[/b]AVRUPA MERKANTİLİZMİ KARŞISINDA OSMANLI BOLLUK EKONOMİSİ
www.bakteri.org[/url]
Kaldı ki, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki devlet müdahalesi biçimleri, yani gümrük ve lonca üretimi düzenlemeleri, fiyatlara üst sınır getirilmesi, malların kalite ve ölçülerinin pazarda denetlenmesi, nihayet bazı zorunlu ihtiyaç maddelerinin imalat ve satışına konan kontrol ve kısıtlamalar, merkantilist bir devletin düzenleyiciliğinden öz olarak da, amaç bakımından da farklıydı. Osmanlılar açısından esas kaygı, daima devletin fiskal (gelirci) çıkarları ile iç pazardaki tüketicilerin korunmasıydı; oysa merkantilist ekonomilerde rekabete dayalı bir uluslararası piyasanın icapları, ekonomik düzenlemeleri belirleyici Son tahlilde bu uçurum, otoriter bir hükümdarın kontrolündeki bir statü toplumunun sosyal yapısı ile, serbestce oluşmuş sınıflardan meydana gelen bir yapıya erişmiş ve burjuva sınıfının iktidarı paylaştığı bir sivil toplum arasındaki tezattan doğmuş Avrupa'nın ortaçağ ekonomisini geride bırakmasını ve Asya ekonomilerinden yapısal olarak farklılaşmasını açıklarken, şu nokta üzerinde durmalıdır: Onbeşinci yüzyılda Avrupa "esas olarak doğal bir ekonomiden parasal bir ekonomiye" evrilmiş, oysa Osmanlı Doğu ticaretinde takasa ve uzun vadeli kredi anlaşmalarına dayalı işlemler hakim olmuş; durum onaltıncı yüzyıl boyunca devam etmiş ve durum ancak 1580'li yıllardan itibaren Batı gümüş paralarının imparatorluğu istila etmesiyle silinmeye yüz tutmuştur.
Ayrıca, Osmanlıların zenginliği, yeni teknolojiler sayesinde tarımın, çeşitli sanayi ve ticaret gelirinin azamiye çıkarılması gibi entansif yöntemlerden değil, fetih yoluyla ilhak edilen topraklardaki yeni vergi kaynaklarından bekliyorlardı.
Gerçi Osmanlıların kendi alışılmış yöntemlerine bağlı kalmaları her zaman sebepsiz değildi. Devlet, kalkınma veya toprağı tarıma açma projelerine doğrudan taraf olmuyordu. Ölü veya çorak arazinin tarıma açılması teşvik ediliyorduysa da, bu, esas olarak fiskal nedenlere bağlıydı. Bent, kanal veya sulama göleti yapımında Osmanlı devleti ancak çok acil bazı durumlarda insiyatifi ele alıyor; sonunda elde edeceği vergi gelirleri açısından yaklaştığı bu gibi girişimlerde, daha çok özel katılımı özendirmeyi tercih ediyordu. Buna karşılık iktisat tarihçilerince çözümlendiği üzere, Avrupa'da, görece küçük devlet yapıları arasındaki şiddetli rekabetin nüfus baskısı ile birleşmesi, Avrupalıları entansif tarıma, dış ticarette merkantilizme ve ülke içinde emeğin daha entansif kullanımına yöneltecekti.
Özetle, Osmanlı toplumu, "tarımsal bir temel üzerinde sınai, ticarı ve denizci bir üstyapının yükselmesine ve aynı zamanda, uluslararası ticaret karlarının büyük bir bölümünü kendi halkına alıkoyma çabasının belirginleşmesine götüren bir gelişme"nin koşullarını gerçekleştiremedi. Osmanlı yönetiminin ekonomik önlemleri, Batıdaki gibi tutarlı ve sistematik bir teoriden değil, bütün diğer alanlarda olduğu gibi, çok daha basit biçimde, Orta Doğu toplumu ve kültürünün yüzyıllarca sınanmış gelenek ve uygulamalar mirasının devralınıp izlenmesinden kaynaklanıyordu.
Bu tezadın en belirgin olduğu alan, Osmanlı gümrük politikası ve kapitülasyonlar rejimidir. Olanca ticari genişleme vurgusuyla Batı merkantil sistemi, Levant ticaretine sıkı sıkıya bağlıydı ve Batı monarşileri bu yönde de İtalyanların izinden gidiyordu. Merkantilist Avrupa'da ekonomik temelini genişletmeğe çabalayan her ulusal monarşi, önce Osmanlı hükümetinden bir kapitülasyon alıp kendi Levant kumpanyasını kurmaya çalışıyordu. Levant ticareti ve kumpanyaları, Avrupa merkantilizminin başarısının zorunlu bir vasıtası konumundaydı.
Ortaçağın başlarından itibaren, ilkin Avrupa'nın Levant ile, sonra Levant'ın Doğu (Hindistan) ile ticaretinde ortaya çıkan açıkların yapısal bir karaktere dönüşü, dolayısıyla batıdan doğuya sürekli bir gümüş akımının baş gösterdiği konusunda görüş birliği mevcuttur.3 Levant'ın, yani bir bütün olarak Doğu Akdeniz, Balkanlar ve Karadeniz bölgelerinin, merkezi bir imparatorluk tarafından birleştirildiği, Avrupa ekonomisinin ise bir genişleme sürecinden geçtiği 1450-1550 döneminde, bu kıymetli maden akışı iyice yoğunlaştı ve Batılıların hayali EI Dorado, altın ülkesi arayışına girmelerinde belki de önemli rol oynadığı Hindistan ve İran, kıymetli maden stoklarını yenilemek açısından Osmanlı İmparatorluğu'nun aracı rolüne muhtaç olduklarından, Osmanlı İmparatorluğu'ndan sağladığı kapitülasyonlar ve diğer ticaret kolaylıklarıyla Avrupa da, kendi sanayi ürünlerini Asya'ya kanalize edebilir duruma geldi.
<div>
_________________________________
![]()
Sözlerimin yetmediği her soruya suskunluğum tek cevap,Varlığımla değiştiremediğim herşeye YOKLUĞUM ARMAĞAN OLSUN...