Shakespeare, bütün dünyanın bir sahne olduğunu söylemiştir; insanlar, bu sahnede belli rolleri oynayan oyunculardır. Oyunun metni ve kuralları, hangi rollerin ne tip insanlar tarafından doldurulacağı da hep bir önceki kuşak tarafından saptanır ve anne babalar tarafından çocuklara öğretilir. Kuşkusuz, her yeni kuşak metinde ve kurallarda bazan büyük bazan da önemsiz değişiklikler yaparlar. Ama tarih boyunca pek az değişerek kalmış roller de vardır: bunların başında “erkeklik” ve “kadınlık”la ilgili roller gelir.

Yirminci yüzyılda gerek değişen sosyoekonomik koşulların, gerekse Feminist Hareketin baskısıyla bu çok katı rol dağılımında belli bir değişmenin başladığı söylenebilir; ama yine de çoğu kişiler ve çoğu ortamlar için feminist dünya erkeklerin dünyasıdır, kadının bu dünyada belli bir yeri vardır, o kadar.

Cinsel roller düşüncesi, en eski dinsel inançlarda da kendini gösterir. Tanrı dünyayı yarattığında, başlangıçta sadece Adem vardır; sonradan Adem yalnızlıktan canı sıkıldığı için kadını, Havva’yı, kendi kaburga kemiğinden yaratmıştır. Havva, Adem’in aklını çelerek onun yasak meyve olan elmayı koparmasını sağlamış ve bu günahtan ötürü bu ilk iki insan cennetten kovulmuşlardır.