SOKRATES
I. HAYATI VE KİŞİLİĞİ
Antik düşünce tarihinin en önemli şahsiyetlerinden birisi olan Sokrates, M.Ö.470 yılında Atina’da dünyaya gelmiştir. Sokrates’in babası bir taş yontucusu (heykeltıraş), annesi ise ebeydi, ayrıca ilginç bir kadındı. Sokrates hiçbir eser yazmamıştır. Onunla ilgili bilgileri, onun ölümünden sonra öğrencilerinin yazdığı eserlerden anlıyoruz.
Sokrates, yoksul bir ailenin çocuğu idi. Eğitimini nasıl aldığı konusunda kesin bir bilgi yoktur. Ama şu kesindir ki, Sokrates’in bilgiye duyduğu sevgi ekinsel olarak gelişmiş bir kentte anlıksal büyüme için, fırsatlar yaratmıştır.
Sokrates’in mensup olduğu ailesi, Atina’da var olan aşiretlerden, Antiochid’lere mensup idi. Ailesi fakir olmakla birlikte, o yüzyıllarda Atina’da ilköğretim hem parasız hem de zorunlu olduğu için, Sokrates özentiyle okutuldu.
Çocukluk döneminde, geometri, musiki, gramer, jimnastik, şiir, astronomi, matematik öğrenmiş ve babasının mesleği olan heykeltıraşlık ile uğraşmıştır. Gençlik yıllarında sanat ve edebiyat ile uğraşmış, onun bu sanat duygusu okuluna yansımıştır. Ancak Sokrates, sadece sanatla yetinmemiştir. Öğrenme aşkı onun dönemin en önemli insanlarıyla tanışmasına vesile olmuştur.
Sokrates’in hayatı, fikirlerini öğrenme bakımından ve anlama bakımından diğer filozoflara göre pek önem arz etmez. Zaten onun hayatı hakkında bilinen pek fazla bir şey yoktur. Menşei bakımından kendinden sonra gelen, büyük Yunan filozoflarından farklı olarak, o, aristokrat sınıfına mensup değildi. Mütevazı, fakir bir aileden dünyaya gelmiştir. Ayrıca Sokrates’in tahsili hakkındaki bilgiler yukarıdaki bilgilerden ibarettir.
Sokrates’in gençliği, Atina tarihinin en parlak devirlerine rastlamıştır. Sokrates doğduğu zaman İran savaşları bitmişti. Gençlik döneminde sofistlerle tanışmıştır.
Sokrates hayata babasının mesleğini öğrenmekle başladı. Ancak heykeltıraşçılığı erkenden bırakmıştır. Onun bütün ömründe bir iş tutmadığını, hiçbir memuriyet olmadığını, hatta para kazanmak için hiçbirşey yapmadığını kaynaklardan öğreniyoruz. Bu yüzden ailesi ve kendisi sıkıntı içinde yaşamıştır. Ancak Sokrates hiçbir zaman yalnız ve yardımsız kalmamıştır. Çünkü onu sofrasında bulundurmak her aydın için bir zevk ve iftihar teşkil ediyordu.
Sokrates’i, Aristopho’nun eserlerinden, Eflatun’un ve Xenophon’un kitaplarındaki açıklamalardan, meydanlarda yaptığı, sofistlere ve halka yapmış olduğu konuşmalardan tanımaktayız. Fakat hayatı boyunca yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Sokrates, Demokrat partisi tarafından gençleri baştan çıkartmak ve Atina’nın tanrıları arasına yeni tanrı katmakla suçlamıştır. Nihayetinde ölümü istenmiş ve baldıran otu zehri içirilmek suretiyle öldürülmüştür.
Sokrates’in ölümünden sonra ortaya çıkan bütün felsefe okulları, Sokrates’in şahsiyetini, felsefelerinin ağırlık noktası yapmışlardır. Sokrates’e bağlı olduklarını ileri süren bütün bu felsefe okulları, bilge kişi idealini felsefenin başlıca problemi yapmışlar ve bu ideali her vakit, Sokrates’in şahsında gerçekleşmiş olarak görmüşlerdir.
Sokrates hayatını aklı ile idare eden, aşırı istek ve içgüdülerini aklı ile bastırmasını bilen, bütün kararlarında, aklının ve vicdanının sesini dinleyen bilge kişi ideali için bir örnektir. Sokrates daha sağlığında iken efsane perdesine bürünmüş olan şahsiyetlerden birisidir.
Sokrates’in çirkinliği konusunda hemen hemen bütün kaynaklar uzlaşmaktadır. Sokrates’in tipini şöyle tarif ederler; basık bir burnu, iri yarı bir karnı vardır ve Seilenoslardan daha çirkindir. Daima eski, yırtık elbiseler giyer, her yere çıplak ayakla gider, soğuğa, sıcağa, açlığa, susuzluğa aldırmaz, herkesi şaşırtmaktadır.
Sokrates’in vücut tutkularına egemen oluşu üzerinde sık sık durulmaktadır. Çok seyrek şarap içer, her zaman doğruyu söyleyen bir kişiliğe sahiptir.
Görüldüğü gibi Sokrates, uç noktalarda yaşayan, sağlam bir karaktere sahip olan, aklıyla hareket eden, iyi düşünmesini bilen v.s. gibi daha birçok iyi özelliklere sahip olan bir filozoftur.
Sokrates’in dış görünüşünde etkileyici olmaması yani; kısa boylu, tıknaz ve sağlam yapılı, şiş gözlü, basık burunlu, geniş ağızlı, kalın dudaklı, hantal ve kaba oluşu her ne kadar onun büstlere benzetilmesine neden olsa da tüm bu özellikleri, o konuşmaya başladığı anda unutulur, kişisel büyüsü ve parlak konuşmasının etkisi her yere hakim olurdu.
BİRİNCİ BÖLÜM
I. SOKRATES FELSEFESİ
A. SOKRATES’İN FELSEFİ ETKİNLİĞİ
a) Sokrates Felsefesinin Özellikleri
Sokrates, felsefi düşünmeyi, yaşadığı dönemde önemli bir sorun olarak görmüştür. Sokrates’in felsefeye başlıca ilgisi, bilginin temelinin zayıflamasıyla ahlakın ve devletin temellerine de gözdağı veren Sofistliğin meydan okumasını sağlamaktı. Felsefi düşünmeyi çok büyük bir sorun olarak görmüştür. Sokrates yürürlükte bulunan, ahlaksal ve politik yanıltmacıların, gerçekliğin anlamına ilişkin toplam bir yanlış anlamaktan ve bilgi sorununun içinde bulunulan durumun anahtarı olduğunu açıkça görmüştür. Onun bu duruma yaklaşımı ise iyimser bir inançla olmuştur. Bu durumu düzeltmeyi kendi kutsal görevi saymıştır.
Sokrates’in uğraşılarının temeli, bilimselliğe dayanmıyordu. O bilginin ulaşılması, elde edilmesi olduğunu savunmuştur. Ona göre, bilgi araştırması son aşamada önem taşımaktadır.
Sokrates felsefi kişiliğini ortaya koyarken, kişiden kişiye değişen, yüzeysel görgü bilgilerine dayanan, keyfi rastlantısal öznelliğin yerine, şu yada bu bireye bağlı olarak değişiklik göstermeyen, salt (mutlak) ve akılsal (rasyonel) bir özellik koymaya çalıştı. Ayrıca bu öznelliğin dışarıda değil, insan öznesinde, yani bireyin düşüncesinde aranması gerektiğini savunmuştur. Herkes için değişmeyen, geçerli olan, akılsal niteliği, doğruyu ortaya çıkarmak Sokrates’in amaçları arasında sayılabilir.
Sokrates bütün felsefesini, akıllı bir varlık olan insanın özelliğinin de kişiden kişiye değişmeyen ve herkes için aynı olan bir öznellik olduğu düşüncesi üzerinde temellendirmeyi başarmıştır. Böylece “Nesnel Düşünce Felsefesi” Sokrates ile başlamış bulunuyordu. Zaten Sokrates’in düşüncelerini özgün kılan ve onu sofistlerde ayıran yanı da buydu.
Sokrates felsefesinin en önemli özelliklerinden birisi de onun öğrenme aşkıyla dolu olmasıdır. Onun bu öğrenme aşkı dönemin seçkin insanlarıyla tanışmasına olanak sağlamıştır. Sokrates öncelikle Sofistlere karışmıştır. Ünlü fizikçilerle tanışmış ve çağın fizik hakkındaki bilgilerini öğrenmiştir. Fakat ne suyun, ne havanın, ne ateşin, nede atomlardaki çarpışmanın ilk neden olabileceğini, ilk nedenin tanrısal bir giz (sır) olduğunu ileri sürerek düşüncelerine büsbütün başka bir yön vermiştir. Bütün bu ilgiler ve faaliyetlerine karşın Sokrates, kendi kendinin üstadı olmuştur.
Sokrates felsefesinin hareket noktası, Protagoras’ın ve sofistlerin şüpheciliğinden başka bir şey değildir. Fizik bilimleri alanında kesinliğin imkansız olduğuna inanmıştır. Ona göre evrende bilinen tekşey vardır, insanın kendi kendisini bilmesidir.
Sokrates, dünyanın kaynağı hakkında geliştirilen kuramların insanlığa hiçbir faya sağlamadığını anlamıştır. Çünkü ona göre dünya üzerinde değil, kendimiz üzerinde düşünmeliyiz. Bu nedenle insanın ilk göre, ilk yapması gereken şey kendisini tanımasıdır.
Sokrates yaşadığı dönemde Atina’da hiç seyahat etmemiştir. Çünkü onun için her şey insandan ibaretti. Tüm yaşamını, insanları ve kendini incelemekle geçirdiği için dış aleme karşı derin bir ilgi duymuyordu. O hayatını peygamber ve havarilerde görülen güçlü bir iman ile geçirmiştir.
Sokrates’e göre insan ruhunun düşünmeden kabul edilmiş bir takım duygulardan kurtulabilmesi için önce kendini bilmesi gerektirmektedir. Çünkü insanın kendini oluşturması ancak böyle mümkündür. Sokrates bu amacı anlatabilmek için “kendi ruhuna özen göstermek” sözünü sık sık kullanmıştır.
2. Sokrates Felsefesinin Yöntemleri
Sokrates, ilmin konusunu değişen olaylar ve eşyada aramaz. Gerçek bilgi duyumların verdiği olaylar olmayıp, bütün olaylar ve eşyalarda müşterek olan genel bir niteliktir. Bu nitelik ise ancak akılla bilinebilir. Sokrates’in metodu tümevarımdır. Sokrates bu metodu “eşyayı cinslerine göre sınıflama sanatı” adlandırmaktadır. Bunun sonucunda ise tarif oluşur. Sokrates’e göre “bir şeyi gerçekten bilmek onu tarif etmekle olur”
1) Öğretim Yolları:
Sokrates’in asıl ismi metodu dışında, öğretim yolarlı diyebileceğimiz dikkati çeken bir metodu daha vardır. Bu ise ironi (sorguya çekmek), nayötik (zihinleri doğurtmak) adıyla 2 ayrı yoldan ibarettir. Sokrates’e göre gerçek bilgi ve hakikat doğuşta insan zihninde vardır. İnsanlar zamanla bu bilgileri unutabilirler. Sokrates’e göre metodun amacı, bir takım sorularla insan zihnini harekete, araştırmaya yönelterek ve yanlış bildiklerini yine kendine düzelttirerek istenilen hakikati kendisine buldurmak ve kabul ettirmektir.
a) İroni Usulü
İroni yoluna sofiste veya herhangi bir kimseye, bildiklerinden başlayarak kolay cevap verebileceği, fakat ustalıkla seçilmiş, bir takım sorular sorulur, bu sorular adım adım ileri götürülerek karşıdakinin, o zamana kadar bildiklerinin, birbirine zıt ve çelişik düştüğü ve hakikati bilmediği kendisine gösterilir.
b) Mayötik Usulü
Bu yöntemden zihinlerde küllenmiş olan hakikatleri yine bir takım sorularla uyandırmak ve şuur alanına çıkarmak istemektedir. Sokrates’e göre en bilgisiz ve geri insanlar bile, bu yöntemin iyi kullanılması ile en yüksek hakikatleri bulabilirler. Bu metod, “soru ile buldurma” veya “Sokrat Metodu” adı altında pedagojide çok kullanılmaktadır.
Sokrates’in kullandığı en sık yöntem konuşma metodudur. Sokrates konuşma sırasında karşısındakilere bir takım sorular sorar ve bunların cevaplandırılmasını bekler. Bu arada kendisi hiçbir şey bilmiyormuş gibi görünür. Sokrates böyle yaparak, karşısındaki insanları düşünmeye zorlamaktadır. Sokrates’in bu yönetimini öğrencilere de takip etmiştir.
Sokrates’e göre, dialoğun dış şeması şöyledir; konuşmaya başlarken Sokrates hep kendisinin bir şey bilmediğini söyler. Karşısındaki de tersine, hep bilgisine güvenmektedir. Ama ileri sürdüğü şeyler hep saçma sapandır. Sokrates’in ünlü “alay”ı burada devreye girer. Konuştuğu kimse de doğruyu meydana getirir. Ruhta uykuda olan düşünceleri “doğurtma” yöntemiyle uyandırır.
Sokrates’e göre insanın düşünmesi ve karşısındakini düşündürtmesi gerekmektedir. Bu amaçla iki yöntem kullanılmıştır.
1. Doğurtma veya keşfettirme
2. Alay (eleştiri)
Birinci yöntem pozitif (olumlu), ikincisi ise negatif (olumsuz)’tir. Her ikisinin de amacı yargı ve akıl yürütmenin olanağını göstermek ve yine düşünceleri keşfetmektir.
Dialoğun dış şeması, araştırma yöntemine, objektif bakımdan da uygundur. Sokrates’in kullandığı bu yöntem tümevarım yöntemidir. Aristotales, Sokrates’i bu yöntemin bulucusu diye göstermektedir. Ancak Sokrates, gelişigüzel bir araya getirilmiş tek tek haller arasında bir karşılaştırma yaptığı için, tam bir tümevarım yöntemini geliştirdiği söylenemez. Sokrates bu yöntemi insan hayatının sorunlarına uygulamıştır.
Sokrates bir konuyu tartışırken, genellikle çevresindekilerin, halksal ve biçimlenmiş yapılarından yola çıkmaktadır. Gerekli her durumda gündelik hayatta alınan örneklerle sınayarak, düzeltilme gereksiniminde olduklarını göstermektedir. Bu yolda tümevarım süreciyle tanımları geliştirir.
Sokrates her ne kadar tümevarım yöntemi içerisinde dialog metodunu da kullansa da, bazı araştırmacılara göre dialog yöntemi yani, soru ve karşılıklı bilgiyi araştırma yöntemi, Sokrates tarafından bulunmuş değildir. Önce Parmenides’in ardılı Zenan tarafından sistematik olarak işlendiği anlaşılmaktadır. Diyalog yöntemi Platon’un soruşturmalarının karakterini belirlemede yardımcı olmuştur.
Sokratik yöntemde, Aristotales’in Sokrates’e bilimsel sorunlara uyguladığı biçimiyle, tümevarımcı yöntemin kurucusu olma şanını yüklüyor olmasına karşın, Sokrates herhangi bir kitap yazmamış, yada bir felsefe okulu kurmamıştır. Onun öğretileri bize öğrencileri yoluyla gelmiştir. “Sokratik ironi” ve “Maiatik” yöntemi kullanmıştır.
Sokrates’e göre bütün bu yöntemler kullanılırken gerçeklik “Sokratik eytişim” yoluyla açığa serilirdi. Sorun yada konuyu ilgilendiren olanaklı tüm bakış açılarını ortaya serer ve her açıdan tartışırdı. Sokrates insanları kendileriyle çelişkiye düşüren ve onları terimlerini tanımlamaya zorlayan ironi uygulaşımını kullanıyordu.
Sokrates yaşamını tanım için arayışa adamıştır. Ancak yine de yaşamın sonu onu henüz bu sonsuz araştırmayı sürdürürken yakalamıştır.
İKİNCİ BÖLÜM
I. SOKRATES’İN FELSEFİ GÖRÜŞLERİ
Sokrates’in yetiştiği dönemde Atina her bakımdan alçalmıştır. Akın akın Atina’ya gelen köylüler, çalışmanın adiliğini, zevk ve sefanın lezzetini öğreniyor, eski geleneklerinden uzaklaşmış olan halk, her çeşit ahlaksal bağlarını kırmış, bir çeşit, tinsel anarşi içinde yaşıyorlardı. Ayrıca bu dönemde insanlar yazdıkları eserlerle tanrılarla alay ediyorlardı.
Siyasal hayatta da eski dayanıklık kalmamış, sofistlerin şarlatanlıkları, çıkarcı art düşünceleri, halkın ve gençliğin doğru bir yolda ilerleyebilmesine engel oluyordu.
Bütün bunlardan derin bir üzüntü duyan Sokrates, Atina’daki bu karışıklığın sebeplerini öğrenmeye çalışmıştır. Bu sorunların sebebin ancak eleştirimci düşünceyle yaklaşılırsa çözülebileceğine inanıyordu. İnsanlarda bu düşüncenin gelişmesini sağlamak istemiştir. Fakat bütün bu sorunlarda kurtulmanın başka bir yolu da insanın kendi kendisini bilmesidir. Sokrates bu amacını anlatabilmek için “kendi ruhuna özen göstermek” sözünü kullanmaktaydı.
Sokrates yaşadığı dönemde Atina’da, resmi işlerle hiç uğraşmamıştır. O sadece Atina’daki insanları ıslah etmeyi düşünmüştür. Bu yüzden tamamen devlet işlerinden uzaklaşması gerektiğine inanmıştır.
Sokrates, Atina’da oligarşi yönetimindeyken yapılan tartışmalarda fikrilerini açıkça savunmuştur. Dönemin eksikliklerini açıkça söyleyip, eleştirmekten çekinmemiştir. Adaleti ve gerçeği savunmaktan kaçınmamıştır.
Sokrates, yaşadığı dönemde, Atina’da sofistlerle başa çıkmasını bilmiştir. O, Atina’da kendisine candan bağlanan insanlarda oluşan bir ortam yaratmıştır.
Sokrates, Atina’daki bu karışık ortamla uğraşırken, bunun yanında Atina’da bozulmuş da bilimi de düzeltmeye çalışmıştır. O, bilginin insanda doğuştan olduğunu, öğretmenin ödevini, öğrenci de esasen var olan bilgileri anımsatmaktan ibaret olduğunu savunmuştur. O, sofistler tarafından yıkılan, bilimi düzeltmek istemiştir.
Sokrates’e göre, faziletin varlığı, bu dünyada üstün bir düzenin varlığının da ifadesidir. Eğer dünyada gerçek, üstün bir düzen olmasaydı, gerçek bilgi de mevcut olamazdı. Atina’da ulaşmak mümkün değildir. Çünkü Atina’da faziletsizlik mevcuttu. Faziletsizlik de bilgisizlik demektir. Bu yüzden Atina’nın faziletsizlikten kurtarılması gereklidir.
Sokrates’e göre eğer insan kendini bilirse, bütün cahilliğinden, bilgisizliğinden kurtulur. Çünkü kendini bilmek her şeyin temelidir. Kendini bilen insan mantık kurallarını keşfeder.
A. Sokrates’in Ahlak Felsefesi
Sokrates, ileri sürdüğü ilkeler ve kullandığı yöntem ile ahlak felsefesinde ilk bilimsel inceleme çığırını açmıştır. Ahlak felsefesindeki bu akılcı tutumu ve felsefeyi, bir çeşit kendi kendine dönmüş ve bilinçlenmiş nesnel düşünce (herkes için geçerli düşünce) olarak ortaya koyması, Sokrates’in felsefe tarihinde ölümsüz bir yer almasını sağlamıştır.
Sokrates, çağdaşları ve özellikle gençlik üzerinde büyük etki göstermiştir. Düşüncelerine uygun olarak tam bir bilge yaşamı sürmesi; doğruluğu aramaktan başka bir tutkuya kapılmamış olması, bunun başlıca nedeniydi.
Sokrates’in bütün düşüncesi, yaptığı bütün çalışmalar ahlaka yönelmiştir. Bu konudaki çıkış noktası da erdem ile bilginin özdeş oldukları görüşüdür. Sokrates’e göre, ancak doğru bilgi, erdemli bilgi kişiyi ahlaka götürmektedir. Ahlakın amacı, özü iyiyi bilmektir.
Sokrates, ahlak konusunu işlerken Daimonion’nun varlığında da sık sık söz etmiştir. Hayatının en önemli anlarında bu Daimonion kendisine yol göstermiştir. Daimonion, uyarıcı ses demektir. Bu ses Sokrates’e göre; ahlaki bir sezgidir.
Sokrates, insanların aslen kötü olmadıklarını, kötülüğün önüne geçilebileceğini kabul etmekle, ahlak alanında tam bir iyimserliğin temsil edilmiş olduğunu savunmaktadır. Sokrates’e göre kötülüğün önüne geçilebilmesi için, eğitim-öğretim yoluyla ahlaki mutluluğun verilmesi gerekmektedir.
Sokrates’in insanlara öğretisi, tamamıyla pratik amaçları kapsamaktadır. Etrafına ahlakı yaymak, insanlara bunun önemini öğretmek istemiştir. Sokrates’in ahlak felsefesi genel iyiliği, vatanı, devleti, v.s. gibi genel şeyleri göz önünde bulundurmaktadır. Bu Sokrates’in ahlak felsefesinin en temel prensibidir.
Sokrates’e göre her şeyde olduğu gibi ahlaklılıkta da gelenek, görenek, *** doğru ve temel olamaz. Ahlaklı hareketin temeli gerçek bilgi olmalıdır. Yani ahlak bilgiye dayanmaktadır.
Sofistlerin kuşkuculuğu, yavaş yavaş her türlü ahlaksal kayıtları da yıktığı halde, Sokrates bunlara karşı tepki olarak, bilimle ahlakı birleştirmiştir. Ona göre, iyi bilindiği andan itibaren, direnilmeyecek surette irade ve zihne hükmetmektedir.
Sokrates’e göre her erdem bir bilgidir. Kötülüğü isteyen kişi aldanmaktadır. Kötü insanlar isteklerini gerçekten yapamayan kimselerdir. Erdem ve hayır kendisine çıkarı rehber yapan kimselerin iradesine egemendir. Hayır yararlı olunca, ahlakın da amacı mutluluk olmaktadır. Ona göre mutluluk araçsız bir surette erdem ile gerçekleşmektedir.
Sokrates’e göre ahlak; amacı iyi ve iyilik olan bir düşüncedir. Herkes kendi iyiliğini istemektedir. Eylemlerimizin ahlaksal başlangıcı da budur.
Sokrates ahlaki felsefe görüşlerini altı esasta toplamıştır:
1) Kendi kendimizi bilmek suretiyle elde edebileceğimiz erdem,
2) İrademizi erdeme bağlamaktan, ayırmaktan doğan cesaret,
3) Duygularımızla irademizin bağlanmasından doğan dayanma,
4) Kendi cinsimizden olanlara karşı ilişkilerimize ait eylemler yani hak,
5) Tanrı ile birleşen irade yani din,
6) Kaynaklarını Tanrısal emirler oluşturan kanunlar uyma
Bütün bu esaslara göre, mutluluk, gerçek, erdeme bağlamakta ve ödev ise iyiyi işlemektedir. Ahlaki mutluluğa ise ancak böyle ulaşılabilinir.
B. Sokrates’in Politika Felsefesi
Sokrates, politika konusunda alçak gönüllü ve pratik davranmıştır. Ona göre, politikanın ilkesi adalettir. Sokrates hayatı boyunca hiçbir zaman politika işlerine karışmamıştır. Fakat bu konuda yetenekli insanlar yetiştirmenin yararını her zaman savunmuştur. Hiçbir bilgiye sahip olmayanların devlet işleriyle ilgilenmesi onun için alay konusu olmuştur.
Sokrates devleti büyük bir aile saymıştır. Evini yönetmekten aciz olanların devleti yönetmelerinin imkansız olduğunu savunmuştur. Ona göre devleti yönetmesini bilen, saygı ve itaati sağlayabilenler yönetebilir.
Ona göre her şeyin esası bilim olduğu için, politikanın esası da bilimdir. Politikanın amacı her zaman için hayır olmalıdır. Sokrates ulusların kanın ve adaletin uygulanmasını istediklerini savunmuştur. Çünkü genel olarak hayır bundadır.
Sokrates’e göre bir ulus 3 şekilde yönetilebilir;
1) Aristokrasi: Seçkin ve kanunlara saygı duyanların yönetimi
2) Plutokrasi: Zenginlerin yönetimi,
3) Demokrasi: Ulusun kendi kendini yönetmesi
Sokrates bunlardan hiçbirini özel olarak savunmuş değildir. Ancak ona göre ulus, ne şekilde yönetebilirse yönetilsin, yöneticilere düşen şey, ulusun isteğini yerine getirmektedir.
Sokrates yurttaşları da 3 gruba ayırmıştır;
1) Yöneten: Çoban
2) Muhafız: Köpek
3) Besleyen: Sürü
Sokrates adaleti her şeyin, her türlü otoritenin üstünde görmüştür. Sokrates kanunlara, vatana tapar gibi tapmaktaydı. Adalet ise, vatanın kanunlarına itaat etmek olarak görmekteydi. O kanunların Tanrı tarafından insanların yüreklerine kazındığına inanmaktaydı.
C. Sokrates’in Tanrı Bilimi
Sokrates’in yaşadığı dönemde Atina’da sofistler, din alanında, hemen her şeyi inkar etmişler, ahlakın temelleriyle, tüm dinsel inançları yıkmaya çalışmışlardır. Nitekim Protogoras “Tanrıların varlıklık yada yoklukları hakkında hiçbir şey söyleyemem” demiştir. O her şeyin doğada rastlantı sonucu meydana geldiğini savunmuştur.
Sokrates ise ahlak ve dini, sofistlerin dinsizliğine karşı kuvvetli şekilde savunmuştur. O hem sofistlerin itirazlarını hem de paganizmayı kaldırmayı düşünmüştür. Hatta ona göre kötü olan bu düşünceleri yıkmayı denemiştir.
Sokrates tek tanrıcıdır. Ona göre görülmeyen yüce varlığı eserleriyle keşfedebiliriz. Ona göre, tüm evreni, iyiliği isteyen bir bilge yaratmıştır. Doğada şefkat ve iyilikte dolu, iyiyi isteyen bir güç vardır. O güç, insanın düşünce ve sırlarını bilmektedir (Gizli Güç). Bu gizli güç alemi düzenler ve korur, emirleri ise yanılmayan bir etkiye sahiptir. Evrende bir bütünü oluşturan gizli bir güçtür.
Sokrates’e göre Tanrı, tapılmaya layıktır. Tanrı birdir. Onun en büyük sıfatı değişmemezliktir. İnsanlar ona lutfetmeli ve itaat etmelidir. En dinli adam gerçek tapmayı bilen adamdır.
Sokrates, ruhun ölmezliği konusunda kesin bir düşünceye sahip değildir. Sokrates, ölümden sonraki hayata yeni ahirete inanmıştır. Ancak ahirette ruhun ne olacağı konusunda hiçbir bilgi vermemiştir.
Sokrates, kendisine filozofluğun tanrı tarafından verildiğine inanmıştır.
Sokrates, dindar bir insandır, çünkü kendi hayatının üstün bir kudret tarafından idare edildiğini her zaman savunmuştur. Düştüğü sıkıntılardan kurtulmanın tek yolunun tanrıdan aldığı işaret sonucu gerçekleştiğini savunmaktadır. Aldığı bu işaretler sonucu, sıkıntı ve kabuslarından kurtulup, yeniden iç huzuruna dönmüştür. Sokrates’e göre bu tanrıca bir işarettir.
Sokrates’in tanrı bilimi kavramı, teoloji ve ilahiyat kavramlarıyla aynı anlamdadır. Sokrates’in teoloji felsefesine göre; tanrı kamil ve akılı temsil etmektedir. Tanrı tek ve şahsidir. Dünyayı aklın kanunlarına öre idare etmektedir. Halkın dininde ve inançlarında düzeltmeler yapılması gereklidir. Bu sebepten Sokrates halkın düşmanlığını kazanmıştır.
Sokrates’in felsefe tarihinde yeri büyüktür. Felsefeye gerçek yolu gösteren, geniş metotlu yolu öğreten, düşünmeyi öğreten, ahlakı ve dini güce bir değer yapan Sokrates’tir. Bundan ötürü Sokrates, dini, ahlaki, politik s.v. gibi felsefi görüşlerini ortaya koyması ve bunarlında kendinden sonra gelenler tarafından benimsenmesi açısından, felsefenin babası sayılmaktadır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
I. SOKRATES’İN ÖLÜMÜ
Sokrates, her zaman vatandaşların eğitimi, öğretimi için uğraşmış, onlara ahlaki disiplini öğretmeye çalışmıştır. Kendi hayatıyla da insanlara iyilik ve faziletin mükemmelliğini göstermeyi amaçlamıştır. Fakat yaptığı bütün bu olumlu çalışmalar mükafatlandırılacağı yerde onun ölümüne sebep olmuştur.
Sokrates İ.Ö. 339 yılında devlet tanrılarına sadakatsizlik ve gençleri zararlı yollara sürüklemek suçu ile mahkeme karşısına getirilmiştir.
Sokrates halk meclisine getirildiği vakit ilk suçlama Daimonion’dan ielri geliyordu. Sokrates’in kendi içinden duyduğunu ileri sürdüğü bu Tanrıca sesi Atinalılar onun yeni Tanrısı saymışlardır. Yani bunu Tanrılara itaatsizlik olarak değerlendirmişlerdir. Bunun yanı sıra ikinci grup suçlama ise, Sokrates’in etrafında kendisini dinleyen gençler üzerinde uyandırdığı tesir ve coşkunluktan ileri gelmekteydi. Gerçekten, Sokrates’in etrafında toplanan bütün bu gençler, onun bazen ustaca bir takım sorularla, kendisine güvenen gururlu bir sofisti, nasıl gülünç bir duruma düşürdüğünü görüyorlar veya iyi niyetli bir gence yine böyle, ustaca sorularla, daha şuuruna varmamış olduğu doğru bir bilgiyi nasıl bulundurduğuna tanık oluyorlardı. Sokrates ise bu yöntemle “bilgi doğurtmayı” amaçlamaktaydı.
Sokrates’in kendisinden sonraki devirler üzerinde uyandırdığı derin tesir, onun ölümüne gidiş tavrı ile açıklanabilir. Gerçekten Sokrates, kendi düşünceleri uğruna, kendi hayat tavrı uğruna ölüme gitmiştir. Sokrates, bütün hayatı boyunca, inandığı değerlere karşı gelmektense ölümü seçmiştir. Çünkü Sokrates mahkemede hakimlerin gönlünü yumuşatacak yolu tutmamış, tersine kendi görüş ve inançlarını savunmaya devam etmiştir. Yaptığı bu davranışla sanki hakimlere meydan okumuştur. Daha sonra kendisine kaçma imkanı verildiği halde kaçmayı da reddetmiştir. Sokrates bu suretle kendi kendisi ile olan uyum ve düzeni bozmaktan sakınmıştır. Çünkü Sokrates, hapishaneden kaçtığı taktirde, kendi kendine sadık kalmamış olacağını kabul etmiştir. Yani Sokrates kendisine sadık kalmıştır. Sokrates’in gelecek nesiller üzerindeki derin tesiri, asıl onun hayat tarzı ve ölümü ile açıklanabilir.
Nitekim Sokrates’in ölümünden sonra, onun yolunda gidenleri ilgilendiren başlıca soru, Sokrates’in yaşayarak gerçekleştirmiş olduğu mutluluk sorunudur. Büyün Sokratescilerin gözünde, Sokrates hem bilge bir kişi hem de mutlu bir insan örneğidir. Sokrates, bilgeliği yani, gerçek değerlerle aldatıcı değerleri birbirinden ayırabilmesi sayesinde mutluluğa ermiştir. Bilge kişinin gerçek sıfatı, gerçek değerleri tanıması ve kendisi ile uyum içinde olmayı bilmesidir.
Sokrates, çevresinde büyüleyici bir etki yapmıştır. Bu etki düşüncelerinden çok, bu düşünceleri onun doğrudan doğruya yaşaması yoluyla olmuştur. Nitekim kendisinden sonraki felsefe çığırlarının çoğu bilge idealinin canlı örneğini hep Sokrates’te bulacaklardır.
Sokrates onuru uğruna, yasaya boyun eğmiş ve baldıran zehrini bile bile içerek düşünceleri uğruna onurlu bir şekilde ölmüştür.
İyiyi, doğruyu arayarak, insanoğlunun yaşamını daha mutlu kılmaya çalışan gerçek filozof tipinin yetkin örneği olduğunu, yaşamı ve ölümüyle apaçık bir biçimde ortaya ilk düşünür olarak Sokrates, ayrıca ilgi çeken, hayranlık duyulan bir kimsedir.