Hayal insanın madde ötesi boyutunun en önemli yanlarından ve en güzel zihni tasarruflarından biridir. Çünkü bu sayede insan ufkunun genişliğini görür özlemlerine menfez bulur. Çarpıcıdır hayâl. İnsanı dar dünyasından koparıp bambaşka ufuklarda gezdirir. Güzel duygulardan birisidir de. Çünkü insan hayalle güzel iklimlere kanat açar türlü güzelliklere ulaşır.



Hayâl eski edebiyatımızda bazen ata benzetilir. O günün şartlarında en ideal en hızlı ulaşım vasıtası olan at nasıl ki binicisini istediği yere süratle ulaştırırsa hayâl de süvarisini istediği tüm güzelliklere ulaştırır. Evimizin önünde devamlı hazır bekleyen bir an önce binilip mahmuzlanması için sabırsızlanan gemini küçük hareketlerle çevirdiğimizde her an her yöne doğru gidebilen en hızlı en güzel bir attır. Hayâlimizi şeytanın bazen ihtiyarımızın haricinde kulağımıza fısıldayıp arzu etmediğimiz manzaralarla kirletmesini istisna edecek olursak günümüzde belki attan daha çok uzay gemisine benzetmemiz gerekecek. Kaptanı siz olan uzay gemisi. Bu gemi ile birkaç saniyede uzaya çıkıp meselâ içinde 6 milyar insanın yaşadığı yer küresini bir futbol topu gibi görebilirsiniz. Aynı gemi ile güneş sistemini geçerek gezegenlerin güneş etrafinda sapan taşı gibi döndüğünü izleyebilirsiniz. Geminizi kolayca istediğiniz gök cisminde karaya çeker astronomi bilgileriniz ışığında dilediğiniz inceleme ve araştırmayı gerçekleştirebilirsiniz. Bugün uzay araştırmalarında henüz güneş sistemi dışına insan gönderilmesi tasarı halinde bile değilken siz hayal geminiz ile bütün kâinatı dolaşır istediğiniz galaksinin kara sularına girer istediğiniz limana uğrayabilirsiniz. Denilebilir ki bu gemi ile gidemeyeceğiniz hiçbir ülke demir atamayacağınız hiçbir liman yoktur. Önceleri bir ata benzetilen günümüzde mekânda seyahat adına bir uzay gemisi ya da uzay dolmuşuna benzetilen hayal zamanda seyahat adına da zaman tüneli teleferiğine benzetilebilir. Zira hayâl dış dünyadaki yolculuk vasıtamız olduğu kadar bizi kadar bizi yaşadıklarımıza götüren esrarlı bir araçtır. Bir bakıma o bizim tüm yaşadıklarımızın filmleştirildiği hayat kasetimizi geriye doğru sarar ve istediğimiz karede durdurur. Öte yandan hayâl sadece kendi geçmişimizi değil aynı zamanda -bilgilerimiz çerçevesinde- kendi toplumumuzun hatta bütün toplumların tarihlerini gözler önüne getiren başka bir ifadeyle bizi tarihin her dönemine götüren zaman tüneli aracıdır. Biraz daha netleştirerek söylemek gerekirse; hayâl zaman tünelinin bütün alanlarına açılan teleferiktir. Bu teleferiğe binerek sadece üzücü olayların yaşandığı soğuk iklimlerin karlı-buzlu boyutuna değil aynı zamanda bu buzlu tepelerden yeşil vadilere oradan sıcak ovalara akıp giden boyuta da gönlümüzce yolculuk yapabiliriz.



Hayâl duygusu neye benzetilirse benzetilsin aslında o bizi diaaa ve yatay olarak bütün mekânlara ve zamanlara götüren harika bir araçtır. Meselâ; “Allahuekber” deyip Allah’ın sonsuz büyüklüğünü ifade ettiğinizde bu araçla (O’nun) uçsuz-bucaksız fezâ âlemine giderek bu büyüklüğün tecellisini adeta gözünüzle yakından görebilirsiniz. Aynı şekilde O’nun büyüklüğü karşısında kıbleye yönelip namaza durduğunuzda hayalen Kâ’be’yi görüp ibadetinizi huşû içinde gerçekleştirebilirsiniz. Keza bir namaz vakti hayalen yeryüzünü görecek kadar yükselip dünyanın her yerinde sizin gibi O’nun yüceliği karşısında el bağlamış O’nu tesbih ve tahmid eden milyonlarca insanı takip edebilirsiniz. Ya da hayal teleferiği ile zaman tünelinin “Asr-ı Saadet” boyutuna seyahat edip Hz. Muhammed (sav)’ın huzurunda tevhid dersleri alabilir ashabıyla ders arkadaşı olabilirsiniz. Dahası onlarla birlikte tevhid mücadelesine çıkar mesela Bedr’in Ashabı arasında yerinizi alabilirsiniz.



Asr-ı Saadet’e yolculuk ve Ashâbla Bedir’de omuz omuza olmak kuru bir hayâlin ürünü değildir. Hayâl tasavvura açılan kapıdır. Tasavvur ise kendisine yaklaşanı taakkula götürür. Taakkul olup-bitenlerin akılla sınırlı kalmasını yeterli görmez diğer melekelerini ve araştırma şevk ve güçlerini de devreye sokarak ilme yöneltir sonra kalb ve vicdanında bulduğu tasdik merkeziyle imana ulaşır veya vicdanda tahkike yürür. Neticede insan bilgi hayal düşünce akıl ve iman sebebiyle bütün mekân ve zamanla temas kurar kâinat kadar açılır zaman kadar genişler ve bütün mekân ve zamanı elinde tutan Allah’a samimi bir kul olur.