1960 yılında Sinop'un Boyabat ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul da tamamladı. 1980 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ne bağlı UESYO da okurken siyasal nedenlerle tutuklandı ve idam istemiyle yargılandı. Dava sürmektedir (1988). İlk şiiri 1982 yılında cezaevindeyken yayımlanmıştı.



"Ne güzel şiirler yazıyorlar, ne güzel mektuplar. Ne güzel resimler yapıyorlar. Bunca ağır yaşamın sitemini şiir çeker çünkü, resim çeker. Bunca ağır yaşamaya karşın yürekte saklanan umut da ancak şiire yüklenebilir."

Gülten AKIN



"Sekiz yıldır çevresi duvar, demir ve plastik olan Şairin, duvarları aşıp bizlere ulaşan yaşama tutkusu, kendi büyüklüğünde bir hüznü de getiriyor beraberinde. Acıları sızıları usul usul kanarken, sevinçleri, suskunluğu aşıp sesini duyuruyor. Hüznü öne çıkarmamaya çalışarak, asıl olan yaşama sevincini dile getirmeye çalışıyor. Başarıyor da bunu."

Vedat Günyol



"Bir yanda yangın vardı, bir çağ yangını. Herkese şu ya da bu oranda bir pay düşüyordu bu yangından. Kıyısında, köşesinde yananlar vardı. Bir de tam ortasında yananlar! Ben, yangının tam ortasında, hem de hiç yakınmadan yananları, etiyle kanıyla, özlemleri, kavgaları ve umutlarıyla duyurmak istedim."

Nevzat ÇELİK





AF



duvar duvar duvar

sana ne desem ki ah

incitmeden gözlerini mahkûmun

her taşını kırmalı bir bir

gerisi laf-ü güzaf



***************************



ANNELER GÜNÜ



yeşildir artık yüreğinde kara bulut

bugün anneler günü annem beni unut



evde acılar koynuna yangelip yatmış

inadına giyin sen de mayısa batmış

yürü sokakta çocukların düşü aksın

yürü ki saksıda çiçekler sana baksın



diline genç anılarından bir türkü seç

beş yıl büyüdüğüm okulun önünden geç

ıslanırsa anıların güneşte kurut

senin günün bugün unutma beni unut

gök mavi deniz mavi tam kıyısında dur

durma eteğinden beni bir daha savur



annem yıldız kayıyor içinden dilek tut

koşuyor sana kısa pantolunlu çocuk

gözünde gözümde gözlerinde bin umut



******************************



BAHAR AĞRISI



bir bahar daha dönüp gidecek kapıdan

bir bahar daha sensiz yaşanacak

demek

bir bahar daha

insanlar asılacak şafakta



ben en çok şafakları ağlarım



***********************************



BU BAHAR ŞAŞMA



birdenbire ne oldu bana böyle

ben eskiden yağmur filan takmazdım

aşk desem değil yorgunluk hiç değil

verip alnımı parmaklığın buz ufkuna

kuytusunda kederler büyüten

bir cehennem gibi bakmazdım



düzeni yok voltamın nisanda mıyız

yemyeşil bir dal kalbime bulaşıyor

duvarlar üstüme yıkılırsa şaşma

içimde firar etmek fikri

aç bir kurt gibi dolaşıyor



beni bu bahar vururlarsa şaşma



*******************************



BULUTLARI KIVIRCIK



yıl dört mevsim on iki ay

yıl üçyüzaltmışbeş gün

olur olmaz yerinde

gecenin ve gündüzün

tenimde uyanıyor senin

çığlık çığlığa tenin



kütür kütür kırmızı

kanıyor elimde bir karpuz

ne bir uyku gecelerimde

ne düş ne bir huzur



elmaya sakalımı sürtüyorum

yanakların düşünce aklıma

eğilip alıyorum kirazı ıslak

dudaklarını alır gibi ağzıma



gözlerinden akıyor ardarda kaç kuğu

sonra bütün kuğu eğimleri boynunda

omuzlarında sırtının oluğunda

saçların bir gümüş uğultu



uçup uçup ellerimi arasan

memelerin değirmi buğusu

belin

belinin çukuru

deli edecek beni



durduk yerde başlayan

kalçalarındaki müzik

ve çisil çisil uyanmış

bulutları kıvırcık..

felâket hüzün



her bahar bir kuş uçursa hüznün

sevgilim kuş bahçesine döner yüzün

büsbütün uçurmalı oysa geceme seni

bilerek isteyerek unutup herşeyi

açlığı şurada kavgayı orada

militanı sorguda işçiyi sokakta

parmaklarımızda gün boyu güneş

böğürtlen yer gibi temmuz tepelerinde

mosmor sevişmeliyiz seninle sabaha kadar



*********************************



ÇİÇEK GİBİ



1



seven

güzelim çocuk

karşımda duruyor fotoğrafın

güneş gibi asmışım ranzama seni

gözlerimi gözbebeklerinde unutup

o kadar yakın ve o kadar ürkeksin ki

uçacak elimin sana uzanan rüzgârında

sarı saçların tokasından kurtulup

kolumu kanadımı kırıyor fakat

yüzünün ortalık yerinde buruşan keder

tam da gülecekken

sımsıkı kapanıp yapışıyor

kiraz ağacının bütün kirazı dudakların

gözlerinin yemyeşil uğultusu

ve pembe buğusu yanaklarının

susup kalıyor apansız



hem ne dersin

ben sana aşık oldum küçük kız

hem de içerdeki adama durup dururken

aşık olan bir dolu şaşkın varken

hem de bunu yasaklamışken kendime

duvarla demir arasında

voltada ranzada

aykaranlıklarında

yapayalnız

çarparken yüreğim

deli deli



seni sevmenin sakıncası yok fakat

seni sevmek yarını sevmek gibi birşey

o güne dek bırak oyalansın bu yürek

hem nasılsa sevmeyi öğrenmen için

bir on yıl daha büyümen gerek



2



baban hapiste seven

ranzası ranzama bakıyor

öfkesi öfkeme

seni anneni ve ülkemizi düşünüyor

kükrüyor yaralı bir aslan gibi

seni anneni ve ülkemizi düşünürken



baban çıkacak hapisten

uçacaksın gümüş bir kuş gibi

kanatları kurşundan kurtulmuş gibi

ne güzel şey seven

baban çıkınca hapisten

uçacaksın gümüş bir kuş gibi

kanatları kurşundan kurtulmuş gibi



3



belki herkesin babası çıkamayacak hapisten

ve belki onlar uçamayacak gümüş bir kuş gibi sevinçten

bir zaman daha belki

yaylım ateşlere düşecek

en çocukça düşlerinin yolu

belki bir zaman daha

gözlerini ısıra ısıra

ıpıslak bir bulut gibi

yürüyecekler duvarlar boyu

ve fakat

şundan emin ol ki güzelim çocuk

kollarının ucunda sıkışan

dehşetli masum o iki yumruk

alâmetidir

kopacak

kıyametin



******************************



ÇOCUK



ağlardı gözlerin

mavi yeşil kara

gülerdi gözlerin

mavi yeşil kara



ağla çocuk gül çocuk

ama usul usul değil

ama usul usul değil



******************************



ELLERİN MÜEBBET



senin neden neden istediğini bilmezdim

çamaşır makinası der koyardın postanı

tersyüz eder ceplerini gösterirdi babam

bir el ıslatır çitiler bir el iplere dizer

rüzgâr savurur güneş kurutur sanırdım



ellerim ellerim ellerim derdin anne

tuzbuz olurdu evimizim tek aynasında sesin

binse sesim bir akça kuşun kanadına gitse

boy boy çamaşır leğenlerinde kaç müebbet

buluşuyor ellerim senin küçücek ellerinle



********************************



GÜNEŞ GİBİ



iki elinle kapatıp

yırtığını yaranın

koynunda yıldız taşırsın

ama düşer yine yıldız



düşeceksen sen de

bir akşam alacası

güneş gibi düşmelisin

ardında binlerce yıldız



***************************



GÜZ



sarı yaprakları ağaçların

kanatları kırık bir kuş gibi düşüyor

ta buradan duyuluyor gürültüsü

kalbimde dehşetli bir keder üşüyor

kuru yaprakları ağaçların

kanatları kırık bir kuş gibi düşüyor



içerde vakitsiz basıyor keder

gözlerimi kapatıp seni düşündüm

seni su başında bir karaca gibi

en güzel yüzünü verirken suya

bir tüfeğin aynasında gördüm

tam altı bahar altı koca kış

kesik bir dal gibi titredim kıyasıya

bir tüfeğin aynasında gördüm seni

en güzel yüzünü verirken suya



içerde vakitsiz basıyor keder

yasak bir kitap gibi yakılmayıp bu güz de

sensizliğe mahkum edilirsem eğer

hasretin beni duman edecek

içimde seni sevmek telaşı

alıp başını gidecek



alıp başını gidecek seni sevmek telaşı

her kuleden uzanıp açıp her mazgalı

karanlık bir kuyu gibi bakacak düşman gözü

ve ben duyarak hissederek bu gözü

yasak bir ıslık kıvırıp dudaklarımın ucuna

delip de geçemezsem gözü

kırlangıçlar uykumu basacak

gözlerime vuracak

kanatlarında uçurdukları ayın

çıplak ve ölü yüzü



kırlangıçlar uykumu basacak

gözlerim deli deli bakacak

üçe beşe çıkacak nöbetçi sayısı

yasak bir ıslık dudaklarımı yakacak

felaketim olacak



felaketim olacak biliyorum

bu vakitli vakitsiz bastıran keder

bu kalbime sürtünen cehennem telaşı

voltamın ucunda savrulan bu sapsarı hüzün

bu senin tüfeklerin menziline düşen güzelim yüzün

ülkemin yüzü kentlerin dağların yüzü

bu işkence bu ayrılık bu zulüm

sonra bu diz boyu yaprak ölüsü

göçüp giden bu kuşlar..

ağlamak ayıp değil işin kötüsü

alaca bulaca yürüyor üstüme bulut

gözlerime değerse duramam

sevgilim sevgilim ellerimi tut



Nevzat Çelik

__________________













-------------------------------------------



||#H£KT@R20#|| is offline ||#H£KT@R20#|| isimli üyenin yazdığı bu mesajı değerlendirin. Kötü Mesajı Moderatöre bildir Alıntı ile Cevapla Bu Mesajın Hızlı Cevabı

||#H£KT@R20#||

Üyelere Açık Profil Bilgileri

||#H£KT@R20#|| - Özel Mesaj gönder

||#H£KT@R20#|| - Daha fazla mesajını bul

||#H£KT@R20#|| - Arkadaş Listene ekle

Sponsored Links

Bu Sayfayı Arkadaşınıza Gönderin!







Eski 03-04-2007, 09:45 AM #2

||#H£KT@R20#||

DELİPİSİCO MANYAK FENERLİ



Üyelik Tarihi: Sep 2005

Bulunduğu Yer: SAMANDIRA

Mesajlar: 1.461

Rep Puanı : 5315751

Rep : ||#H£KT@R20#|| has a reputation beyond repute||#H£KT@R20#|| has a reputation beyond repute||#H£KT@R20#|| has a reputation beyond repute||#H£KT@R20#|| has a reputation beyond repute||#H£KT@R20#|| has a reputation beyond repute||#H£KT@R20#|| has a reputation beyond repute||#H£KT@R20#|| has a reputation beyond repute||#H£KT@R20#|| has a reputation beyond repute||#H£KT@R20#|| has a reputation beyond repute||#H£KT@R20#|| has a reputation beyond repute||#H£KT@R20#|| has a reputation beyond repute

||#H£KT@R20#|| - MSN üzerinden Mesaj gönder

[Erkek] [Fenerbahce]



Tanımlı



HASRETİN MÜEBBET



alnımın en uzun çizgisinde kanayanımsın, ablamsın

yokluğun acı bir bıçak gibi düştü de önüme

öptüm, dudaklarımda parçalandı gül suretin

alnımı ve dudaklarımı ayaza tuttum sonra

sarsın diye senin bin müebbetlik hasretin



****************************************



HEPİNİZİN OLSUN BU ŞİİR



rüzgâr etekli geçin çocuklar gözlerimden

geçin kısa pantolon boy boy oyun oyun

şakacıktan oyuncuktan olsun razıyım dünden

ba-ba deyin çığlık çığlığa önümde durun



pamuk ellerinizle boynuma tırmanın dizlerimden

karıştırın ceplerimi yüzünüzü sakalıma sürün

ağlamıyorum kokunuz kaçtı da gözlerime o yüzden

öpeyim gıdığınızı hadi katıla katıla gülün



ulaş barış evrim özlem gökçe devrim

güzelim adlarınız şimdiden tutmuş umutları

yapraklarca balıklarca kuşlara geçin tuzakları

aferin çocuklar size aferin bin aferin



kat kat katlanıyorsam acılara gıkım çıkmıyorsa

gövdemi serin bir dal gibi şafaklara salmışsam

ipten alıp zehir-zıkkım müebbetlere yatırmışsam

şair olmuşsam ekmekten ve aşktan yana

bir adım daha erkene almışsam yani ömrümü

bulutsuz yürüyün diyedir altında göğün

hadi öpün birbirinizi öpün bir daha öpün

ve alın artık ellerimden sizde büyüsün gülüm



**************************************



HIRSIZLAMA



kapalı

kızların

kapılarını

hırsızlamalı

kim

takar

karşı

kapıya

karanlık

konan

papağanı

çatlatıyor

damarlarımı

kan

bahar

gelmiş

aylardan

nisan



**********************************



İÇERİ



düştüğünüzde çok şeyden ırak bir daha yaşayamayacaksınız çok şeyi

tutamayacaksınız kolundan kısa pantolonlu bilya çağında bir çocuğu

coşamayacaksınız bir kızın eteklerinde oyun rüzgârı uçurmasından

bir daha hiç kalkamayacaksınız belki demir kaşıklı beyaz bir sofradan

ve kanınız kaynasa da deli yalnız düşlerinizde tadacaksınız sevişmeyi

ama

dışarı baksanız da bakmasanız da avaz avaz sıçrayacaksınız camdan

ne zaman bir yaşıtınız düşse delik deşik süngü ucundan



************************************************** ****



KANAT ÇIRPA..



I



gözkapağının altında daha ilk adımda mayın

seni düşünmemek elimde değil uyanma sakın

mayını geçsen yanağının çukuruna kurulur pusu

kirpiklerinin içinde uyu benim için uyu n'olur uyu

kanım dondu cehennem öfkemin sınırına çıkacağım

adını haykıracağım avaz avaz sakın uyanma

sesimi duyma daha ilk adımda mayın

dikkat et işkillendi nöbetçi tetiğe binecek

söyle gözlerine kalkıp gelmesinler sesime



II



çarpmış yüzüne iki avuç su eline uyku bulaşmış

kimbilir hangi uzak düşten çekilip koparılmış

göze geze arpacığa akıyor uyku el tetikte

biter üç-beş nöbeti de ardından şafak söker

nedir ki onsekiz ay tezkeresini alıp gider

bir de esniyor çocuk gibi göz gez arpacık

nöbetçi uykunla vuramazsın beni şafak vakti

asılırken öfkemin en güzeli uyuyamam ben

ben uyuyamam gözüme güney afrika kaçarken



III



gelme canım aramızda kıyamet kadar duvar

havalar kışladı penceremde kurt gibi ayaz

derimden başka giysi yasak bana üşüdüm

elimde değil seni daha çok düşünmem gerek

voltamı seninle vursam yataktan seninle kalksam

alsam şu belalı başımı sana açılan yollara çıksam

beni duyuyor musun hava kurt gibi soğuk..

parkanı ödünç ver sevgilim bekliyor

nöbetçi nöbetçi heey pusatlanmış çocuk



IV



bir kuğu boynu gibi kıvrılıp uzanıyor hasretin

-vururum- diyor nöbetçi -dokunursan vururum-

fatma'dır sevdiği kızın adı ihtimal

sen fatma'nı kolla diyorum benimkisi ihbar

birden yanık türküsü besbelli yarasını buldum

-yar etmem başkasına kaçarsa vururum-

dokunma memet ne güzel şey sevmek..

soğuruyor sigarasını kule bulut bulut duman

uzuyor tüfeğinin namlusu fatma kan revan



V



yıkımışım duvarı ellerimin kanamasından anladım

-parola kaçarsa vur emredersiniz komutanım-

dudakların papatya falı dudakların gitmiyor aklımdan

bir de cehennem öfkem bir de sağanak yağmur

-emredersiniz komutanım parola kaçarsa vur-

sevmek ne güzel şey ve ne büyük felaket

elindeki tüfek söğüt dalı değil bu memet..

türküsü çatallanan bir yol gibi susuyor

ağzı fırın bulut bulut duman kusuyor



VI



memet düşlerin firarını vuramıyor hiçbir tüfek

bir kuşun uzaklaşan kanatları yağmur

ayaklarım tutuk şafağı koluma takmışım

cezaevini yukarda kulelerin dibine bırakmışım

canım uyan altın ülkesinde köleler yürüyor

vakit tamam bir tepenin ardına giriyor şafak

dehşetle farkediyorum ayaklarım yürümeyi unutmuş

patlarsa patlasın daha ilk adımda mayın

ülkemin zencileri kesik bir dal gibi susturulmuş



VII



savrulup titriyor kasılıp gevşiyor gece

ey benim büyük öfkem yol bul kendine

pretoria merkez cezaevi'nde gülüm

şairi bir ipte buluyor ölüm..

suretin çıksın cama pencereye gel

nakış nakış uyansın kilim pencereye gel

bırak saçın dağınık göğsün açık kalsın

daha ilk adımda patlasın mayın bırak

nerdeyse bağıracak ıslak bir çocuk gibi

pencereye gel pencerede şafak



VIII



zafer bizim olacak demiş selâm olsun halkıma

selâm olsun sana benjamin moloise kara şair

çok şey çıkardım sözlerinden ülkeme dair

gel seninle sevgilim güney afrika'ya gidelim

cape town'a johannesburg'a gizlice girelim

içelim zencilerin güneşinden kapkara kesilelim

bütün mazlum halklar adına özgürlük adına

çalalım isyan ateşini çalalım kucak kucak

vahşi bir kuş gibi uçalım ülkemize

kanat çırpa kanat çırpa kanat...



****************************************



KESİN UYAK



düşmezse düşmesin yakamızdan ölüm

bizim de ülkemizde sabah olacak gülüm



******************************************



KUŞLARDAN ÖNCE KALKAN



palton yoksa ellerimi tut

kaportacı işçi çocuk

pusu kurmuş kapına

çakal gibi bir soğuk



*************************************



MÂCERAM



genç mi olunurmuş içerde a benim gülüm

söyledim yedi yılda bütün türkülerini ömrün

güz bir yandan uçuşur saçlarımda

kış bir yandan



ihtimâl ki ben senden tam sekiz ilkbahar büyüğüm

sen saçlarına ilkokul kurdelası taktığın gün

devadımlarla buluştu ayaklarım

ah ne çabuk



kanımı pompaladı yüreğimin çelik kasları

kanım damarlarımda şaha kalkan atlardı

beyaz atkılar gibi attım boynuma bulutları

uçura uçura yürüdüm rüzgârında ölümün



en güzel nakışını vururken kanatları kuşun

delip geçti karaciğerimi karanlık bir kurşun

onsekiz yaşım düştü ıslak aynasına asfaltın

ılık bir ıslık gibi aktı kanım

fakat ölmedim



bir hemşirenin mavi gülüşüne tutundum gülüm

anladım ki asla yenemez gülen insanı ölüm

dokuzuncu gün haykırdım pencereden gökyüzüne

heey

kurşunların rağmına yaşamak ne güzel şey



ben böyle hep uslanmaz kavgacı ve her güzele aşık

durmuşken seksen mart akşamlarına bahar gibi şık

duvarlara zincirlere çıktı yolu umudumun

şarkılar ne bilsin sorguevlerini istanbul'un

gayrettepe'yi samandıra'yı... ah gülüm ne bilsin



parmaksız bir el gibi bütün tanımları insanın

insan işkencede susabilen bir hayvanmış meğer

dur ağlama küçüğüm hiç yakışmaz yüzüne keder

ta kökünden tükürdüm dilsiz kalacakmışım ne gam

işte böyle başladı benim yıllar süren mâceram



Nevzat Çelik