Hayatın sona ermesi; hastalıkların neticesi midir, yoksa mu*kadder bir olay mıdır? Sualin cevabı vesait görünür. Bütün can*lı varlıklar kısa veya uzun bir ömürden sonra öldüklerine göre ölümü mukadder olarak görmek akla yakın gelir. Fakat tek hüc*reli varlıklarda ölümü önlemek kabildir. Böyle uzviyetlerin için*de yaşadıkları su, sık sık tazelenirse hiç birinin ölmediği ve üre-miye devam ettikleri görülür. Ancak su değiştirilmezse metabo*lizma mahsullerinin tekasüfü ile bu tek hücreli uzviyetlerin de öldükleri görülür. Böyle bir vasat değiştirme ve tazeleme çok hücreli uzviyetlerde mümkün değildir. Şu halde ölüm bir çok hücrelerin bir arada ve bir iş bölümü içinde yaşadıkları zaman mukadder oluyor. Demek ki mütekamil uzviyetler, bu tekâmüle ölüm zarureti bedeliyle ermiş oluyorlar.

Bütün uzuvlar ve dokular ayni anda ölmezler. Hattâ denebi*lir ki ölüm vuku olduğu anda bir çok uzuvlar henüz yaşama ka*biliyetini muhafaza etmektedirler. Nitekim ölümü hemen müte*akip vücuttan hemen çıkarılan kalbi - damarlarına besleyici mayi vererek yeniden işletmek mümkündür. Daha başka doku*larda uyartılara cevap verirler. Yalnız dimağ dokusu bir istisna teşkil eder. Dimağ oksijensiz kalmağa bir dakika bile dayanamaz.

Gerçek ölümden başka bir de zahiri (görünüşte) ölüm var*dır. Bazı şartlarda derin bir baygınlık halinde solunum ve kalb durumu öyle hafifleyebilir ki ölüm manzarası hasıl olabilir. Onun için diritme (reanimasyon) ameliyesi - meselâ narkozdan veya boğulmadan sonra tatbik edilir. Sun’i soluk alma, kalb masajı, ok*sijen verme gibi. Ancak bu tedbirler hakikî ölümden sonra tesir edemezler. Bu uzvun hakikî ölümü, en kesin şekilde elektrik ya*ratıp yaratmamasiyle anlaşılır. Canlı dokular, faaliyete geçtik*leri veya bir uyaranla uyandırıldıkları zaman akım meydana ge*tirirler. Böyle bir akım meydana getiremeyen doku ölmüş del*mektir