Oy Dere Kızıldere
Böyle akışın nere
Bizde hal mı bıraktın
Sana can vere vere

Dere bizim deremiz
Suyu alın terimiz
Söyle nedendir dere
Vurulur gençlerimiz


Kızıldere. Tokat'ın Niksar ilçesine bağlı küçük bir köydü 30 Mart 1972 tarihine kadar. Ama o gün büyük olaylara sahne oluyor; destansı bir direnişe bir katliama tanıklık ediyordu.

Kızıldere aynı zamanda bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olan Devrimci Dayanışmanın simgesi olarak tarihe iz bırakıyordu.
Anadolu haksızlıklara ve sömürüye karşı isyan eden; halktan ve haklıdan yana yiğit insanlarını bağrına basıyordu.
"Toprakta isyanı seçen Dadaloğlu'nu bağrına bastığı gibi.
Kızıldere’ye türküler yakıyordu Anadolu halkı; İnancı için ölümü kucaklayan ve "Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan" diyen Pir Sultan Abdal'ların yaktığı türküler gibi.

HER ŞEY ARKADAŞ İÇİN
Çünkü; yollarından dönmeyen; bu nedenle idamlarına karar verilen üç yiğit arkadaşlarını Deniz birlikte eylem planlıyorlar ve birlikte direniyorlar ve ölüme birlikte koşuyorlardı.
Aceleleri vardı. 9 Ekim 1971 tarihinde Denizler hakkında idam kararı verilmişti. Karar avukatlar tarafından temyiz edildiğinden Yargıtay aşamasındaydı. Her an Yargıtay’ca karar onaylanabilir ve Meclis’te oylanarak idam gerçekleşebilirdi. İdamın önlenmesi gerekliydi.
İstanbul Maltepe Cezaevine getirilmesini bekliyordu.
Beklenen gün geldi birlikte cezaevinden kaçtılar.
10 Ocak 1972 tarihinde idam kararı Askeri Yargıtay’ca onaylandı. Mahir ve Cihan Ankara’da buluşarak arkadaşlarını kurtarmanın çarelerini aradılar. Artık onlardaki tek düşünce Ulaş Bardakçı ise aynı gün İstanbul’da öldürülür. Ankara’da da Denizleri kurtarmaya çalışan THKP ile THKO arasındaki iletişimi sağlayan Koray Doğan 8 Mart 1972’de öldürülür.
Zaman hızla akmakta. Denizlerin idamlarıyla sonuçlanacak süreç hızlanmaktadır.
10 Mart 1972’de Millet Meclisi; 16 Mart 1972 günü de Cumhuriyet Senatosu idam kararını onaylar ve karar 25 Mart 1972 günü Resmi Gazetede yayınlanır. CHP’nin Anayasa Mahkemesine iptal başvurusu nedeniyle infaz ertelenir.

İDAM’I DURDURMAK
15-16 Mart 1972 günlerinde Mahir Saffet Alp ve Sabahattin Kurt da Fatsa’ya ulaşarak başka bir eve yerleşirler.
26 Mart 1972 günü Mahir Çayan Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz da gelir ve burada buluşurlar.
Kaçırdıkları İngilizlere karşılık Denizlerin idamlarının durdurulmasını istemektedirler:
1. İnfazlar derhal duracak.
2. Hiçbir yurtsever ve devrimci asılmayacak
3. En çok 48 saat içerisinde bu konuda Türkiye radyolarından infazların durdurulduğu hakkında yayın yapılması şarttır.

ÖLEN KİM? YAŞAYAN KİM?
30 Mart sabahı saklandıkları köy muhtarına ait ev kuşatılır kurşunlarıyla delik deşik edilir.
Resmi tarihe göre Mahir Çayan Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz katledilir. Ertuğrul Kürkçü ertesi gün samanlıkta sağ olarak bulunur.
Ne var ki bu bilgiyi onaylar “Sanırım yakalandıktan sonra verdiğim sorguda bu hususu ifade etmiştim” der.
Şairin dediği gibi "Ölen kim gerçekte yaşayan kim?"