Büyük alimlerden bir zat şöyle demişti: Gençliğimde Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretlerini çok severdim. Onların himmetiyle bende acaip haller zuhur etti. Bana:
- Beni hiç hatırından çıkarma, diye vasiyet etmişti. Ben de O'nu daima hatırımda tasavvur edip rabıta ederdim. Babam o zaman Mekke'ye gitti ve beni de götürdü. Yolda Herat'a uğradık. Şehri temaşa ederken, Hace Hazretlerinin Rabıtalarından bana gaflet gelip bendeki o eski haller gitti. Sonra İsfahan'a gittim. Orada kamil bir şeyh vardı. Bütün İsfahan ehli ondan himmet ve dua talep ederdi. O zat-ı şeriften çok kerametler zuhur etmişti. Babam beni alıp o zatın huzuruna götürdü. Benim için onlardan himmet talep eyledi. Lakin ben Hace Hazretlerinden çok korkduğumdan o zatın huzurundan dışarıya çıktım. Ondan sonra gidip Beytullah'ı ziyaret ettik. Dönüşümüzde Hace Hazretlerinin ziyaretleriyle müşerref olduğumuz zaman, O'nu unuttuğumdan dolayı çok korkuyordum. Benim korktuğumu keşif ederek:
- Korkma biz kusuru affederiz. Sen benim oğlumsun. Benim oğullarıma sahip çıkıp tasarruf etmek kimin haddine? dedi.
Daha sonra, bana latife yaparak:
-Heratla gittiğin zaman beni niçin unuttun? buyurdular. Ve şu mısrayı okudular:
"Unutmak dostluğun şanından değildir."