Aşk denilen şeyin aslında bir idealizasyondan ibaret olduğunu düşünmüşümdür hep... Aslında hepimizin kafasında hayatımızın erkeği veya hayatımızın kadını ile ilgili bir kriterler dizini var. Aşk denilen şeyin aslında bir idealizasyondan ibaret olduğunu düşünmüşümdür hep...



Aslında hepimizin kafasında hayatımızın erkeği veya hayatımızın kadını ile ilgili bir kriterler dizini var. Bir gün bir yerlerde birileriyle karşı karşıya gelir ve karşımızdakinde, o kafamızdaki dizindeki diyelim ki yüz maddeden otuz tanesini buluruz.



Geriye kalan yetmiş taneyi de sanki o kişi bunlara da sahipmiş gibi ona yansıtırız..



Birdenbire o kişi hayatımızın odağı oluverir. Aradıklarımızın tümünün onda olduğunu düşünürüz. Onu sıradışı ve özel görürüz.



Onunla bir ilişkiye ve paylaşıma adım atarız. Ayaklarımız yerden kesilmiş gibidir. Onunla aramızdaki tüm engelleri kaldırarak ona daha yaklaştığımız ve bütünleştiğimiz duygusuna kapılırız. Aşığızdır.



İşte bu andan itibaren idealizasyon yerini realizasyona bırakmaya başlar. Onda varolmayan, ama bizim kendi beklentimizin onun üzerine yansımasıyla varolduğunu sandığımız şeylerin, aslında varolmadığını keşfederiz.



Onu bildiğimiz ve keşfettiğimiz duygusu, artık üstesinden gelinecek başkaca bir engel kalmadığı duygusu ile birlikte yaşanmaya başlar.



Kendi zihnimizde yarattığımız hayal, birliktelik uzadıkça, mutlaka oluşturduğumuz gerçekle buluşuyor.



Yani idealizasyon bitiyor.

Yani her şey realize oluyor.

Yani aşk bitiyor.



YENİ BİR AŞK YOLU

Aşkın bittiği andan itibaren insanlar iki yoldan birini seçerler.



Birincisi "Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna" durumudur. Bu birinci yolu seçenler genelde, daha çok ergenler veya yaşı ne olursa olsun hâlâ ergenliğini aşamamış kişilerdir. Aşk bitmiş ise yenisini bulmak ve aramak üzere yola çıkılır. Sonucun her defasında uzun vadede hayal kırıklığı ve tatminsizlik olması kaçınılmazdır.



Aşk hep tüketilir ve her tüketiş, yeni arayışların başlangıcı olur. Bazılarımız bu başlangıçlar adına içlerinde bulundukları ilişkileri terkedip, ne yazık ki muhtemelen aynı sonu yaşayacakları yeni ilişkilere yelken açarlar. Bazılarımız ise ilişkiyi terkedebilmek için gerekli alt yapıya sahip olmadığı için mutsuzluğu ile yaşamaya, katlanmaya ve kendisine kimi zaman çok da ahlaki olmayabilecek küçük kaçış yolları yaratmaya çalışır.



HERŞEYE RAĞMEN YOLU

İkinci yol ise, "Her şeye rağmen..." yoludur, idealizasyon realize olmuştur, aşk bitmiştir. Fakat buna rağmen karşımızdaki ile ilişkiyi devam ettirebilmek için bir emek vermeye başlarız.



Verdiğimiz emeğin büyüklüğü, aslında karşımızdakine yaptığımız yatırımın büyüklüğünü oluşturur. Bu yatırımın adı sevgidir. Kalıcıdır. Ona güvenebilirsiniz.



Aşkın kalıcılık sihiri işte tamda buradadır. Karşımızdaki insanın kişiliğinin sonsuzluğunu algılama becerimiz varsa o insanı tüketmeyiz, tüketemeyiz. Tam tersine onda her gün yeni bir şeyler keşfetmenin zevkine varırız. Aynı insanla tekrar tekrar aşk yaşayabiliriz.



Hepimizin sevgiye ihtiyacı var. Hepimiz hayatımızda sevgi olsun istiyoruz. Fakat sevgiye sahip olunamaz , sevgi ancak yaşanır.



Bazı erkekler bunu hiçbir zaman bilemezler. Aşka sahip olabilmek için karşılarındaki kadına sahip olmak isterler. Kadın da sahip olmayı bedenine sahip olmak olarak algılarlar.



Bazı kadınlar da bunu hiçbir zaman bilemezler. Aşka sahip olabilmek için karşılarındaki adama sahip olmak isterler. Erkeğe sahip olmayı ise, onun beğenisine ve maddi gücüne sahip olmak olarak algılarlar.



Büyük aşkı yakalamış olmak, sizin kendinizi mutlu ve güvende hissetmenize yetmeyecektir. Büyük aşkları, emek vererek büyük sevgi yatırımlarına çevirebilmek, kalıcı ve sürekli bir ilişkinin anahtarıdır.

Hepinize, aşkınıza emek verdiğiniz mutlu bir hafta diliyorum...