![]()
Hasan Basri Hazretleri (2)
Peygamber Efendimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde “insanların da tıpkı toprak gibi çeşitlerinin olduğunu; kiminin taş üzerindeki toprak gibi hiçbir şeyden etkilenmeyen, kiminin kendisine atılan tohumu yetiştiremeyen kıraç toprak gibi ve kiminin de az bir su ile bağrındaki tohumu şahlandıran humuslu toprak gibi” olduğunu beyan buyurmuşlardır. İşte Hasan Basri Hazretleri dünyanın faniliğini küçük bir hadise ile anlayıp ahiretin tarlası olan bu dünyayı ahiret adına imar etmenin yollarına bakmıştır. Başından geçen bu hadiseden sonra da elindeki bütün malını mülkünü fakirlere dağıtmış hayatını daha sade bir şekilde devam ettirmiştir.
Yanlış anlaşılmasın burada okuyucularımızı insanlar dünyayı tamamen terk edip ahiret hayatı adına çalışsınlar gibi bir mülahazaya sevk etmek istemiyoruz fakat Hasan Basri Hazretleri gibi insanlar ümmet-i Muhammed’in matmahı nazarı oldukları için hayatlarını çok sade bir şekilde devam ettirmişlerdir. Onların dünya hayatını istihkar eden yaşantılarından müminler çok şeyler öğrenmişler ve hayatlarını aldıkları malumata göre sürdürüp gitmişlerdir. Zaten Efendimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) de “Bundan sonra sizin tekrar şirke gireceğinizden endişe etmiyorum, ümmetimin hakkında en çok endişe ettiğim şey onların dünyaya bağlanmalarıdır, dünya sevgisini kalplerine koymalarıdır” buyurmuşlardır. Zira içinde dünya sevgisini taşıyan insan şeytanın ağına kolayca takılıverir. Şeytan onun hakkında “Ben bu şahsı kalbi hayatını delik deşik ederek tamamen nefsi için yaşatabilirim” der. Nefsi için çalışan birisinin de sağlıklı bir toplum adına verebileceği hiçbir şey yoktur. İşte Hasan Basri Hazretleri, çağındaki inanan insanlara her daim bu hissi vermeye çalışmıştır. Bir gün imam ve talebeleri beraber iken talebeleri şeytanın vesvesesinden şikâyet etmişlerdir. Bunun üzerine imam biraz önce şeytan bana da Âdemoğullarından dert yandı ve dedi ki: Ey imam! Allah cc beni cennetinden çıkardığı vakit dünyayı ve cehennemi bana verdi, Âdemoğullarına ise cenneti ve kanaati verdi. Şimdi ben insanların benim malıma göz diktiklerini müşahede ediyorum. Sen şimdi onlara söyle de benim malıma göz dikmesinler.
Bir sohbeti esnasında Hasan Basri Hazretleri kalbin bozulmasının nedenini altı nedene bağlar. Bunlar:Allah’ın rahmetini garanti altına almış gibi yaşayıp tevbe etmeyi terk etmek. Oysaki ashab-ı kiram olsun selef-i salihin olsun ömürlerinin sonuna kadar akıbet endişesi ile yaşayıp sürekli tevbe etmişlerdir. Efendimiz’in de (Sallallâhu aleyhi ve sellem) günde yetmiş defa tevbe ettiği söylenir ki Arap dilinde yetmiş kesretten kinayedir yani Efendimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) –Kuran nassı ile, varsa gelmiş ve geçmiş günahı affolunmuştur- bir günde yetmişten daha fazla istiğfar etmiştir.
İlmi ile amel etmemek ki, Kuran, ilmi ile amel etmeyen insanları merkebe benzetmiştir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de faydasız ilimden Allah’a sığınırım demek suretiyle gerçek ilmin kişinin marifet ufkunu artıran ilim olduğunu buyurmuşlardır.
Amelinde ihlâsı gözetmemek. Amelinde ihlâs olmayan insan yaptığı amelleri insanların nazarında büyük görünmek için yapmış olabilir. “Bana âbit, zâhit desinler” diye yapmış olabilir. Oysaki Resul-ü Ekrem Efendimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde “Allahım beni senin nazarında küçük insanların nazarında büyük olan kullarından eyleme” buyurmuştur. İhlâs risalesi düsturlarına göre; O razı olsa bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. İhlâslı olunduğu zaman zaten muhlis kimseler istemese dahi Allah onları âleme kabul ettirir.
Allah’ın verdiği rızkı karşılığı olan şükürsüz bir surette yiyip nimetin gerçek sahibi olan Allah’ı unutma gafletinde bulunmak. Çünkü Kuran’ın birçok ayetinde de bildirildiği üzere şükür hilkatin -yaratılışın- neticesi olduğu gibi bütün kâinatın da yaratılışının neticesidir. İnsandaki şükrün ölçüsü Allah’ın verdiği nimetlere kanaat etmektir, iktisatlı yaşamaktır, verilen nimete rıza gösterip onlardan memnun olmaktır. Şükretmeyen birisinin sahip olduğu vasıflar ise haris olmasıdır –dünya malına karşı hırslı-, Allah’ın verdiği nimetleri israf ederek istimal etmektir, nimetlere hürmet etmemedir ve helal-haram ölçülerine dikkat etmeyerek önüne gelen her şeyi rastgele yemektir.
Allah’ın biz insanlar için tensip buyurduğu taksime rıza göstermeyip isyankâr bir insan gibi yaşamaktır. Oysaki bizler O’nun malıyız; bize meşietine göre suret giydirebilir. Zengin veya fakir olarak yaşatabilir, sıhhatli bir vücut verebileceği gibi alil bir vücut da verebilir. Bütün bunlar O’nun meşietine bağlıdır.
Ölümden hiçbir nasihat almama. İnsanın ibret alması gereken en büyük hadiselerden birisi de ölümdür. Allah Teala, Kuran’da “Yeryüzünü dolaşıp kendilerinden önceki kavimlerden ibret almazlar mı?” buyurmaktadır. Efendimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) “İnsanın kalbindeki dünyaya olan meyili söküp kazıyan ölümü sıkça hatırlayın” buyurmaktadır. Bediüzzaman Hazretleri de nasihat istersen ölüm yeter demektedir.
Hasan Basri Hazretleri duanın kabul edilmesi için ferde taalluk eden sıfatlar içinde şunları saymıştırünyaya karşı hırs beslemeyen, yanlarına oturduğun zaman Allah’ı hatırlatan ilim ehli insanlar ile beraber otur; çünkü onların sohbet-i cananına doyum olmaz. Hazreti Ömer’e göre ilim ehli insanlar bir bahçede bulunan meyvedar ağaçların olgunlaşmış meyvelerine benzer ki biz ne zaman bir bahçeye girsek meyveler içinde en kâmil olanını isteriz, araştırırız.
Teheccüt namazı kılmak. Zira nafile ibadetler cebren linoksandır. Yani eksik kalan farzların yerlerine konulup mizana girerler.
İslam dininin direği olan namazı vaktinde kılmak. Efendimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) birçok yerde en faziletli ibadetler arasında vaktinde kılınan namazı saymıştır.
Helal rızık yemek; zira helal rızık yemek aynı zamanda Allah’a karşı nimetin şükrü olarak kabul edilmiştir.
Kuran’ı adabına göre okumak. Adabına uygun olarak okunan Kuran’dan bırakın mümini Efendimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde müşrikler bile zevk almışlar; onu dinlerken kendilerinden geçmişlerdir.
Hasan Basri Hazretleri, zamanında sadece halk ile beraber olmamış, devrin devlet ricali ile de arasını iyi tutmuştur. Birçok insanı idama götüren Haccac onun toplumdaki nüfuzundan korktuğu için ona dokunamamıştır. Hazret Haccac’ın yanı sıra Emevilerin yüz akı halifesi Ömer bin Abdülaziz’e insanlara adaletle davranmasını, hak sahibine hakkını vermesini, halifeliğin iki tarafı keskin bir kılıç gibi olduğunu; Allah’ın emirlerine bağlı hüküm veren birinin Efendimiz’in (Sallallâhu aleyhi ve sellem) beşaretini hak eden yedi grup arasına girdiğini, zulüm ile yöneticilik yapanın da ahiretteki makamının Cehennem gayyaları olduğunu söylemiştir. Efendimiz(Sallallâhu aleyhi ve sellem) başka bir hadisi şeriflerinde “Allah bir sultanı severse ona Allah’tan korkan ona ahireti hatırlatan vezir verir” buyurmaktadırlar. Bu hadis-i şerif zaviyesinden baktığımız zaman kendisine Hasan Basri Hazretleri gibi bir danışman verilen Ömer bin Abdülaziz Hazretlerinin Allah katındaki değerini de az çok tahmin edebiliriz.
Hasan Basri Hazretleri anne babaya hak ettikleri şekilde davranılmasını etrafındakilere hep anlatmıştır. Hac esnasında gördüğü birisine o yükü sırtında niye taşıyorsun dediğinde adam; Ya imam sırtımda taşıdığım şahıs benim babamdır, Şam’dan sırtımda getirip ona yedi kere hac yaptırdım demiştir. Bunun üzerine imam bir kere kalbini kırsan bütün bunların sevabını kaybeder bir kez de gönlünü alsan hepsinin sevabını alabilirsin demiştir.
Hasan Basri Hazretleri gıybet konusunda çok hassastır. Bir gün kendisine birisi gelip ben yemekte falanın evinde idim, yemek yerken ev sahibi seni çekiştirdi demişti. Hazret de kendisine “sana o şahıs ne ikram etti?” diye sorup, laf getiren kişi, “şu yemekleri ve şu meşrubatları ikram etti” deyince Hasan Basri “O kadar şeyi midende sakladın da benim hakkımda söylediği sözleri saklayamadın mı?” diye cevap vermiş ve daha sonra bir kap hurma hazırlayarak “Bunu beni çekiştiren kimseye ver ve daha sonra ona şunu söyle: Duydum ki sevabının bir kısmını benim defterime geçirmek istemişsin, teşekkür ederim. Bunun karşılığı olarak ben de sana bu hurmayı gönderiyorum fakat benim hediyem seninkinin ayarında değil” diyerek hem gıybet edene hem de söz getiren kişiye ibretamiz bir ders vermiştir. Yine bir gün kendisine birileri “Ya imam sen diyorsun ki ashab-ı kiram zamanında Medine’de gıybet yapıldığı zaman Medine’nin sokakları kokardı. Biz de şimdi gıybet ediyoruz fakat hiçbir yer kokmuyor” denildiği zaman “Bir insan derici dükkânına girdiğinde burnu oranın kokusuna dayanamaz. Belli bir süre geçtikten sonra artık alışır ve deri dükkânındaki kerih kokulardan hiçbir şey duymaz hale gelir. İşte sizler de gıybet etmeye o kadar alışmışsınız ki artık her tarafı çepeçevre saran pis kokuları duymaz hale gelmişsiniz”.
Hasan Basri Hazretleri hayatı boyunca hep ehli sünnet akidesinin neşri için çaba sarf etti. Bu uğurda yapılabilecek en iyi hizmet olan talebe yetiştirdi. Onun o kutlu halkasının tadına varan birçok talebesi onun düşüncelerini ve tasavvuf meşrebini devam ettirdi. Hasan Basri Hazretlerinin Hazreti Ali’den aldığı tasavvuf yolunu kendisinden sonra Mâlik bin Dinar, Ebu Hâşim el-Mekkî gibi zatlar devam ettirmiştir. Ayrıca kadınlar âleminin sultanlarından Rabiatü’l-Adeviyye ondan istifade edenler arasındadır.
Ömrünü Allah’ın yolunu neşretmekle örgüleyen Hasan Basri Hazretleri vefatına yakın zamanda fasih konuşma hasletini kaybetti. İrtihal-i dar-ı bekaya etmeden önce biraz kendinden geçti ve daha sonra uyanınca “Beni cennet yurdunun güzelliklerinden uyandırdınız” dedi. Hasan Basri Hazretleri hicri 110’da (miladi 728)bir Cuma gecesi 80 yaşında bu dünyaya gözünü yumdu. Yüce Rabbimiz bizleri onlara layık halef eylesin o yüce kametin makamını cennet eylesin.


LinkBack URL
About LinkBacks
ünyaya karşı hırs beslemeyen, yanlarına oturduğun zaman Allah’ı hatırlatan ilim ehli insanlar ile beraber otur; çünkü onların sohbet-i cananına doyum olmaz. Hazreti Ömer’e göre ilim ehli insanlar bir bahçede bulunan meyvedar ağaçların olgunlaşmış meyvelerine benzer ki biz ne zaman bir bahçeye girsek meyveler içinde en kâmil olanını isteriz, araştırırız.
Alıntı ile Cevapla