*KIZILAY HAFTASI KONUŞMA METNİ* SEVGİLİ ARKADAŞLAR!
Her yıl 29 Ekim ile 4 Kasım tarihleri arasını Kızılay Haftası olarak kutlarız. Kızılay, ülkemizdeki yüzlerce yardım kuruluşundan sadece birisidir. 1859 yılında Avrupalı devlet adamları, İsviçre’nin başkenti Cenevre’de toplanarak uluslar arası bir yardım kurumu olan, İlk Yardım Derneği’ni kurdular. Bu dernek daha sonra Kızılhaç adını aldı. Ülkemizde bu anlamda kurulan dernek, 1868 yılında yaralı askerlere yardım amacıyla kuruldu. Bu dernek 1877 yılında Hilal-i Ahmer adını aldı. Hilal-i Ahmer, kırmızı ay anlamına gelmektedir. Cumhuriyet döneminde derneğin adı, Atatürk tarafından anlamına uygun biçimde, Kızılay olarak değiştirildi.
Kızılay Derneği; savaş, deprem, sel baskını, yangın ve salgın hastalık gibi felakete uğrayanlara, çadır, battaniye, yiyecek ve giyecek gibi yardımlar yapar. Bu felaketlerde yaralananlar için geçici hastaneler kurar. Kızılay’ın açtığı aşevlerinde, yoksul, kimsesiz ve düşkün yurttaşlara yiyecek ve içecek dağıtılır. Kızılay’ın yurt genelinde büyük depoları vardır. Felaket anında, en hızlı bir biçimde felaket yerine ulaşır. Bütün yardımlarını, yardımsever insanların yaptığı bağışlarla yapar. Kızılay sadece yurt içinde değil, başka ülkelerde ki felaketzedelere de yardım yapar.
Hayvan topluluklarının birbirleriyle nasıl yardımlaştıklarını, yardıma muhtaç hayvanların diğer hayvanlar tarafından nasıl bakılıp korunduğunu televizyonlarınızdan mutlaka izlemişsinizdir. İnsanca bir duygu olmasına rağmen ne yazık ki günümüzde, yardımlaşma fikrinden uzaklaştık. Aylık gelirimizin bir kısmını Kızılay gibi yardım kurumlarına vermemiz, insan olmamızın gereğidir. Bir gün bizim de felakete uğrayıp, yardıma muhtaç duruma düşebileceğimizi unutmamalıyız.
Hepinize, sağlıklı ve mutlu bir gelecek dilerim.
*KIZILAY HAFTASI OKUMA PARÇASI*
DEPREM VE KIZILAY
Depremin ne olduğunu biliyor musunuz? Bilmiyorsanız sözlüğü açıp önce "D" harfini sonra deprem sözcüğünü bulur, karşısına yazılanları okursunuz.
Ayrıntılı bilgi edinmek istiyorsanız o zaman ansiklopediden deprem maddesini bulup okuyunuz. Ders kitaplarında da deprem ile ilgili geniş bilgiler vardır.
Sözlükler depremi; yer kabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi ya da yanardağların püskürmesi yüzünden meydana gelen sarsıntıların yeryüzünden duyulması olayı olarak tanımlar.
Ben depremi kitaplardan, ansiklopedilerden önce, doğup büyüdüğüm Varto'da yaşayarak öğrendim.
Varto, Anadolu’muzun doğusunda Muş ilinin küçük, şirin bir kasabasıdır. 1966 yılında sıcak bir ağustos günü arkadaşlarımla damlar üstünde oynuyordum. Büyükler tarlada, bahçede çalışıyorlardı. Kuşlar, meyve yüklü ağaç dallarında ötüşüyor, koyunlar, inekler düzlüklerde otluyordu. Her şey yerli yerinde ve çok güzeldi.
Nasıl oldu bilmiyorum. Birdenbire yer sarsılmaya başladı. Önce toprak çatladı. Sonra yarıldı. Evlerin çatıları çöktü. Ağaçlar birbirine yaklaşıp uzaklaşmaya başladı. Ortalığı toz duman kapladı. İnsanlar, hayvanlar ayakta duramıyor, yarılan toprak adeta onları yutuyordu. Toprak altında kalan, yıkılan evlerin duvarları arasına sıkışan insanların iniltileri geliyordu. Bütün canlılardan gelen çığlıklar yürekler acısıydı. Ben, artık bir taş yığını olmuş evimizin az ötesinde toprağa kapanmış acıyla, korkuyla, çevreme bakıyordum. Hiç unutamıyorum. Yirmi metre ötede bir adam çocuğunu kurtarmak için çırpınırken duvar altında kalarak öldü.
Bir anda Varto yerle bir oldu. Harabeye döndü. İnsanlar sevdiklerini yitirdiler, aç ve açıkta kaldılar. Az önce gülen, konuşan insanlar öldü. Depremden hemen sonra Türkiye radyoları yayınlarını kesti. Varto depremini bütün yurda duyurdu. İlk belirlemelere göre ölü sayısının yaklaşık üç bin olduğu bildirildi.
Çok geçmeden uzaktan ardı ardına kamyonlar görünmeye başladı. Taşıt araçlarında, beyaz üstünde kırmızı ay olan bayraklar vardı. Kızılay yardımı deprem bölgesine ulaşmıştı. Kızılay deprem bölgesine çadırlar, hastaneler kurdu. Yaralılar hastaneye yatırıldı. Doktorlar, hemşireler hastaların iyileşmesi için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Açıkta kalan insanların barınmaları için çadırlar kuruldu. Battaniyeler dağıtıldı. Kurulan aş ocağından yemek verilmeye başlandı. Düzenli olarak yiyecek, giyecek dağıtımı yapılıyordu. Aç ve açıkta kalan bütün yurttaşların gereksinmeleri karşılandı. Yaralar sarıldı. İlaçlar verildi. Acılar bir ölçüde azaltıldı.
Depremden bu yana yıllar geçti…
Ne depremi, ne deprem bölgesinde Kızılay'ın çalışmalarını, ne de yardımlarını unutabildim.
Çiğdem ARDA


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla
