İÇ İÇE İKİ DAİRE



Yaratılışı itibarıyla kâinattaki herşeyle (belli ölçüde) alâkalı olan insan pek çok şeyle ilgilenir pek çok konuyu merak eder. Kişinin ilgisini çeken şeyler; ülkenin siyaseti istikrarı dış borçları İslam âleminin durumu Kıbrıs meselesi kâinatın sırları... olabileceği gibi filan takımın maçları meşhur insanların özel hayatları gibi konular da olabilir. Bizi doğrudan ilgilendiren ve etki alanımıza giren meseleleri ilgilendirmeyenlerden bir ilgi çemberi oluşturarak ayırabiliriz. İlgi çemberimize bir göz attığımızda bazı şeyler vardır ki bunlar denetimimiz dışındadır; bu sahada sözlü dua dışında sebepler dairesinde yapabildiğimiz bir şey yoktur. Denetimimiz ve kontrolümüz içinde kalanları ise; daha küçük bir daire içine alarak etki çemberi olarak tanımlayabiliriz. İnsan hayatının her döneminde değişik genişliklerde bir şeyler yapabileceği etki çemberi olduğu gibi hiçbir şey yapamayacağı ama ilgi- merak duyduğu ve belli ölçüde alâkalı olduğu ilgi dairesi de vardır. Bir başka deyişle insanın sorumluluk sahibi olduğu etki alanı ile denetimi dışındaki ilgi alanları iç içe halkalar oluşturur. Bu iç içe geçmiş dairelerde içten dışa doğru gidildikçe insanın tesiri ve kontrolü azalır ve bu tesirin asgariye indiği yer etki çemberinin sınırlarını belirler.



Dışa doğru gittikçe karşılaştığımız şeyler artık denetimimiz ve alanımız dışındadır. Ama hâlâ ilgimizi çekmektedir. Bu meseleyi Bediüzzaman Said Nursi günümüz Türkçesiyle aşağıdaki şekilde özetlemektedir: “Birbiri içine girmiş daireler gibi her insanın kalp ve mide dairesinden ceset ve hane dairesinden mahalle ve şehir dairesinden vatan ve memleket dairesinden tut da canlılar ve dünya dairesine kadar birbiri içinde daireleri var. Her bir dairede her bir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimi vazife var. Ve en büyük dairede en küçük ve geçici ara sıra vazife bulunabilir Fakat büyük dairenin çekiciliği küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz malayani ve afakî işlerle insanı meşgul eder İnsanı en çok ilgilendiren mesele en içteki küçük daireyle ilişkili ahiret saadetini kazanmaktır.”



İLGİ ALANLARIMIZ VE MEDYA



19. yy.’da telgrafın keşfi ile başlayan iletişim teknolojisindeki ilerlemeler neticesinde medya gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmiş; televizyon evlerimizin en müstesna köşelerini işgal etmeye başlamıştır. Medyanın şahsi hayatın içine bu kadar girmesi bazı sakıncaları da beraberinde gelinmiştir. Medya tabiatı itibarıyla insanın dikkatini sürekli sürükleyici bir tarzda içten(enfüsten) dış âleme (afaka) çekmektedir. Günlük televizyon haberleri siyasi polemikler sporlar ve sporcular sırf merak uyandırmak maksadıyla tertib edilmiş yalanlar hileler ve türlü aldatmalar ve sansasyon haberler insan dimağını o denli işgal etmektedir ki bu ağır yük altında insanın sağlıklı düşünebilmesi ve ilgi çemberinin çekiciliğine kapılmadan etki çemberindeki vazifelerini aksatmadan yapabilmesi bakışlarını ilgi çemberinden etki çemberine çevirip kendi muhasebesini yapması çok zorlaşmaktadır. Sonuçta pek çok insan dış dünyanın cazibesi karşısında kendine yabancılaşmakta pasifleşmekte ezilmişlik duygusuna kapılmakta ve afakî meselelerin arasında boğulup gitmektedir. Böyle bir durumda insanın “Allah onlara nefislerini unutturmuştur” (Haşr 59/19) ayetinin ifade ettiği duruma düşme tehlikesi söz konusu olmaktadır. Afakta boğulmak diye tabir edilen duruma düşen ve sosyal enerjisini ilgi çemberine harcayan reaksiyoner insanlar dikkatlerini başkalarınıkn zayıflıklarına çevredeki sorunlara ve denetleyemedikleri şartlara yoğunlaştırırlar. Gerçekten de yapabilecekleri birşeyler olduğu halde yapmazlar. Çünkü bir kerecik dahi olsun dönüp nefislerine bakamazlar. Böylesi insanlar ülkedeki çöp sorununu tartışırken evlerinin önünü temizlemezler. Çözümün bir parçası olmaktan ziyade sorunun bir parçasını oluştururlar. Reaksiyoner insanlar başkalarını kurtarma(!) kavgası verirlerken en küçük dairedeki en büyük vazifelerini (ibadet ve gönül temizliği) ya unuturlar veya ihmal ederler. Yıkıcı eleştirici suçlayıcı davranışlar ve giderek artan bir yenilmişlik duygusu şeklinde kendini gösteren menfi hareket kimlik kartlarını oluşturur. Zamanla bu insanların afakta boğulmaları sonucu etki çemberleri daha da küçülür. Başkalarını suçlamaktan zevk almaya başlarlar.



İnsanın oturduğu yerden polemikler yapması çok kolaydır. Hâlbuki zor olan insanın suçu kendisinde arayıp kendini değiştirmeye yönelik adımları atmasıdır. Bu hususta M. E Gülen hocaefendi şöyle bir tesbitte bulunmaktadır:



“Bir yerde oturup tembel tembel düşünenler hep karanlık düşünür karanlık konuşur fitne ve fesada açık yaşarlar. Aksiyon içinde düşünenler yani canla başla koşarken bir yandan da yeni yeni projeler üretenler plan ve programlar yapanlar ise aydınlık düşünür aydınlık konuşur silm ve selâmetin aşk u şevkin temsilcisi olurlar Ahirzaman kudsilerinin temel özelliği aksiyon öncelikli düşünce insanı olmalarıdır.”



Gayret ve faaliyetlerini etki çemberine odaklayan hayat tarzı olarak da bunu benimseyen insanlar boş yere sızlanıp şikâyette bulunmak yerine yapabilecekleri şeylerin üzerinde çalışırlar. Onlar müsbet hareket eden aksiyon insanı olarak tanımlanır. Aksiyon insanı kendini sürekli yeniler mevcut olanı yeterli görmez. Kendini aşan şeylerin farkındadır. Rabbinin inayetiyle bir şeyler yapabileceğini bilir. Bir denizyıldızının hayatının kurtarılmasını dahi değerli görür. Sahile vurmuş denizyıldızlarını denize atarak kurtarmaya çalışan gencin davranışını kendilerine rehber edinirler. Sahildeki denizyıldızlarını teker teker denize atarken genç adama sorarlar; ‘İyi de sen bir şeyi değiştiremezsin ki. Burada binlerce denizyıldızı var.” Genç adam işini yapmaya devam eder ve bir denizyıldızını daha denize fırlatır ve ekler. “En azından bunun için çok şey değişti.” Bu hâdiselere müsbet davranan aksiyon insanının yaklaşımıdır. İnsan gerçekten durumunu değiştirmek istiyorsa kontrolü altında olan şeyin yani kendinin üzerinde ve etki çemberinde yoğunlaşmalıdır. Aksiyon insanı dünyayı değiştirmeye giden yolun içinde bulundukları noktada ortaya çıkan etki çemberinde çalışmaktan nefsini değiştirmekten geçtiğini bilir. Böyle insanlar zamanla etki çemberlerini de genişletirler ve aldıkları mesafeler karşısında kendileri de hayrete düşerler. Zaten İstanbul’u fetheden Fatih ve ordusu fethi önce nefislerinde yapmamışlar mıydı? Çünkü tarih boyunca aksiyon insanları değişimin içten dışa merkezden çevreye doğru gerçekleştiğini öğreten Peygamberlik yolunda yürümüşlerdir. Değişimin dıştan içe çevreden merkeze olduğu yanılgısına düşen reaksiyoner insanlar ise kendilerini çevrelerinin kontrolüne bırakmışlardır. Onlar kendilerini değiştirmek için önce dış şartların değişmesini beklerler. Sorunun dışarıda yani sistemde olduğunu düşünürler. Hâlbuki asıl sorun “bütün kötülükler insanın nefsindendir” hakikati göz ardı edilerek problemi içte kendisinde görmeyen arızalı düşüncededir.



Ancak bu etki ve ilgi çemberi her insanın hayatında sürekli etkileşim halinde dinamik bir dengeyle ortaya çıkmaktadır. Bu noktadan etki ve ilgi çemberlerinin kapsamı ve genişliği her insan ve meslek grubu için değişebileceği gibi bir insanın hayat yolculuğunun farklı dönemlerinde de daralıp genişleyebilir. Zamanla etki çemberini büyüten şey kişinin sosyal enerjisini ilgi çemberinden daha ziyade bulunduğu konumda ortaya çıkan etki çemberine yoğunlaştırmasıdır. Etki ve ilgi çemberinin bu dinamizmini kavrayamayan insanlar bu çemberleri dondururlar; çoğu zaman kendi etki ve ilgi çemberlerini oluşturma yerine başkalarının etki ve ilgi çemberine takılarak ömürlerini tüketirler. Bazen de akıp giden zamanın ve hâdiselerin değişim ritmine ayak uyduramayıp geçmişin körü körüne savunucusu durumuna düşerler. Bu pozisyona düşmemek için kişi sürekli kendi özüne dönüp etki ve ilgi çemberlerini kontrol etmeli ve etki çemberinde yapacağı şeyleri ihmal etmeden ilgi çemberini büyütmelidir.



HER ZAMAN YAPACAK BİR ŞEY VARDIR



Sorunları büyüten aslında bizim küçüklüğümüz ve onlara yaklaşım biçimimizdir. Bir düşünün daha iyi bir öğrenci daha iyi bir müslüman daha iyi bir eş daha iyi bir öğretmen olmak herkesin etki çemberindeki şeylerdir. Ancak öğrencilerin çoğunluğu hocalardan hocaların çoğunluğu öğrencilerden ve sistemden şikâyetçidir. Bu şikâyet belli bir dozu geçerse insanlar kendilerinin suçsuz oldukları ve yapabilecekleri hiçbir şey olmadığı yanılgısına düşerler. Etki çemberlerinde müsbet hareket etme yerine ilgi çemberlerinin câzibesine kapılarak reaksiyoner ve eleştirel yönde sosyal enerjilerini tüketmeye başlarlar. Öte yandan gerçekten çözüm üzerinde düşünen yaklaşımını değiştirip müsbet bir katkıda bulunmak isteyen insan sayısı her zaman çok az olmuştur. Hâlbuki ‘kâinatta küçük ve basit bir şey yoktur’ düşüncesine göre bazen insanın esirgemediği bir tebessüm bile pek çok şeyi değiştirebilir. Önemli olan insanın yapmayı istemesi ve gerek fiili gerekse sözlü duâyı eksik etmemesidir. Geleceğinizi merak mı ediyorsunuz? Şu an enerjinizi ve zamanınızı nelere harcadığınız size önemli ipuçları verecektir. Bir insanın ve toplumun bu anı ve günü nasıl değerlendirdiği onun geleceğinin nasıl olacağını belli ölçüde belirler. Hakikat nazarında ölü olan geçmiş ve geleceğin meseleleriyle himmeti ve sosyal enerjiyi dağıtmak yerine bu anı geleceğe yönelik olarak değerlendirmeye bakmalıdır. Geleceğin cennet yamaçları gibi güzel olması bugünü ve anı cennet yamaçları gibi yapmaktan geçer. Değişmek için mucize beklemeyi bırakıp içimizdeki uyuyan dev potansiyeli aktif sabır azim ve sebatla harekete geçirmeye bakmalıdır.



Tarihte ilgi çemberiyle irtibatı koparmadan etki çemberi içerisinde çalışıp zamanla etki çemberini genişleten peygamberler başta olmak üzere pek çok fikir ve devlet adamı vardır. Bunlardan sadece Gandhi’ye baktığımızda onun ilgi çemberi retoriğine kapılmadan pirinç tarlalarında halkıyla beraber güven ve inanç etrafında bütünleştiğini ve merhamet cesaret kanaat ve ikna yoluyla ülkesini siyasi sömürgecilikten kurtardığını görürüz.



Özetle; şehri temiz tutmanın yolu herkesin kendi evinin önünü temizlemek olduğu gibi dünyaları cennet haline getirmenin yolu da insanın önce kendini değiştirmesi ve gönül evini cennet bahçesine dönüştürmesinden geçer. Nasıl kendini geliştirip yenilemeyen bir öğretmenden değil öğrencisine kendine bile faydalı olması beklenemezse problemli insanlardan problemlerin çözümünü beklemek de doğru değildir. Evet kendi problemlerini çözmüş ve etki çemberinde yoğunlaşabilen bir tek şahsiyetli insan bir aileyi bir müesseseyi dünyayı etkileme gücüne sahiptir. Nasıl mı? İnsanın önce Rabbine güvenmesi ve sosyal enerjisini etki çemberinde yoğunlaştırması sayesinde. Unutmayalım binlerce kilometrelik yolun sonundaki hedefe yarış süreci bir tek adımla başlar.







Faydalanılan Kaynaklar

1- Covey Stephen (1996). Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı. Varlık Özel yayınları. İstanbul.

2- Cüceloğlu Doğan (1997). İçimizdeki Biz. Sistem yay. İst.

3-Gülen M. F. (1996). Fasıldan Fasıla–3. Nil Yayınları. İzmir.