Delilik Üstüne



Mehmet Osman Çetiner, 19.05.2009[/b]



Her bir kavram demet demet, salkım salkım çağrışımı barındırır içinde. Bu çağrışımlar o kavramın karşıladığı -karşıladığını sandığı- öznel, nesnel ya da hayali gerçeklikten esinlenir. Öznel, nesnel ya da hayali gerçeklik olarak, bilemiyorum, delilik o kadar çok resim, sözcük, yaşantı ve insanı belleğimde bir araya getiriyor ki hiçbirini dışarda bırakmadan deliliği anlatmak olanaksızlaşıyor.



Çocukluğundan bugüne "deli", "anormal", "tuhaf" nitelemeleriyle karşılaşmış benliğim deliliği olumlu görmeye eğilimli. Deli nitelemesinin yakıştırıldığı insanlara duyduğum derin saygı ve sempati ile bir övgü ifadesi biçimine bürünüyor delilik söylemimde.



Deliliği hastalık olarak görenlere bir karşı duruş benimkisi. Bu görüş, deliliği irade dışı ve özdenetimsiz bir sapkınlık olarak görerek "normalleştirme" güdüsüyle hareket edip "iyileştirme" adını veriyor yaptıklarına. Normal olanı iyiyle özdeşleştirerek tıbbi ya da bilimsel bir maske altında aslında ahlaki bir amaca hizmet ediyor, etmeye çalışıyor. Normalin insan üretimi bir kavram olduğunu unutarak her biri çok karmaşık ve biricik olan insanların aritmetik ortalamasını alıp özümüzü onun sonuçlarına indirgiyor, kendimize yani sahici olana değil kurgusal olana yönlendirip çoraklaştırıyoruz ruhlarımızı. Bu nedenle Wittgenstein'ın sözlerine daha yakın ve uyumlu buluyorum kendimi ve gerçekliği:



"Deliliğin hastalık sayılmaması gerekir. Neden -şu ya da bu düzeyde- bir huy değişikliği olarak görülmesin ki?" (akt: Szasz, 2006).



Deliliği "normal" davranış kalıplarından sapma, "anormal" olma hali olarak tanımladığımızda tarihsel, ahlaki ve toplumsal olarak insan doğasını yaşadığımız zamana ,coğrafyaya ve kültüre hapsetmiş oluyoruz. "Normal"in "doğal" olarak algılanması anormali de kendiliğinden ve kaçınılmaz olarak hastalık olarak tanımlamamıza neden olmakta. Üstelik tüm bu algılama ve tanımlamalar delilik olarak adlandırılan davranışların hangi koşullarda ortaya çıktığını -farkında olarak ya da olmadan- çoğu zaman göz ardı ediyor.



İhtiyaçlarımızdan, adaletten ve paylaşımcılıktan yoksun çağımızdan öte "bu anormal dünyaya normal tepkiler veren" insanlara nevrotik ya da deli adını veriyoruz. Oysa ne bilgece bir tanımlamayı içeriyor Karen Horney'in "Çağımızın Nevrotik Kişiliği" ifadesi. Ya da ne haklı serzeniş Arno Gruen'inki:



"Gerçek dünyada insani değerlerin kaybolmasına katlanamayanlar "deli" sayılırken, insani köklerinden kopmuş insanlar normal kabul edilerek onaylanıyor."



Mesleğinde henüz emekleme evresinde olan bir okul psikolojik danışmanı olarak, deli cesaretiyle belki de, şu iddialı sözlerle sesleniyorum öğencilerimin anababalarına:



"Çocuklarınızın dünyaya, sınavlara, düzene ve altından kalkamayacakları sorunlara uyum sağlamasına çalıştığınız kadar tüm bunların da çocuklarınızın doğasına uyum sağlaması için emek verip çabalayınız. Yoksa mutsuzluk ve yabancılaşma kaçınılmaz."



Delirmemek olanaklı mı? Savaşlar, kıyımlar, rekabet, kaynakların kıtlığı, kaderimizi belirleyen ama potansiyelimizi ölçmeyen sınavlar, yalnızlık, eğitim ve sağlıktan yeterince faydalanamayan insanlar... Buna olsa olsa ne denir? : "Normalliğin Deliliği" (Arno Gruen, 2003).



Deliliği (ya da akıl hastalığını) bir hastalık olarak belirlemedeki kesinliğimize karşın aklen ve ruhen sağlıklı olana aynı derecede ilgi göstermeyişimiz ya da bu konudaki tektipleştirici yaklaşımı nicedir sorguluyorum. Tam da bu noktada, psikolojik danışmanlar olarak hizmet alanımızı "normal insanlara yönelik" biçiminde ifade ederken, ne kastettiğimizi iyice iredemeleye ihtiyacımız var bana kalırsa. Bu ifade ile biz hastalarla ilgilenmeyiz mi yoksa danışanlarımızı hasta olarak görmeyiz mi demek istiyoruz? Ben ikinci yaklaşımı benimsiyorum. Yaşam rehberlerim Maslow ve Rogers'ın izinde hasta olarak nitelendirilen ruhların gelişme ve savunma güdüeriyle ilgileniyorum daha çok. Cinsellik ve saldırganlığa yönelik patolojik algıyı, "insanların tümü glişmek ve yarına kalmak güdüleriyle hareket ederler ve ancak bu güdüleri engellediğinde saldırganlaşırlar" bilinciyle insancıllaştırma çabası içinde olmayı yakıştırıyorum mesleğime. Bu bilincin, dünyadaki var olan düzenin insanların kendilerini gerçekleştirmelerine ne kadar hizmet edip etmediğini sorgulatacağı inancındayım.