Hacı Bayram-ı Veli ( 25.09.1351)- (13.10.1428) </B>

İstanbul'u Fâtih Sultan Mehmed Hanın fethedeceğini müjdeleyen büyük velî. Nûmân bin Ahmed bin Mahmûd lakabı Hacı Bayram'dır. 1352 (H. 753)de Ankara ilinin Çubuk Çayı üzerindeki Zülfadl (Sol-Fasol) köyünde doğdu. 1429 (H. 833) senesinde Ankara'da vefât etti. Türbesi Hacı Bayram Câmiinin kenarında ziyârete açıktır.

Nûmân küçük yaşından îtibâren ilim tahsîline başladı. Ankara'da ve Bursa'da bulunan âlimlerin derslerine katılarak; tefsîr hadîs fıkıh gibi din ilimlerinde ve o zamânın fen ilimlerinde yetişti. Ankara'da Melîke Hâtun'un yaptırdığı Kara Medresede müderrislik yaparak talebe yetiştirmeye başladı. Kısa zamanda halk arasında sevilip sayılan biri oldu.

İlimdeki bu üstünlüğüne rağmen Müderris Nûmân'ın rûhunda bir sıkıntı vardı. O bu sıkıntıdan ancak bir mürşid-i kâmilin huzûruna varmakla kurtulabileceğini biliyor ve bir fırsat gözlüyordu. Nitekim bir gün dersten çıktığında yanına birisi geldi ve; "Ben Şücâ-i Karamânî'yim. Kayseri'den senin için geliyorum. Sana bir haberim ve dâvetim var." dedi. Nûmân bu sözlerin sonunda kendisi için mühim bir haberin olduğunu anlamıştı. "Hoş geldin safâlar getirdin. İnşâallah hayırlı haberlerle gelmişsindir. Anlat! Anlat!" diyerek hayretle sordu. "Beni şeyhim ve mürşidim Hamîdeddîn-i Velî hazretleri gönderdi ve; "Git Engürü'de (Ankara'da) Kara Medresede Nûmân adında bir müderris vardır. Ona selâmımı ve dâvetimi söyle. Al getir. O bize gerek..." dedi. Ben de bu vazîfe ile huzûrunuza gelmiş bulunuyorum."



Müderris Nûmân bu sözleri dinler dinlemez; "Baş üstüne bu dâvete icâbet lâzımdır. Hemen gidelim." diyerek müderrisliği bıraktı. Şücâ-i Karamânî ile Kayseri'ye gittiler. Kayseri'de Somuncu Baba diye meşhûr Hamîdeddîn-i Velî ile bir kurban bayramında buluştular. O zaman Hamîd-i Velî; "İki bayramı birden kutluyoruz." buyurarak Nûmân'a Bayram lakabını verdi.

Hamîd-i Velî Nûmân ile başbaşa sohbetlere başlayarak onu kısa zamanda olgunlaştırdı. Zâhirî ve bâtınî ilimlerde yüksek derecelere kavuşturduktan sonra ona; "Hacı Bayram! Zâhirî ilimleri ve bu ilimlerde yetişmiş âlimleri ve derecelerini gördün. Bâtınî ilimleri ve bu ilimlerde yükselmiş evliyâyı ve derecelerini de gördün. Hangisini murâd edersen onu seç!" buyurdu. Hacı Bayram da velîlerin yüksek hallerini görerek kendisini tasavvufa verdi ve bu yolda daha yüksek derecelere kavuşmak için çalıştı. Hocasının teveccühleri ile zamânının en büyük velîlerinden oldu.



Hacı Bayram-ı Velî hocası ile hacca gitti. Hac vazîfelerini yaptıktan sonra Aksaray'a geldiler. Orada hocasının 1412 (H. 815) senesinde; "Halîfem vekîlim sensin." emri üzerine bu ağır vazîfeyi üzerine aldı. Aynı sene hocası vefât edince defn işleriyle meşgûl olup cenâze namazını kıldırdı. Aksaray'da vazîfesini bitirdikten sonra Ankara'ya döndü. Ankara'da dînin emir ve yasaklarını insanlara anlatmaya onlara doğru yolu göstermeye yetiştirmeye başladı. Her gün pekçok kimse huzûruna gelir hasta kalplerine şifâ bularak giderlerdi. Talebeleri gün geçtikçe çoğalmaya akın akın gelmeye başladılar. Kısa zamanda ismi her tarafta duyuldu.



Bilâhare İstanbul'un mânevî fâtihi olacak olan Akşemseddîn de Osmancık'ta müderrisken şeyhin evliyâlık derececsini duymuş ve ona talebe olmak üzere Ankara'ya gelmişti. Fakat şeyhin dükkan dükkan dolaşıp para topladığını görünce yanına varıp hikmetini sormadan "Evliyâ para mı toplar buralara boşuna gelmişim." diyerek oradan ayrıldı. Zeynüddîn Hafî hazretlerine talebe olmak üzere Mısır'a doğru yola çıktı. Haleb'e vardığı gece bir rüyâ gördü. Rüyâsında boynuna bir zincir takılmış ve zorla Ankara'da Hacı Bayram-ı Velî'nin eşiğine bırakılmıştı. Zincirin ucu ise Hacı Bayram'ın elindeydil. u rüyâ üzerine Akşemseddîn yaptığı hatâyı anlayarak derhal Anakra'ya geri döndü. Şehre ulaştığında Hacı Bayram-ı Velî'nin talebeleriyle ekin biçmeye gittiğini öğrendi. Tarlaya gitti. Fakat Hacı Bayram hazretleri ona hiç iltifat etmediler. Akşemseddîn diğer talebelerle birlikte ekin biçmeye başladı. Yemek vakti geldiğinde insanların ve orada bulunan köpeklerin yiyecekleri ayrıldı. Hacı Bayram-ı Velî talebeleriyle yemek yemeye başladı. Yine Akşemseddîn'e hiç iltifat etmeyip yemeğe çağırmadı. Akşemseddîn yaptığı hatâyı bildiği için kendi kendine;"Ey nefsim! Sen Allahü teâlânın büyük bir velî kulunu beğenmezsen işte böyle yüzüne bile bakmazlar. Senin lâyık olduğun yer burasıdır." diyerek köpeklerin yanına yaklaşıp onlarla berâber yemeye başladı.



Hacı Bayram-ı Velî hazretleri Akşemseddîn'in bu tevâzuuna dayanamayarak; "Köse! Kalbimize çabuk girdin yanımıza gel." buyurup iltifât etti kendi sofrasına oturttu. Sonra ona; "Zincirle zorla gelen misafiri işte böyle ağırlarlar." diyerek onun gördüğü rüyâyı kerâmet göstererek anladığını bildirdi.Akşemseddîn bundan sonra hocasının yanından hiç ayrılmadı. Sohbetlerini kaçırmayarak kalplere şifâ olan nasihatlarını zevkle dinlemye başladı. Hacı Bayram-ı Velî'nin teveccühleri altında kısa zamanda bütün talebe arkadaşlarının önüne geçti. Nefsini terbiye etmekte herkesten ileri gitti.



Akşemseddîn'e icâzet diploma verdiğinde bâzıları; "Efendim! Sizde yıllarca okuyan talebelere hilâfet vermediğiniz hâlde bu yeni gelen Akşemseddîn'i kısa zamanda hilâfet ile şereflendirdiniz?" dediler. Hâcı Bayram-ı Velî de; "Bu öyle bir kösedir ki bizden her ne görüp duydu ise hemen inandı. Gördüklerinin ve işittiklerinin hikmetini de bizzât kendisi anladı. Fakat yanımad yıllardır çalışan talebeler gördüklerinin ve duyduklarının hikmetini anlayamayıp bana sorarlar. Ona hilâfet vermemizin sebebi işte budur." diye cevap verdi.

Hacı Bayram-ı Velî bu şekilde hem talebelerini yetiştiriyor hem de belli saatlerde câmide insanlara vâz ve nasîhat ediyordu. Hacı Bayram'ın etrafında pekçok kimsenin toplandığını gören bâzı hasetçiler Pâdişâh İkinci Murâd Hana; "Sultânım! Ankara'da Hacı Bayram isminde biri bir yol tutturarak halkı başına toplamış. Aleyhinizde bâzı sözler söyleyip saltanatınıza kasdedermiş. Bir isyân çıkarmasından korkarız!" diyerek iftirâlarda bulundular. Bunun üzerine sultan durumun tetkik edilmesi için iki kişi vazifelendirdi.



Vazifeli çavuşlar ellerinde pâdişâhın fermânı olduğu hâlde Edirne'den kalkıp süratle Ankara'ya gittiler. Şehre yaklaştıklarında önlerine yaşlı nûr yüzlü bir kimse ile bir genç çıktı. Selâmlaştıktan sonra ihtiyâr zât; "Evlâtlarım! Nereden gelip nereye gidiyorsunuz?" diye sorunca onlar da; "Ankara'da Hacı Bayram isminde biri etrâfına adamlar toplayıp Pâdişâhımıza başkaldırmış. Onu yakalayıp pâdişâhın huzuruna götüreceğiz." dediler. Çavuşların bu sözünü bekleyen ihtiyâr zât; "O aradığınız Hacı Bayram bu fakîrdir." diyerek kendisini gösterdi. Çavuşlar bir fermâna baktılar bir de Hacı Bayram-ı Velî'ye. Aradıkları isyâncı bu olamazdı. Bu nûr yüzlü hoş sözlü zât hiç isyân edecek birine benzemiyordu. Hacı Bayram-ı Velî'ye tekrar tekrar dikkatle baktıktan sonra birbirlerine; "Gidelim Sultanımıza gidelim. Bu zâtın mâsûm olduğunu söylenilenlerin yanlış olduğunu bildirelim." dediler.

Hacı Bayram; "Evlatlar! Sizin geleceğinizi biliyorduk. Onun için yola çıkıp sizi bekledik. Pâdişâhımızın fermânı başımız üzerindedir. Haydi durmayınız elimi zincirle bğlayınız ve bir an önce buradan gidelim." buyurdu. Bu sözlere iyice hayret eden çavuşlar; "Sizi yanlış anlatmışlar efendim. Size karşı edepsizlik etmeye hayâ ederiz. Hele zincire vurmak hiç aklımızdan geçmez. Mâdem ki emrediyorsunuz buyurunuz gidelim." dediler.



Hacı Bayram ile yanındaki genç talebesi Akşemseddîn çavuşlarla birlikte Edirne'ye doğru yola koyuldular.Edirne'ye geldiler. Sarayda Sultan İkinci Murâd Han söylentilere göre devletin selâmetine kasdeden ve tahtına göz diken bir eşkıyâ beklerken karşısında; nûr yüzlü kâmil bir velî gördü.Pâdişâh Hacı Bayram-ı Velî'yi günlerce sarayda misâfir etti izzet ve ikrâmda bulundu.Başbaşa sohbet ettiği günlerden birinde; konu İstanbul'un fethine gelmişti. "Sultânım! Bu şehrin alınışını görmek ne size ne de bize nasîb olacak. İstanbul'u almak şu beşikte yatan Muhammed'e (Fâtih Sultan Mehmed Han) ve onun hocası bizim Köse Akşemseddîn'e nasîb olsa gerektir." müjdesini verdi. Sonra geleceğin Fâtih'ini kucağına aldı. Onun gözlerine bakarak uzun uzun teveccühlerde bulundu. Sultan Murâd Han bu müjdeye çok sevindi. Oğlu şehzâde Muhammed'e ve Akşemseddîn'e artık başka bir nazar ile bakmaya başladı.



Hacı Bayram-ı Velî hazretleri Edirne'de bulunduğu müddet içinde câmilerde vâz verip halka nasîhatlerde bulundu.Pâdişâh da onun Edirne'de kalmasını istiyordu. Fakat Hacı Bayram-ı Velî Ankara'ya talebelerinin başına dönüp onları yetiştirmeye devâm etmek istediğini bildirdi.Onun vefâtından sonra "Bayramiyye yolu"nu talebelerinden Akşemseddîn ve Bıçakçı Ömer Efendi devâm ettirdiler.Hacı Bayram-ı Velî'nin Akşemseddîn ve Bıçakcı Ömer Efendiden başka halîfeleri de vardı. Göynüklü Uzun Selâhaddîn Yazıcızâde Muhammed ve Ahmed Bîcân kardeşler İnce Bedreddîn Hızır Dede Akbıyık Sultan Muhammed Üftâde hazretleri bunlardandır. Birisi de dâmâdı Eşrefoğlu Rûmî (Abdullah Efendi)dir.

Hacı Bayram-ı Velî hazretleri Âşık Yûnus'la aynı asırda yaşamış ve onun söylediği gibi şiirler söylemiştir.