Başlık
Arsenik İle Bor Mineralleri İlişkisi
Açıklama Batı Anadolu'da Arsenik İle Bor Mineralleri İlişkisi ve Sağlığa Etkileri Gönderen M.Sami KÖROĞLU
BATI ANADOLU'DA ARSENİK İLE BOR MİNERALLERİ İLİŞKİSİ VE SAĞLIĞA
ETKİLERİ
(Resim ilaveli bant çözümü)
Cahit HELVACI
Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü, 35100 - Bornova/İZMİR
cahit.helvaci@deu, edu.tr
Sayın Başkan, sayın izleyiciler; hepiniz hoş geldiniz. Aslında, benden önce konferans veren Eşref Atabey ile Nurdan Düzgören Aydın'ı dinledikten sonra, benim pek fazla konuşmama gerek yok; şimdiden teşekkür edip gidebilirim. Ama ben bu konuşmaya başlamadan önce, özellikle bir kişiyi anmak istiyorum. Ankara Üniversitesinden Bekir Sıtkı Şaylı hocamız vardı; kendisini bir süre önce kaybettik. Kendisi, Balıkesirli olup, özellikle bugün konuşacağım bor madeniyle ilgili de çok yakın bir ilgisi vardı. Kendisi tıp doktoruydu. Ama hep, "Bor, arsenik vd. insan sağlığına ne gibi zararlar veriyor?" sorusuyla ilgilenirdi. Daha sonra, onun öğrencileri bunu sürdürdü, tahmin ediyorum şu anda hâlâ Ankara Üniversitesinde çalışıyorlar; onların bir-iki makalelerini okudum; o da çok güzel bir şey.
Eşref Atabey bor-arsenik ilişkisini söylediği zaman, düşündüm, geriye döndüm, ta doktora yaptığım dönemlere kadar gittim, Emet havzasında yaptığım işlere baktım. Bu iki element, arsenik ve

Şekil-1 Arsenik minerali (kırmızı renkli) ve bor minerali (beyaz)
Eşref Atabey, bana dedi ki, "Bor ile arseniği bir araya getir." Ben de getirdim. İşte borlar bunlar, arsenikler de burada (Şekil-1).
bor çok ilginç elementler. Çünkü yerkabuğuna baktığınız zaman çok az bulunan elementler. Belli ppm değerlerinin (10 ppm) üzerine hiçbir zaman geçmemiş elementler. Ama ikisi de çok hareketli, hemen çözülüyor, mineralleri de çok çabuk çözülüyor. Dolayısıyla bunların işletilmesinde veyahut da bu yeraltı suyu, yerüstü suyu,, vd. kullanımında daima dikkatli olunması gerekiyor. Amerika ya da uluslararası standartlara baktığımız zaman, bor mineralinde pek fazla bir sorun göremiyoruz, ama arsenikte gerçekten ciddi sorunlar var. Yani 0.05 miligram/litreyi geçtiği zaman insan sağlığını etkilemeye başlıyor.
Burada bor elementinin özelliklerini ortaya koymaya çalıştım; ama biliyoruz ki bor, yerkabuğunda çok az, ama belli yerlerde çok fazla konsantre olmuş, çok yığılmış. Fakat bu element hem metalik, hem de metalik olmayan özellikler gösteriyor ve de akrabalık ilişkisine baktığımız zaman, çoğu zaman arsenikle aynı ortamlarda bulunuyor. Belki burada jeolojinin dışındaki arkadaşlarımız var; ben, ortamları da biraz sonra göstereceğim. Arsenikle çok birliktelikleri var. Bu mineraller, belki birlikte de mineral oluşturuyor.
Jeoloji biliminden arkadaşlara değil de, diğer disiplinlerden, tıpcılar için söylüyorum; yerküreyi bir elma gibi düşünürsek; üstte bir kabuk, altta da elmanın iç kısmı ve merkezi kısımda çekirdek bulunmakta. Kabuk çok fakir; ama her şeyi üreten, bütün bu metalleri, elementleri falan getiren kabuğunun altındaki iç kısmı. O kısma "manto" denilmektedir.
Yerkabuğuna baktığımız zaman, hep bir denge içinde gidiyor ve bu aradaki levha hareketleri dediğimiz, depremlere yol açan olaylar sırasında, bu arada başka magmatik aktiviteler olmaktadır. Örneğin, kıta kenarlarında, okyanusların ortasındaki açılmalarda veyahut da kıtaların kendi içindeki rif açılmalarında, bunlara bağlı olarak gelişen volkanizma, jeotermal sistemler hep böyle devamlı bir döngü içinde olmaktadır. Bu döngü içinde elementler yerkabuğuna ulaşmaktadır.
Levha hareketlerinde veyahut okyanus ortasındaki açılmalarda, mantodan üste doğru, yerkabuğuna doğru transferler olmaktadır. İşte bu arada da bazı elementler, bu döngü içinde belli noktalarda bir araya gelmektedir.
Arseniğin dağılımına baktığımız zaman; arsenik nerede bulunmaktadır? Yerbilimci olarak baktığımız zaman arseniği yaygın olarak sülfürce zengin mineral kuşaklarındaki minerallerin içinde eser miktarda veya doğrudan ya da fosil ve güncel jeotermal alanlarda doğrudan sistemin içinde yani akışkanın içinde bulunmaktadır. Epitermal yataklarda yani genellikle altın yataklarının içinde, kurak ve yarı kurak bölgelerdeki akiferlerde, kıtasal rift zonları, "skarn zonları" dediğimiz alanlarda bulunmaktadır. Skarn, aslında bir metamorfik zondur; yani bir sıcak kütlenin soğuk kütleyle temas ettiği alanlardır. En son olarak arsenik kıtasal boraks yataklarında bulunmaktadır ki bugün özellikle
"Oradaki bor mineralleri nerede?" diye bunun üzerinde duracağım. Masif sülfürik modüller dediğimiz denizaltındaki şeyllerde arsenik görüyoruz. Zaten Eşref Atabey, Karadeniz Bölgesindeki maden cevherleri, porfiri yataklarında arsenik olduğunu belirtmişti.
Epitermal yataklar dediğimiz yataklar son dönemde Türkiye'de oldukça gündemde olan altın yatakları. Onların belli bir kısmında bir miktara kadar arsenik vardır. Bergama Ovacık'taki yatağındaki altın damarları ve bu damarlardaki ppm cinsinden arsenik oranları: 224.29, 197. Şüphesiz, altın yatağında durduğu zaman insan sağlına etkisi yok; ama onun kontrolü çok önemli. Burada bir cümlenin altını çizmek lazım: Bu rakamlar şöyle olur, böyle olur; demek ki, bir kere, bizim kullandığımız her şeyi denetlememiz bir zorunluluktur. Ne var, nasıl denetleyeceğiz, nasıl üreteceğiz; bunları iyi belirlemek gerekiyor. Rakamlara bakarak şöyle bir mantık yürütmek yanlış olur: "Aa, buradaki altın madeni burada dursun." Bu mantık doğru değil. Ama bunu bilip, ona göre bir çözüm yöntemi getirirsek, mesele hallolur.
Türkiye, jeotermal kaynakların, sıcak suların cennetidir. Tabii bu da Türkiye'nin jeolojik yapısıyla ilgilidir. Hangi hattına bakarsanız bakın, hep jeotermal sistem vardır. Jeotermal sistem yahut hidrotermal sistemler; bunlar çok fazla mineral getiriyor. Bunlar sağlık için de çok gerekli. Jeotermal sistemlerin çok değişik şekilleri olabilir. Türkiye'de güncel, bir şey var; aslında İzmir'den başladı, şu anda Bigadiç'te, Emet'te, Simav'da insanlar jeotermal sistemle ısınıyorlar. Bu çok güzel. Seracılık da çok yaygın. Bu da çok iyi. Fakat orada başka bir şey daha var; o alınan suların çoğu geriye basılmıyor, reenjeksiyon dediğimiz şey olmuyor. Nereye gidiyor bunlar; çevreye. Peki, baktığımız zaman, bunların içindeki bor ve arsenik ne kadar; bunları bilmeden çevreye veriyoruz ve korkunç kirlenmeler meydana geliyor. Mesela, Büyük Menderes Nehri'nin kirlenmesi hep bu jeotermal kaynaklardır. Herkes gider, tatilini jeotermal kaynaklarda geçirir; ama ne getirdiğini, ne götürdüğünü bilmez ve üstelik de çoğu da bu suları içerler.
Balçova'daki bir kısmı soğuk sular, bir kısmı sıcak sular, bir kısmı da yüzeyden çıkan normal kaynaklar. Fakat biliyoruz ki, arsenikte de 0.03 gram/litreyi geçtiği zaman insan sağlığı için sorunlar doğurur. Onun için, hangi jeotermal sistemde olursa olsun, mutlaka reenjeksiyon ve kontrol yapmak lazım.
Bazı yerlerde çok yüksek ve çoğu yerde bunlar içiliyor da, üstelik geriye değil de, başka yere veriliyor, yani açığa veriliyor.
Tablo-1 İzmir Balçova’daki arsenik ve bor oranları (Şimşek, 2005)
Yine bir başka şey; kabuk ve manto dedik. Manto, aslında her şeyi üreten kısım. Onu getiren magma sayesinde, belli yerlerde, mesela; skarn zonlarda hem bor oluşabilir, hem de arsenik minerali oluşabilir. Yine yukarı çıkan bu volkanizmaya bağlı olarak, onların jeotermal sistemleri, gayzerler, göllerde birikebilir. Nitekim, Türkiye'den göstereceğim örnekler hep buralarda yahut denizde de birikebilir. Ama bu ortamlarda arsenik ve bor hep birlikte duruyor. Bunları özetlersek; skarn yataklar, denizler veya göl yatakları. Türkiye'de bu yatakların oluştuğu yerlere ilişkin modelimi başka türlü kurdum; ama şöyle anlatayım: Magma, bor ile arsenik mineralleri getiriyor; ama bu magma yalnız onu getirmiyor, başka şeyler de getiriyor, antimuan gibi başka şeyler de getirir. Ama insan sağlığı için dikkat edilmesi gereken şeyler başka. Onlar gölsel havzada birikirler. Tabii ki bu sisteme bağlı fay sistemleri, epitermal sistemler, hidrotermal sistemler devamlı hep bu havzayı besliyor. Tabii, bizim için bu büyük bir nimet. Ama bunu alıp değerlendirirken, bilinçli bir üretim yapmak için, başka şeylere de dikkat etmemiz gerekiyor.
Bu, sadece Türkiye'ye özgü değil. Özellikle bor ve arsenik diye belirttik ya, bütün dünyada aynı. Çünkü sistemler, oluşum modelleri hep benzer. Bütün Kuzey Amerika'daki, Latin Amerika'daki, Çin'deki diğer yatakların tümünde de hep görüyoruz; arsenik ile bor birlikte bulunuyor. Üstelik, bizde de bunların üretimleri açık işletmedir ve zenginleştirme modeli de sulu sistemdir. Ama mesela, Kuzey Amerika'ya giderseniz, görürsünüz ki sulu sistem yoktur. Bu sulu sistemden dolayı iki hata yapıyoruz. Atılan bütün şey hep çevreye, atık havuzlarına gidiyor. Bunun çevresel etkileri var. Üstelik tarım alanlarını, her şeyi kirletiyor. Çünkü orayı atık havuzu yapmak zorundasınız. Ama kuru sistemde başka bir şey yapılıyor. Üstelik arsenik, tabii zehirli bir mineral; ama "zırnık" dediğimiz çok da kıymetli bir şeydir.
Bu durumda teknolojik olarak ne yapılması gerekiyor? Açılışta Enerji Bakanının konuşmasında BOREM'den bahsetti. Aslında o Enstitünün ilk yapması gereken şeylerden bir tanesi şu: Arsenik ile borun birlikte olduğu mineraller var; onu ayırması gerekiyor, çözmesi gerekiyor. Çünkü ETİBANK'ın başını en çok ağrıtan konulardan bir tanesi bu.
Birkaç örnek göstereyim. Kuzey Amerika'daki örneklerde çok az olmasına rağmen, yine de arsenik örnekleri var. Amerika'daki örneklerde; arsenik var. Güncel göller var. Amerika'daki bir açık işletme; yine belli bir miktarda arsenik var. Ama yanında duran tesiste hiçbir sulu sistem yoktur; kuru sistemle zenginleştirme yapar. Bu noktada şöyle bir şey söyleyeyim, Türkiye'de hiç olmayan bir şey: Maalesef, bu işi özel sektörün dışında hiç kimse yapmıyor. Türkiye'deki devlet kurumları bir sisteme sabit kalıp giderler. Yani bor diyorsa, hep bor der. Ama yan ürün denen bir şey vardır; Türkiye'de böyle bir şey yok. Onları kazandığın takdirde, Türkiye için söylersek, örneğin, ETİBANK'ın kârı belki de ikiye, üçe katlanacak. Ama maalesef, onlar hep atılıyor.
Bor cevheri genellikle hep kırıntı, sedimentler, çamurtaşları, tüflerden alınmış olduğu için, ki Amerika'daki örnekte de bunu gördük; tüf örneği analiz edildiğinde, içinde mutlaka arsenik ve bor birlikte çıkmaktadır. Çünkü kökeni volkanizmadır.

Şekil-2 Bigadiç-Avşar bor yatağı (Ölçek: Cahit Helvacı)

Şekil-3 Boron (Kramer) B oraks (USA)
Latin Amerika'daki bor yataklarında da bor ile arsenik birlikte bulunmaktadır. Tabii daha başka tuzlar, başka elementler de var. Örneğin, bu yataklar dünyanın en büyük lityumunu içermekte ve yakında da üretme başlayacak.
Ant Dağlan'nda eski bir yatak ve salar bulunmaktadır. Yalnız bunları işletenler Arjantinliler değil; US Borax dediğimiz bir şirket işletiyor, onun için her şeyi alıyor, üreterek alıyor.
Peru'ya yakın bir yerde suların hepsi tuzlu ve bu suyun içinde bor ve arsenik oranı son derece yüksek, yine aynı zamanda yatakların içinde de yüksek. Yani şu mesajı vermek istiyorum: Ola ki, belki bizde, Türkiye'de bir yatak yüksek olabilir biraz sonra örneklerini göstereceğim- ama dünyanın her yerinde, bor yatağı denince, yanında arsenik de durur. Bunu özellikle belirtmek istiyorum; kimseye yanlış bir mesaj gitmesin.
Peru'daki başka bir salarda bor var, hem arsenik var, hem lityum var, hem diğer tuzlar var. Onları tek tek alıp, 5 bin metreden aşağı indirip üretiyorlar. Bu alanda sönmüş bir gayzer mevcut ve bu gayzerden yüzeye çıkan malzeme içinde bor ve karbonat çökelmekte. Ama içlerinde yine belli miktarda arsenik de var.
İran'dan bir örnekte, fay sisteminden sıcak sular gelmekte ve bor çökelmekte, bu bor minerallerine de arsenik eşlik etmektedir. Tibet'te güncel gayzer çıkışları var ve çıkan bu suların hepsi tuzlu. Su içinde sezyum, lityum, bor, arsenik bulunmaktadır.
Türkiye'ye geldiğimiz zaman; Türkiye'nin jeolojik yapısı itibarıyla, Kuzey Anadolu Fay hattı boyunca, Batı Anadolu'daki grabenlerde, Doğu Anadolu Fayında hep sıcak sular, bir de Batı Anadolu'nun iç bölgesinde bor yatakları var.
Kuzey Anadolu Fayı, Doğu Anadolu Fayı, batıdaki grabenler ve bunlara göre de sıcak suların dağılımlarına baktığımızda birkaç tane birbiriyle ilişkili olaylar var. Hem fay sistemleri var, hem volkanizma var. Bunlar birbirini bütünleyen bir sistem. Bunların hepsi o volkanizmanın magmasıyla ilişkili. Zaten Nilgün Güleç'in yaptığı araştırmada, bunların bir kısmının helyum içerdiği ve dolayısıyla magmatik kökenli olduğu belirtiliyor.
Batı Anadolu'daki sulara baktık. Batı Anadolu'da çok değişik jeotermal sistemler var. Büyük Menderes, Küçük Menderes, Gediz; oradaki bütün sularda analizler yaptık ve bunlardaki bor oranları belli. Şu andaki jeotermal sistemlerin tümünde bor var, arsenik analizi yok; ama arsenik de var.
Bazılarında bor ve lityum var; fakat arsenik yok. Jeotermal sistemlerde özetlemeye çalıştığım olay şu: Analiz ettiğimiz takdirde, bunların tümünde borun yanında mutlaka arsenik bulunmaktadır. Fakat Türkiye'deki jeotermal kaplıcalar, şunlar, bunlar, ister normal sağlık için, banyo için kullanılsın, ister ısıtma için kullanılsın; şayet ondan sonra atarsanız, üstelik de ciddi analizler yapmadan bunu yaparsanız, son derece sağlıksız olabilir.
Türkiye'deki bor yatakları hep Batı Anadolu'da. Bunların pek ayrıntısına girmeden şunu söylemek istiyorum: Tamam, dünyada en fazla Türkiye'de bor yatakları var. Ama bu bor yataklarının yanında devamlı olarak hep volkanik kayaçları görüyoruz, tüfleri görüyoruz, kum taşı, çamur taşlarını görüyoruz. Demek ki, volkaniklerle, tüflerle sedimentler karışmış ve de bir yerden, termal sularından veya hidrotermal sistemden beslenmiş. Dolayısıyla, bu havzalarda sadece bor değil, başka elementler de var; arsenik, antimuan, lityum bulunmaktadır.
Değişik yataklarda bu borların bulunduğu yerlerdeki tüflerden analizler yapıldı. Bor, stronsiyum, lityum ve arsenik mevcut. Bu yatakların modellerini yaparken, içinde borların nasıl dağıldığını, onlarla birlikte tüfler, diğer sedimentler nasıl bulunuyor diye bir modelleme yaptık. Yani onlar yan yana duruyor. Boru alıyorsunuz; ama onunla birlikte bir miktar çamurtaşı, kiltaşı, tüfü de alıyorsunuz. Daha sonra işleme gidiyor, ama onunla birlikte bunları da bir miktar alıyorsunuz.
Türkiye'deki yatakların içinde bulunan mineralleri veriyoruz. Genellikle bor mineralleri; kalsiyum boratlar, kalsiyum sodyum boratlar ve sodyum boratlardır.
Magnezyum boratlar, stronsiyum boratlar ve arsenik boratlar. Tercüt dediğimiz mineral, bor mineralidir. Daha doğrusu arsenik ile bor bir araya gelmiş, yeni bir mineral oluşmuş. Türkiye'deki yataklarda mineral dağılımında, diğerleri hep eser miktarda, az miktarda; ama bizde daha çok kolemalit var, boraks var.
Türkiye'deki yataklara baktığımızda, bu tortular nelerdir; bunların içinde çamurtaşları, kiltaşları ve tüfler ve bunların içinde, yüzeyde, onlarla birlikte borları bulunmaktadır. Yatakların içindeki tüflerde karbonatlar ve borlar hep birlikte bulunuyorlar. Kolemanit ve çamurtaşları ikinci mineraller var. Bazı yataklarda üleksit damarının birlikte olduğu, onların içinde mercek şeklinde olduğunu görüyoruz.
Bigadiç, dünyanın en büyük üleksit ve kolemanit yatağı. Burada dikkatinizi çekmek istediğim şey şu: Yatak, şayet arsenik yönünden konuşmak gerekirse, belki de en temiz yataklardan bir tanesi. Arsenik oranları son derece düşük. Tabii bu işletmeler açık işletme olduğu için, daha çok çevre sorunları var. Bunlardan giden sular var; çeşme suları, yeraltı suları, bir de o şeylerin içinden gelen sular var. Burada bir çeşme suyu görüyoruz; bor yatağının içinden geliyor bu su.

Şekil-4 Bor cevheri çıkartılan yerdeki içme suyu temin edilen çeşme (Bigadiç)

Şekil-5 Kestelek bor cevheri işletmesi
Bir de bu çevredeki termal sular var. Hisaralan Kaplıcası dediğimiz sular. Bu, şu anda kullanılmaktadır. Emet Havzası'nda. Dikkat ederseniz, bor ve arsenik oranları fazladır. Emet yatağında bor, çamurtaşı, kiltaşı, tüf hep birlikte bulunuyor (Şekil-6). Burada sülfür minerali arsenikle birlikte bulunuyor. Cevherleri alırken, işletirken bir yerbilimciye sormak lazım, "Hangisi nedir?" diye sormak lazım. Ama maalesef, ETİBANK, bunu pek sormaz.
Şimdi, Emet Havzası gibi çok modern; ama yine de ciddi bir sağlık sorunun yaşandığı bir yeri mevcut. Bunda ETİBANK'ın hiçbir kabahati yok. İller Bankası, DSİ ne yapmışlardır; buradaki jeolojiyi bilmeden, köyleri bu bor yataklarının üzerine oturtmuşlardır. Bununla kalmamışlar, sondajları da burada yapmışlardır. Vatandaşlar da buradan su almaya çalışırlar. Sağda, solda sondaj yapmışlardır ve sondajları bor zonunda bırakmışlardır ve içme suları şu anda oradan almaktadırlar. Bu yöredeki İğde Köyü ve Doğanlar Küyü'ndeki sağlık sorunu ciddi boyutta. Türkiye'de suları kim yapıyor, bilmiyorum; ama İller Bankasının yapması gerekiyor; bu köylerin sondajlarını yapan İller Bankasıdır.

Şekil-6 Bor mineralleri ile arsenik (origpiment; sarı) (Hisarcık – Emet)
Emet'teki bor zonunu yakından görüyoruz. Bakın, sadece bu yatakta, bor mineralinin dışında, bir de arseniğin başka mineralleri var; realgar dediğimiz mineral, orpiment dediğimiz mineral ve doğal kükürt de var.
İşte onların birlikteliğini görüyorsunuz; kolemanit ve realgarlar.

Şekil-7 Kolemanit arsenik birlikteliği(Hisarcık – Emet)
Yine kolemanitten sonra dönüşümleri görüyoruz; realgar origpimente dönüşüyor. Bunlar alterasyonla birbirine dönüşebiliyor ve bir kolemanitin bir kısmı kalsit olurken, bir kısmı da kahnit dediğimiz içinde arsenik içeren minerale dönüşmüş.

Şekil-8 Arsenik (kırmızı) ile bor minerali ilişkisi (a;kolemanit ve b;hidroborasit) (Hisarcık - Emet)
Bazı kısımlarda kolemanitin üzerinde sıvanmış bir şekilde realgar ve orpiment bulunmaktadır. Bembeyaz mineralleri gören, özellikle üçünü gören hiç kimse, "Arsenik var" diyemez. Ama okursanız, bunlarda arsenik olduğunu anlarsınız. Vicida dediğimiz bir mineral bu, stronsiyumlu; ama özellikle tercüt dediğimiz mineral budur, bembeyaz durur, diğerlerinden hiç ayırt edemezsiniz. Kahnit dediğimiz mineral de budur; ikisi de arsenik içerir, arsenikli minerallerdir ve yatağın içinde, özellikle Emet bölgesinde çok dağınık olarak bulunur ve onların analizleri de buradadır. Tercüt dediğimiz mineral, burada; bakın işte, içindeki arsenik miktarı da % 18'lerde görünüyor. Kahnit deki arsenik oranı da % 31 'lerde ve o yatağın içinde duruyorlar.

Şekil-9 Bor mineralleri üzerine sıvalı kırmızı renkli arsenik minerali
Kırka yatağı analizlerine baktığımız zaman, borlar son derece temiz, içinde neredeyse hiç arsenik yok.
Sultlançayırı'ndan örneklerde birlikte tüfler var. Yine tortullar ve borlar, sülfatlar birlikte bulunuyor. Aynı bölgede sıcak su kaynakları var. Bor miktarları ve arsenik miktarları miligram/litre olarak burada görünüyor. Tabii bir de bor, tıp dışında, çok değişik endüstri alanlarında kullanıldığı için, hangi tarafa hangi tür cevheri satacağımız da çok önemli. Bor ürünlerini pazarlarken dikkat edilmesi gerekiyor. Daha doğrusu bor ürünlerini hangi sanayiye sattığımız da önemli; çünkü bazı yerlerde hiçbir sorun teşkil etmezken, bazı yerlerde sorun teşkil edebilir. Bu iki element de son derece hareketli olduğuna göre, yerüstü suları bunları hep devamlı harekete geçirecek ve bunların bir kısmı yeraltı suyuna, yerüstü suyuna ve toprağa karışacak. Bakın, bunlar, bor ve arsenik son derece hareketli olduğu için durmadan karışacak ve toprağın belli bir kesiminde birikecektir.
Arseniği nereden alabiliriz? Arseniği yiyecekten alabiliriz, sudan gelebilir, havadan da gelebilir. Tabii tıp doktoru olmadığımız için ayrıntısını bilmiyoruz; ama arseniğin özellikle insanlar üzerinde ciddi etkileri var, deri üzerinde birtakım hasarlara yol açabiliyor, mide ağrılarına neden olabiliyor. Yine ishal ve buna benzer rahatsızlıklara, hatta körlüğe varan sorunlar yaratabiliyor. Dolayısıyla, bor değil; ama arsenik konusunda son derece ciddi olmak zorundayız.
Bu eser elementlerin dağılımına bakarsak, zaten Eşref Atabey de sunumunda bunu açıkladılar; havadan, sudan, kayaçlardan ve topraktan rahatlıkla alabiliyoruz ve doğal olarak bunlardaki oranları son derece az. Örneğin, normal kayaçlarda, kumtaşında, karbonatlarda bor ve arsenik limitte olmasına rağmen, bazı yerlerde çok yoğun bir şekilde konsantre olmuş vaziyette. Dünya Sağlık Örgütü, arseniğin miligram/litre olarak maksimum miktarını vermiş; diyor ki, "Kullanılan sulardaki en fazla limitimiz 0.05 miligram/litre. Bunun üstündeki oran devamlı sorun yaratır."
Bitkilere baktığımız zaman, bitkilerin bir kısmı toleranslı, bir kısmı yarı toleranslı. Ama bitkilerin bir kısmı, özellikle narenciye grubu çok hassa; hem bora hassas, hem de arseniğe hassas. Tablo-2'de bitkiler içindeki bor elementleriyle ilgili dağılımı gösterilmektedir.
Bazı bitkiler son derece uzun dayanımlı olmasına rağmen, özellikle narenciye grubu son derece duyarlı ve çok kısa sürede öldürebiliyor. Bor sahalarındaki insanlar üzerinde, şeker glikozu üzerinde yapılan testlerde, normal ve kritik oranları tespit edilmiş; ama ben, rahmetli Bekir hocadan aldığım bilgi ve anladığım kadarıyla, üreme konusunda ve şeker yönünden pek etkili olmadığı ortaya çıkıyor. Nitekim, bu konuda yapmış olduğu yayınların hepsi de uluslararası dergilerde yayınlanmış vaziyette.
Emet Havzası'nı ve Bigadiç'i ppb olarak arsenik ve bor açısından karşılaştırdığımızda bazı kesimlerde çok yüksek ppb oranı var, bazı yörelerde bu az. Ama kıyasladığımız zaman, bazı kesimlerde, Emet'te, özellikle yataklara yakın yerde daha yüksek olduğunu görülüyor. Dolayısıyla, özellikle Emet bölgesinde yüzey sularında, dere sularında çok daha dikkatli olmak zorunda olduğumuzu biliyoruz. Çünkü Emet Çayı bütün bir havzayı olduğu gibi keser götürür.

Tablo-2 Bitkilerin, sulama suyundaki bora dayanıklılık sınırları ve sulama sularının bor derişimine göre sınıflandırılması: üstteki rakamlar bitkilerin bora dayanıklılık sınırlarıyla, alttaki rakamlar ise sulama sularının bor derişimine göre sınıflandırılması ile ilgilidir (Richards, 1954).
Bor, arsenik ve kükürt elementlerinin kaynağı büyük bir olasılıkla;
a) Akarsular tarafından borat havzasından taşınan Tersiyer volkanik kayaçlarm ayrışma ürünleri,
b) Volkanik küllerin doğrudan doğruya borat havzasına depolanması ve
c) Termal kaynaklar ile ilgili bulunmaktadır.
Tablo-3 Emet ve Bigadiç Havzalarında Yüzey Sularında ve Yeraltı Sularında As ve B elementlerinin değerleri
Tablo-4 Tüf ve kil örnekleri arsenik düzeyleri
Tablo-5 Emet içmesuyu kaynaklarında arsenik düzeyleri
Arsenik yataklardan, kayaçlardan veya tüf ve içindeki bor cevherinden gelmektedir. Uluslararası standartlar, arsenik için 0.05 miligram/litreyi limit olarak görüyor, bor için biraz daha yüksek. Bazı yerlerde değerler bunlarında üzerinde, daha yüksek. Dolayısıyla, özellikle Emet bölgesinde arsenik çok tehlikeli boyutta. Ama Bigadiç için aynı şeyi söyleyemeyiz. Tıpçıların yaptığı araştırmaya ve ortaya koydukları sonuçlara göre söylüyorum, bor, toksik olmayıp, özellikle borik asit ve sodyum boratların antiseptik özelliklere sahip olması tabii ki belli oranı geçince hem bitki için, hem insan sağlığı için zararlı olabilir. Ama onunla birlikte bulunan arseniğin sıkıntıları vardır. Dolayısıyla, bu yataklar işlenirken, bu yöredeki yeraltı ve yerüstü sularının işlenmesi veya kullanılması konusunda son derece hassas olmak zorundayız. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Değinilen belgeler
Alanso, R.N., Helvacı, C, Sureda, R.J., and Viramonte, J.G., 1988, A new Tertiary borax deposit in the
Andes. Mineral. Deposita., vol.23, 299-305. Çolak,M., Gemici, Ü. and Tarcan, G., 2003, The effects of colemanite deposits on the arsenic
concentrations of soil and ground vvater in İgdeköy - Emet, Kütahya, Turkey. vVater, Air, p.27-143.
Çöl, M. and Çöl, Ç., 2003, Environmental boron contamination in vvaters of Hisarcık area in the Kütahya Province of Turkey. Food and Chemical Toxicology, v.41, p. 1417-1420.
Gemici, Ü., Tarcan, G., Çolak, M. and Helvacı, C, 2004, Hydrogeochemical and hydro-geological investigations of thermal vvaters in the Emet area (Kütahya, Turkey). Applied Geochemistry, vol.19, p.105-117.
Güleç, N. Hilton, D.R. and Mutlu, H., 2001, 4th Int. Turkish Geol. Symp., 24-28 Sept., Adana. Güleç, N. Hilton, D.R. and Mutlu, H., 2002, Chem. Geol., v. 187, p. 129-142.
Gündoğan, İ. ve Helvacı, C, 1992, Sultançayırı (Susurluk-Balıkesir) boratlı jips havzasının jeolojisi, mineralojisi ve ekonomik potansiyeli. Türkiye Jeoloji Bülteni, Cilt 36, 159-172.
Floyd, P.A, Helvacı.C. and Mittvvede, S.K. 1998, Geochemical discrimination of volca-nic rocks associated with borate deposits: an exploration tool ? Journal of Geochemical Exploration, vol.60, p.185-20.
Helvacı, C, 1977, Geology, mineralogy and geochemistry of the borate deposits and associated rocks
at the Emet Valley, Turkey. Ph.D. Thesis, University of Notting-ham, Nottingham, U.K.,338p. Helvacı, C, 1978, A review of the mineralog of the Turkish borate deposits. Mercian Geol.Voi.6, No.
4, 257-270.
Helvacı, C. and Firman, R.J., 1976, Geological setting and mineralogy of Emet Borate deposits,
Turkey. Trans. Inst. Min. Metali. (Section B. Appl. Earth Sci.) 85, B. 142-152. Helvacı, C, 1984, Occurrence of rare borate minerals: Veatchite-A, tunellite, teruggite and cahnite in
the Emet borate deposit, Turkey. Mineral Deposita, Vol.19, 217-226. Helvacı, C, 1986, Stratigraphic and structural evolution of the Emet borate deposits, Western Anatolia.
Dokuz Eylül University, Faculty of Engineering and Architectu-re, Research Papers, No:
MM/JEO-86 AR 008. 28 p. Helvacı, C, 1986, Geochemistry and origin of the Emet borate deposits, VVestern Tur-key.
Cumhuriyet Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi Dergisi, Cilt 3, Sayı 1, 49-73. Helvacı, C, 1989, Türkiye Bor Madenciliğinin işletme, stoklama ve pazarlama sorunlarına minerolojik
bir yaklaşım. Jeoloji Mühendisliği Dergisi, Sayı 34-35, 5-17. Helvacı, C, 1992, Güney Amerika'daki And Dağlarının tektonik ve volkanik gelişimine bağlı borat ve
diğer tuz yataklarının oluşumu. Jeoloji Mühendisliği, Sayı 41, 5-22.
Helvacı, C, 1994, Mineral assemblages and formation of the Kestelek and Sultança-yırı borate deposits, Western Turkey. in: Evaporites and Desert Environments. Proc. 29 th Intl. Geol. Congr., Part A, 245-164.
Helvacı, C, 1995, Stratigraphy, mineralogy, and genesis of the Bigadiç borate deposits, Western
Turkey. Economic Geology, vol.90, 1237-1260. Helvacı, C, 2003, Türkiye borat yatakları: Jeolojik konumu, ekonomik önemi ve bor politikası.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası yayınları, Ankara, ISBN 975-395-582-0, No. 71, 34 s. Helvacı, C, 2005, Borates. İn : Selley R.C., Cocks, L.R.M and Plimer, I.R. (editors) Ency-clopedia of
Geology. Elsevier, December 2004, vol.3, p. 510-522. Helvacı, C. ve Alaca, O., 1991, Bigadiç borat yatakları ve çevresinin jeolojisi ve mineralojisi. MTA
Dergisi, 113, 61-92.
Helvacı, C. and Alonso, R.N., 2000, Borate deposits of Turkey and Argentina; a sum-mary and geological comparison. Turkish Journal of Earth Sciences (Turkish J. Earth Sci.), Vol 24, pp.1¬27.
Helvacı, C. ve Firman, R.J., 1977, Emet borat yataklarının jeolojik konumu ve mineralojisi. Jeol. Müh.
Sayı 2, 17-28.
Helvacı, C, Mordoğan, H., Çolak, M. and Gündoğan, İ, 2004, Presence and distribu-tion of lithium in
borate deposits and some recent lake vvaters of vvest-central Turkey. International Geology
Revievv, vol.46, p.177-190. Helvacı, C. and Orti, F., 1998, Sedimentology and diagenesis of Miocene colemanite-ulexite deposits
(Western Anatolia, Turkey). Journal of Sedimentary Research, vol.68, no. 5, p. 1021-1033. Helvacı, C, Stamatakis, M., Zagouroğlou, C. and Kamaris, J.,1993, Borate minerals and related
authigenic silicates in northeastern Meditarranean Late Miocene Continental basins. Explor.
Mining Geol., vol.2, No. 2, 171-178.
Helvacı, C. and Yağmurlu, F., 1995, Geological setting and economic potential of the lignite and evaporite-bearing Neogene basins of Western Anatolia, Turkey. Isr. J. Earth Sci., vol.44, 91¬105.
Kistler, R.B. and Helvacı, C, 1994, Boron and Borates. in: Industrial Minerals and Rocks (Donald D.
Carr editör) 6 th Edition. Society of Mining, Metalurgy and Explora-tion, Inc., 171-186. Mutlu, H. and Güleç, N., 1998, JVGR v.85, p. 495-515.
Orti, F., Helvacı, C, Rosell, L., and Gündoğan, İ., 1998, Sulphate-borate relations in an evaporitic lacustrine environment: the Sultançayır Gypsum (Miocene, vvestern Anatolia). Sedimentology,
vol.45, p.697-710.
Palmer, M. R. and Helvacı, C, 1995, The boron isotope geochemistry of the Kırka borate deposit, Western Turkey. Geochimica et Cosmochimica Açta, vol.59. No. 17, 3599-3605.
Palmer, M.R. and Helvacı, C, 1997, The boron isotope geochemistry of the Neogene borate deposits of Western Turkey. Geochemica et Cosmochemica Açta vol.61, No.15, 3161-3169.
Palmer, M.R., Helvacı, C, and Faliick, A.E., 2004, Sulphur, sulphate oxygen and stron-tium isotope
composition of Cenozoic Turkish evaporates. Chemical Geology, v. 209, p. 341-256. Richards, L.A., 1954, Diagnosis and improvement of şaline and alkali soils. USA salinity Lab., USA. Şaylı, B.S., 2003, Low frequency of infertility among workers in a borate processing facility. Biological Trace Element Research, vol.93, p. 19-29.
Ş imşek, C, 2005, Balçova jeotermal sahasında bor ve arsenic kirliliği. Jeotermal Enerji Seminer Kitabı, TMMOB MMO Yayın No: E/2005/393-2, s. 361-368.
Vengosh, A., Helvacı, C. and Karamanderesi, İ.H., 2002, Geochemical constraints for theorigin ofthermal vvatersfrom western Turkey. Applied Geochemistry, vol. 17, p.163-183.
Yılmaz, H., 2002, Ovacık gold deposit: an example of quartz-adularia-type gold mine¬ralization in Turkey. Economic Geology vol.97. p. 1829-1839.
Watanebe, T (1984). Geochemical cycle and concentration of boron in the Earth's crust. Verdenskii Institute Geochemical chemistry and Analytical Chemistry USSR 2:167-177.
Tartışma
Nazmi ORUÇ- Sunumunuz için çok teşekkür ederim.Efendim, 1970'li yıllarda borumuzu maalesef dışarıya satamıyorduk ya da cevher olarak satarken, içerisindeki arsenik miktarı belli bir düzeyin üzerinde olduğu için fiyat kırıyorduk. Bunun üzerine, İller Bankası, TÜBİTAK ile ortak bir şekilde, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde çok değerli bir hocamıza, "Borun içerisindeki arseniği nasıl çıkarabiliriz?" diye bir proje yaptırılıyor. Sonuçta buna ilişkin bir rapor çıkarılıyor. Ama maalesef, üniversiteler ile ilgili kuruluşlar arasında ilgi, bilgi ve sevgi paylaşılmadığı için, şu anda bu pek bilinmiyor. O zamanlar belki de arsenik analizi zor yapılıyordu veya başka bazı kısıtlayıcı hususlar vardı. Halbuki, hocam, o dönem, 1977 yılında, Nottingham Üniversitesinde, Emet Havzası'ndaki bor mineralini doktora tezi olarak incelemiş ve realgar ve orpimenti orada bulmuştur.
Biraz da düzeltme şeklinde bir şey söylemek istiyorum. İğde Köyü ve Doğanlar'da çeşitli nedenlerle nüfus azalmış durumda ve bugün kuyu suyu kullanıyorlar. Onu da İller Bankası açmamış. Malumunuz, yasa gereği, İller Bankası belli bir nüfusun üstündeki yerleşim birimlerine su getirir. İller Bankası, 1990'lı yıllarda, zaman içerisinde kolemalitin borik asite dönüşmesi dolayısıyla orada kurulan büyük bir sanayi kuruluşunu dikkate alarak, Mala 1 ve Mala 2 su kuyularından, muhtemelen sizin de ifade ettiğiniz gibi, bor yataklarına yakın bir yerde kuyular açılıyor, oradan pompayla su alınıyor ve o su şehre getiriliyor. Şehirdeki yaklaşık 15-20 dolayındaki çeşmeye dağ suyu geliyor. Bu ise başka bir yataktan geliyor, ki orada bor yok. Arseniği de 1.2 mikrogram/litrenin altında. Ama Mala 1 ve Mala 2 su kuyularının arseniği 400-500 mikrogram/litre. Ama o günkü analiz şartları altında, "Bu su içilebilir" diye rapor veriliyor ve devletin parası yatırılıyor. Daha sonra 90'lı yıllarda, basına intikal eden çeşitli araştırmacıların yaptığı çalışmalarla kamuoyunda ve bilim dünyasında ses getiren dosyalar var. Gerek Emet Belediye Başkanının, gerek Hıfzısıhha Sağlık Müdürlüğünün ve Kütahya milletvekillerinin gönderdiği çeşitli raporlar var. Mala 1 ve Mala 2 kuyularından gelen su, sadece evlerde içme suyu dışında tüketiliyor. Mala 1 ve Mala 2 su kuyularını İller Bankası açtı. İğde Köy'de Sayın İzzetin Barış hocamız ve arkadaşlarımız o bölgede araştırmalar yaptılar ve ilk defa ... bulunmuş vaziyette. Bu yörenin cilt mütehassısları tarafından kesinlikle incelenmesi lazım. O konuda büyük bir eksikli var. Osmangazi Üniversitesinde ilgili bölüm başkanlığına söyledim, ama maalesef eleman azlığı, hasta sayısının çokluğu dolayısıyla imkan bulamadılar. Şu andaki Belediye Başkanı Cemal Kaya bey, maden mühendisi, orada ETİBANK'ta çalışıyordu. Köprübaşı mıntıkasında yaklaşık 80 metre statik seviyede bir kuyuda 10 mikrogram/litrenin altında. Şu anda hem Amerika'da, hem Türkiye'de müsaade edilebilir limit, şu veya bu nedenle herhalde -halkın sağlık şartlarını yükseltmek için olacak- 50 mikrogram/litreden 10 mikrogram/litreye çekildi. Orada 10 mikrogram/litrenin hemen yanında veya altında su var. Eğer birtakım finansman sorunları çözülebilirse, belki de ETİBANK, yeni ismiyle ETİBOR burayı işletmeye açacak. Teşekkür ederim.
Konu Alıntıdır...