Eyüp Sabri Yüksel’in 90 ‘lı yıllarda zengin olmayı kafaya takmış kardeşi Aksekili Adnan Yüksel’den alırdım kitaplarım için kâğıtları. Sonra Adnan Yüksel baktı bizde biraz imkân var. Seka’dan kâğıt alacağı sabahın gecesi gelirdi ben de ona bir haftalığına 10 20 bin dolar mark bulup buluşturup verirdim. Haftasına parayı ödemeye geldiğinde, her seferinde onun iştahla yaptığı hesapları sonuna kadar dinler sonra da almazdım hisseme düşeni. Ercan Poyraz’a destek olduğunu söylerdi.



Genç yaşında öldüğünü öğrendiğim Ercan Poyraz’ın haberi sarstı beni.







Ercan Poyraz arkadaşımdı. Diğer yazı türlerini yazabildiğim halde iş şiire gelince yalnızca genç yaşında ölen arkadaşlarım için şiir yazabiliyorum son yıllarda. Şiir gibi yaşanan ve genç yaşta noktalanan ömürler, mısralar oluşturuyor ciğer parelerimden. İnşallah adları yaşar ve arkadaşları ve talebeleri iyi işler yaptıklarında ruhları tebessüm eder. Allah rahmet eylesin.







Seksenli yılların başında şiirler yazıyorum. Türkmen Yayınevi’nde. Bir gün bir şiir okudum. Ercan Poyraz şiirin yazıldığı kâğıdı aldı cebine koydu. Şiirin hatırladığım kısmı şöyleydi:















Gün olur pazara çıkar iplikler







Elbet anlaşılır farkımız bizim







Ayıklanır bataklıklar, çöplükler







Sarar dört bir yanı türkümüz bizim















Türk’üz Tanrıkut’tan gelir görgümüz







Hakk’ın huzurunda olur yargımız







Gün olur güneşi deler kargımız







Asılır hilale börkümüz bizim















Aradan on yıldan fazla geçti. Ercan Poyraz benim çoktan unuttuğum şiiri bir sihirbaz gibi cebinden çıkardı. Bırak dedim, benim kastettiğim gökyüzündeki hilal. Başka anlamlar çıkarırlar.







Bırakmam dedi. Bırakırsın bırakmazsın. Şakalaşıp durduk sonraları.







Eyüp Sabri Yüksel’in 90 ‘lı yıllarda zengin olmayı kafaya takmış kardeşi Aksekili







Adnan Yüksel’den alırdım kitaplarım için kâğıtları. Sonra Adnan Yüksel baktı bizde biraz imkân var. Seka’dan kâğıt alacağı sabahın gecesi gelirdi ben de ona bir haftalığına 10 20 bin dolar mark bulup buluşturup verirdim. Haftasına parayı ödemeye geldiğinde, her seferinde onun iştahla yaptığı hesapları sonuna kadar dinler sonra da almazdım hisseme düşeni. Ercan Poyraz’a destek olduğunu söylerdi. Sonra erken yaşta ölen rahmetli ve hürmetli Mustafa Ruşen’in çocukları için burs vermeyi kendiliğinden telefon açıp söyleyince iyice inandım.







6 Ekim 2002’de uçmağa varan Harun Ceyhan Bey’in hatırasına yazdığım şiir bestelenmeye de çok elverişli. Tek kelimesini değiştirerek Ercan’a adamak geldi içimden şimdilik. Birinci kıtada üçüncü kişiyi mahsus meçhul bıraktım. Dursun da olabilir. Arvasi hoca da olabilir. Bazılarıyla bir süre yol arkadaşlığı yaptığımız arkadaşlarımızdan sonradan vekil ya da bakan olanlardan biri olabilir.







REİS’İN ÖLÜMÜ



Bir ağlayıp gülmüştük

Türkmen’de buluşmuştuk.

Sac ayağı olmuştuk

Üçümüz bre Reis



Çıktık nice yangından

Kanat açtık enginden

Toktu nice zenginden

Açımız bre Reis



Bakışırdık bir kızla

Yaramız sardık tuzla

Bir idi dışımızla

İçimiz bre Reis



Nisanda kar yağardı

Bin bir ömre değerdi

Ne de çabuk ağardı

Saçımız bre Reis



Ay yıldıza kan verdik

Neslimize şan verdik

Pusularda can verdik

Kaçımız bre Reis



Hem hamiyet hem para

Olmadı bir arada

Bir yürekte kırk yara

Suçumuz bre Reis



Bakışırdık bir kızla (nakarat)







Çıktık nice yangından(nakarat)







Ne ten zevki, ne damak

Şeref için yaşamak

Çarpan bir kalp taşımak

Suçumuz bre reis



Gelmiş idik topraktan

Ayrılmamıştık Hak’tan

Uçmağa erer çoktan

Göçümüz bre reis















GARİB OZAN DESTANI ‘nda bir başka genç yaşta ölen arkadaşımız Mehmet Sait Şimdi için yazdığım şiir:















KÂBE YOLLARINDA MUMDU, GAZİLER!















Bilmeden demeyin “iyi biliriz”







Size arz edeyim kimdi gaziler!







Hamdı aşkın fırınında pişmeden;







Ülkü aleviyle çimdi gaziler















Arpa boyu İpek Yolu yürüdü,







*Kervan oldu, Kerbela’yı bürüdü,







Ömrü çıra gibi yandı eridi,







Kâbe yollarında mumdu gaziler!















**Motoruyla kuşlar gibi uçardı,







Yarenlik ederdi, sofra açardı,







Zalimleri kılıç gibi biçerdi,







Gelip geçti bir hoş demdi gaziler.















Mardin toprağında idi kalası,







Atabey soyluydu, hastı ihlası,







Garib Ozan derler idi mahlası,







Adı, Mehmet Sait Şimdi, gaziler















Şaşkınların hallerine gülmedi,







Yalan dünya gayretine dalmadı







Sazı, sözü, hatırası ölmedi







Bir dem gözlerini yumdu gaziler















Şirin üç gün sonra duydu, söyledi







Garib, Hakk’ın deryasını boyladı







“Ömür bestesini tamam eyledi “







Canlardan bir dua umdu gaziler.























*Eskiden hacca giden kervanlar Kerbela, Necef güzergahını kullanır, hayırseverler yollarda meşale, mum yakarlardı.















** 1977 yıllarında, atak bir genç olan Garip Ozan’ı, arkadaşı Asaf Dündar ile birlikte, Ankara’da Beş evlerden Cebeci’ye kadar her yerde kırmızı motosikletleriyle görmek mümkündü.