 yaşındasınız ve hala maç anlatıyorsunuz yorulmuyor musunuz?
Hayır aksine iş hayatıyla dinç kalıyorum. Özellikle son zamanlarda kick-boks beni hayli heyecanlandırıyor.
Futbol maçlarının yanı sıra mikrofonda anlattığınız belki de milyonlarca boks maçı var... Boksa özel bir alakanız var bunun sebebi nedir?
Hobimdir boksu çok severim. Boks kravatlıların son derece kültürlü insanların sporudur. Zaman zaman vahşice bir spor olarak yorumlayabilirsiniz. Zaman zaman o tür görüntüler olabilir. Ama her zaman değil zaman zaman... Bu iş o kadar entrasan ki. Boks bir satranç oyunu gibidir zeka ister... 20 tane futbol topu var bir bos maçında. Nasıl diyorsunuz tabii. Bakın sayalım; 4 göz 2 kafa 4 omuz 2 bel 4 ayak 4 yumruk. Etti mi 20?.. Bu 20 ayrı futbol topu ile mücadele etmek ayrı bir detay zenginliği ve zeka yeteğini de beraberinde getirir. Boks zeki insanların spordur.
Genç spor spikerlerinden başarılı bulduğunuz isimler var mı? Ayrıca gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?..
Ben duayenim. "Şunu ya da bunu beğeniyorum" dersem muhakkak birileri kırılacak. Fakat görüyorum ki hepsi ciddi bir iyiniyet içindeler. Yapacakları tek şey ne kadar zamanları varsa kültürlerini artırsınlar. Sadece spor değil genel kültür yelpazelerini geniş tutmalarında fayda var. Kitap gazete medya güncel hayatı takip size maç anlatırken öyle bir kelime kurmanıza neden olur ki siz dahi şaşırsınız. Bir spor sunucusu sporcu gibi olmalıdır. Ve hayatına o şekilde devam etmelidir.
Sporda her branşı takip etmiş radyoda izleyenlerine nakletmiş özellikle boks maçlarını anlatış stiliyle dinleyenler arasında kendine has stiliyle ayrı bir yer edinmiş Orhan Ayhan...
Sporu hayat şekli haline getirmiş bu isimden tavsiye anı ve spor dolu bir röportaj için konuştuklarımızı itinayla sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Spor muhabirliği yapmaya çalışmış genç kuşağın bir temsilcisi olarak Orhan Ayhan'dan daha öğreneceğimiz çooooook şey olduğuna bir kez daha şahit oldum.
Ustayla konuştuklarımıza dokunmadan sizlere nakletmeye çalıştım.
Aman ustanın bize anlattıklarına bir helal gelmesin...
İşte bir cesaret sizlerle paylaştım anılar yumağını...
Çocukluk günlerimi bana taşıyan ve kulaklarımda çınlayan o sesle yaptığım sohbetin tadı ise hâlâ taptaze...
Şimdi ben yıllar önce dinlediğim sesin dediği gibi huzurlarınızdan "Hürmetlerle" ayrılıyorum.
Zira daha gidip kakaomu içeceğim...
Belki silindir şapkalı teyzenin elindeki sihirli değnek beni çocukluk günlerime tekrar götürür ve hep orada kalırım...
Bir umut işte!..