İnsan davranışlarını iki yönlü bir mekanizma yönetir. Bu, acıdan kaçınma ile zevk arama yönlerinde işler. İnsan davranışlarının temelinde yatan güdüler arasında salt zevk arama ilkesinin egemenliği altında bulunan tek güdü, cinselliktir. İnsan beyninin çalışması üzerinde yürütülen araştırmalarda cinsellik ile zevk güdüsü arasındaki yakın bağlantıyı saptamak mümkün olmuştur. Beyinde tüm davranış biçimlerine ve tüm güdülere olumlu ya da olumsuz yanıtlayıcı hizmet veren merkezler bulunmaktadır. Bunlar şu şekilde işlev görmektedir: kişi acıktığında, korktuğunda ya da bir tarafından yaralandığında, acı merkezlerinden biri harekete geçerek bu tehlikelerden kaçınılması gerektiğini bildirir. Diğer yandan kişi başarılı bir yaşantı içindeyken, yemek yerken, cinsel birleşmede bulunurken, zevk merkezlerinden gelen uyarımlar haz duygusu biçiminde olur ve bu etkinliklerin yüreklendirilerek devam etmesini sağlar.
İnsanın tüm davranış alanları hem acı hem de zevk güdüleri tarafından yönlendirilmektedir. Örneğin yemek yemede bireyi harekete geçiren nedenlerden biri, acıkmaktan kaynaklanan acıyı gidermek, ama bunun yanısıra ikinci bir neden de hoş, lezzetli yiyeceklerin verdiği haz duygusunu çoğaltmak isteğidir. Cinsellikle ilgili bedensel işlevlerin insana çok yoğun olarak zevk verdiğine ilişkin yeterince kanıt vardır. Hatta beyindeki zevk merkezinin doğrudan uyarılmasının kişiye erotik bir haz duyumu yaşattığı ve cinsel isteğe yakın bir istek duyurduğu anlaşılmıştır. Laboratuvar çalışmaları ve araştırmalar, beyindeki cinsel davranış merkezleriyle zevk merkezleri arasında çok yakın bir ilişki bulunduğunu kanıtlama yolundadır.
Diğer yandan insan davranışlarını tümüyle yönlendiren bu acı ile zevk ilkeleri arasında karşıtlık ilişkisinden başka herhangi bir ilişkinin söz konusu olup olamayacağı sorusu da akla gelebilmektedir. Bir çok gözlemci, cinsel yaşantıdaki yoğun doruk noktalarında bu karşıt ilkeler arasındaki ayırımın ortadan kalktığını düşünmektedir. Bazıları, kişinin orgazm sırasındaki yüz ifadesinin acıya benzer nitelikte bir ifade aldığını gözlemişlerdir. Yoksa bu benzerlik ancak yaşantının yoğunluk derecesindeki ortak noktasından mı kaynaklanmaktadır ? Ayrıca sado-mazohizm eğilimlerin insanlarda belli toplumsal nedenlerden ötürü sanıldığından daha yaygın olması da konuya açıklık getirebilir. İçinde yaşadığımız toplumsal koşullanmaların özellikle kadınları, cinselliği mazohist bir yaklaşımla ele almaya ittiği bir gerçektir. Bu da cinsel yaşantının bazen acı duyumlarına benzer tepkiler eşliğinde yaşanmasına yol açabilir.
Beyindeki acı ve zevk merkezleri üzerinde yürütülen araştırmaların cinsel yaşantılarla ilgili olarak ortaya koyduğu bir takım ilginç sonuçlar vardır. Beyinde ereksiyon ve boşalmayla ilgili merkezler üzerinde yapılan deneylerde, bu merkezlerin elektrik uyarımlarıyla zevk üreten merkezlere çok yakından bağlı olduğu anlaşılmıştır. Araştırmacılardan McLean, ereksiyonun ardından bir süre sakin ve durgun bir halde bulunan kişinin çağrışımlar biçiminde boşalma yaşayabildiğini gözlemişti. Hatta bu cinsel birleşme sonrası boşalmalar, maymunlarda bütün bir gün bile sürebilmekteydi. Sonradan yaşanan boşalmaların, sinirlerin bir çeşit yankılanarak zevk merkezlerini uyarmaya devam etmeleri sonucu olduğu bulunmuştur.
Bunun kadınlardaki benzeri, sevilen ve arzulanan bir eşle özellikle heyecan ve doyum verici bir birleşmenin ertesi günü, bazı kadınların kendilerine derin haz duyumları veren anlık geriye dönüşler yaşamalarıdır. Bu anlar, bir gün önceki erotik yaşantının anılarından oluşmakta ve bunların eşliğinde yoğun erotik duyumlar ile sevgi bulunmaktadır.
Zevk merkezleri ile cinsellik merkezleri arasındaki sinir bağlantısının varlığını destekleyen bir başka araştırmada, insanlarda orgazmın beynin ilgili bölgesinde elektrik boşalmasıyla bağlantılı olduğu bulunmuştu. Bu bölge aynı zamanda yoğun haz, aşk ve sevgi duygularıyla ve öfkenin indirgenmesiyle bağlantılı bir bölgedir. Bu anatomik bağlantılar, yoğun haz duyumları ile aşk ve cinsel doyum arasındaki davranışsal bağları açıklayabilmektedir.
Bazen cinsel isteklerin bastırıldığı, bireyin hiç boşalmasız yaşayabildiği de olmaktadır. Cinsel zevk arama ile cinselliği bastırma, geciktirme ya da başka bir yere yöneltme etkinlikleri arasındaki çelişkiden çeşitli sıkıntılar ve ödünler doğar. Beyindeki acı ve zevk merkezlerinin varlığı ile bunların cinsellikle olan ilişkileri, cinsel sorunların fiziksel temeli üzerine açıklık getirmektedir. Cinsel işlevlerin sinir sistemi tarafından denetimi öylesine örgütlenmiştir ki, cinsel tepkiler son derece karmaşık bir şekilde beynin tüm düzeylerinden etkilenmektedir. Cinsel organlar ile beynin cinsellik merkezleri yaklaşık tüm sinir merkezleri ve devrelerine içtepkiler gönderip bunlardan iç tepkiler almaktadır. Türün korunması gereksinimi ve cinselliğin tüm davranışlar üzerindeki derin etkisinin sinirsel organik temeli budur. Ayrıca cinselliğin çeşitli kaynaklardan gelen etkilere açık olduğu da gerçektir. Bunlar, anılar, yaşantılar, düşünceler ve çağrışımlardır. Bu etkiler, kısıtlayıcı ya da çoğaltıcı olabilir. Dolayısıyla cinsel tepki ve davranışlar, korku, nefret gibi etkilerle kısıtlanarak aşk, fantezi gibi etkilerle canlanıp güçlenebilir.