İnsanlar bizi yoğun işler içinde görmek ister. Meşguliyet toplumda bir statü haline gelmiştir. Meşgul isek önemliyizdir; meşgul değilsek bunu söylemekten utanırız. Meşguliyet bize emniyet sağlar hislerimizi okşar ve öncelikli işlerle uğraşmamak için de güzel bir bahanedir.
Acil işler bizler için birer uyuşturucudan farksızdır. Çoğu zaman hayatta öncelikli işlerin acil işler olduğunu zannederiz. Bu işlere kendimizi o kadar kaptırırız ki durup yaptığımız işlerin gerçekten yapılması gerekip gerekmediğini sormaya vakit bulamayız. Neticede saatimizle pusulamızın arası açıldıkça açılır. Sonunda pusulaya uzanıp yön tayini yapmak için çok geç kalırız. Aslında az zamanda çok iş başarmaktan ziyade doğru işleri doğru istikamette gerçekleştirmek önemlidir. Bunun için de sürekli saatimize bakarak ömrümüzü geçirmek yerine en azından ara sıra pusulamıza göz atabilmeliyiz.
“Hakkını vererek ve istikrarlı bir biçimde yaptığınızda hayatınızda olumlu sonuçlar doğuracağına inandığınız faaliyetler nelerdir?”
Bu soru binlerce kişiye sorulmuş ve cevapların şu yedi başlık altında toplandığı görülmüş tür
1- İnsanlarla yapılan iletişimin kalitesini artırmak.
2- Daha iyi hazırlık yapmak.
3- Daha iyi planlama ve organizasyon yapmak.
4- Kendine daha çok çeki düzen vermek.
5- Yeni imkânları değerlendirmek.
6- Kendini geliştirmek.
7- Başkalarını yetkilendirerek yetiştirmek.
Peki insanlar bunları niçin yapmazlar? Belki de bu işler acil olmadığı için. Bu faaliyetlerin insanlar üzerinde baskısı yoktur dolayısıyla özellikle zaman ayırıp üzerinde durulması gereken işlerdir.
Yaşamak Sevmek Öğrenmek ve Hayırla Yâd Edilmek
Huzur içinde yaşamak fiziki sevmek ve sevilmek sosyal ömür boyu öğrenerek kendimizi geliştirmek zihni ve maddi veya manevi bir miras bırakarak hayırla yâd edilmek ruhi ihtiyacımızdır.
Bu ihtiyaçlar hayatımızın kalitesinde çok önemli rol oynarlar. Meselâ şu sorular üzerinde duralım: Gün boyu gerekli enerji ve fiziki kapasiteye sahip misiniz? Yoksa yapmak isteyip de yorgun hasta veya müsait olmadığınız için yapamadığınız şeyler var mı?
Mali açıdan emniyette misiniz? Kendi ihtiyaçlarınızı karşılayıp gelecek adına kaynak ayırabiliyor musunuz? Yoksa saatlerce çalıştığınız halde borçlardan kurtulamıyor musunuz?
Başkalarıyla sağlıklı ve tatmin edici münasebetleriniz var mı? Ortak maksatları gerçekleştirmek adına başkalarıyla faydalı bir biçimde çalışabiliyor musunuz? Yoksa kendinizi yabancı yalnız sevdiği insanlarla hemhal olamayan ve yanlış anlama samimiyetsizlik gıybet töhmet veya ayıplama gibi sebeplerle başkalarıyla çalışamayan bir insan olarak mı görüyorsunuz?
Sürekli olarak öğreniyor kendinizi geliştiriyor orijinal perspektifler kazanıyor ve yeni kabiliyetler ediniyor musunuz? Yoksa kendinizi atıl mı hissediyorsunuz? Gerekli eğitim ve istidada sahip olmadığınız için yapmak isteyip de yapamadığınız şeyler var mı?
Size yeni şeyler ilham eden ve enerji veren açık bir istikamet hissi maksat ve misyon var mı? Yoksa sizin için nelerin önemli olduğu ve hayatta gerçekten neler yapmak istediğiniz konusunda kafana karışık mı?
Bazı ihtiyaçlar hayati bir önem taşır. Bunlardan biri karşılanmadığı an hayatın kalitesi azalır insanın enerjisi ve dikkati adeta bir kara delik tarafından yutulur insan acil işler müptelası haline gelir.
Fiziki sosyal karşılayan bir insanın zihni ve ruhi ihtiyaçlarını karşılayan bir insanın ise içinde bir hizmet ateşi yanmaya başlar. Para eğitim sağlık ve sevgi gibi ihtiyaçlar hizmet kapasitesini artıracak kaynaklara dönüştür.
Muhtaç insanların fiziki sosyal zihni ve ruhi ihtiyaçların karşılamak için yardıma koşulur. İnsan gönülden “ diyerek hizmet eder. Bu “evet” önemsiz işlere “hayır” diyebilmeyi mümkün kılar. Roger Merrik ‘Prensip Merkezli Liderlik’ programlarının birinde edindiği bir tecrübeden şöyle bahseder: “Kursiyerlerden biri yanıma yaklaşıp bir konuda görüşmek istediğini söyledi. Çok güzel bir göle ve yanındaki golf sahasına bakan bir taraçada oturduk.
Adama bakarken ne gibi bir problemi olacağını tahmin etmeye çalıştım. Tesirli bir kişiliği vardı. Elli yaşlarındaydı çok uluslu bir şirketin başkan yardımcısıydı ve güzel bir ailesi vardı. Programda aktif bir katılımcıydı ve mevzuları rahatlıkla idrak ediyordu.
Şu itirafta bulundu: ‘Bu hafta boyunca kendimi aşırı derecede rahatsız hissettim. Pazartesi akşamki o alıştırmayla başladı her şey.’
Sonra bana hayatından bahsetti. Küçük bir kasabada yetişmişti. İyi bir öğrenciydi ve sosyal faaliyetlerde aktifti. Yüksek okulda da birçok kulüp ve programda aktif görev almıştı. Sonra işe girmiş evlenmiş ilk çocukları dünyaya gelmiş dışarıya iş gezilerine gitmiş terfiler almış yeni bir eve taşınmış ikinci çocukları olmuş başkan yardımcılığına terfi etmişti. Bunları dinlerken problemi bekliyordum bütün hayatını altüst eden felaketi. “Sonunda asıl meseleye geldi: ‘Problem şu: Hayatım güzel şeylerle dolu güzel bir ev güzel bir araba güzel bir iş ve meşguliyetlerle dolu bir hayat. Fakat bana hayatın hakkında enine boyuna düşün ve senin için gerçekten neyin önemli olduğunu söyle deseniz cevap veremem.
Hayatımın çoğunda bir delikanlı bir üniversite öğrencisi ve bir genç olarak hep bir şeylerle meşgul oldum. Bu dünyada gerçekten bir değişiklik yapmak ona anlamlı bir katkıda bulunmak istedim.
Benim için en önemli şeyler hakkında düşünmeye başladığımda bu his bu ideal nasıl oldu bilemiyorum ama kaybolmuştu. Kendimi bir emniyet hissiyle avutmuştum sanki. Bir fark ortaya koyamadım. Çocuklarıma bir fark ortaya konulmasını öğretemedim. Ömrüm gözümün önünden akıp giderken ben sadece seyrettim.’
Sonra halinde bir değişiklik belirdi ve şöyle devam etti: ‘Ama bir karar verdim. Daha önce çalıştığım bir hayır kurumuyla tekrar irtibata geçeceğim. Üçüncü dünya ülkelerindeki insanlara inanılmaz yardımlarda bulunuyorlar. Ben de bunun bir parçası olmak istiyorum.’ Gözlerinde bir ışıltı sözlerinde bir hedefe kilitlenme mânâsı vardı. Muazzam bir enerji kazanmıştı. Emekliliğinden önceki son birkaç sene ve daha sonraki seneler kendi hayatının ve dünyanın birçok kesimindeki insanların hayatlarının kalitesi artacak arkada değerli bir miras bırakabilecekti.”
Değerler ve Prensipler Arasındaki Fark
Bir çiftlikte ‘acil ve gelip geçici tedbirlerle verim alınmaz. Zamanında tohum atmayıp bütün bir yıl boyu gerekli çapalama gübreleme sulama ve ilaçlamayı terk edip bir gün sonra bol ürün almayı beklemek hayalcilik olur.
Sosyal sistemle tabii sistem arasında temel bir fark mevcuttur. Sosyal sistem değerler üzerine tabii sistem ise prensipler üzerine kurulur. Kısa vadede sosyal sistemlerde ‘acil ve gelip geçici tedbirler’ faydalı olabilir ama uzun vadede hayatın her sahasında ‘Ziraat Kanunu’ geçerlidir. Seneler geçtikten sonra gönül ancak ektiğini biçer. Zaten problemlerin büyük kısmı ekilmeyen şeylerin biçilmeye çalışılmasından kaynaklanır.
Yine bir seminerde şunlar yaşanır: “Zaman konusunda bilgilerin verildiği bir seminere katılmıştım. Bir ara semineri veren kişi ‘Evet şimdi küçük bir imtihan yapalım.’ dedi. Masanın altından geniş ağızlı büyük bir kavanoz çıkardı. Sonra içinde yumruk büyüklüğünde taşların bulunduğu büyük bir tabağı yanına koydu ve sordu: ‘Bu taşlardan kaç tanesini kavanoza sığdırabiliriz?’ Biz tahminlerde bulunduktan sonra ‘Peki bir bakalım.’ diyerek kavanozun içine bir tane taş attı sonra bir tane daha bir tane daha kaç tane olduğunu hatırlamıyorum ama kavanoz dolmuştu. Bize kavanozun dolu olup olmadığını sordu. Hepimiz taşlara bakıp ‘Dolu.’ diye cevap verdik.
“Sonra masanın altından bir kap çakıl taşı çıkardı. Taşları kavanoza atıp salladı. Çakıl taşları aralardaki boşlukları doldurdular. Tebessüm edip yine sordu: ‘Kavanoz dolu mu?’ Bu sefer ‘Herhalde hayır.’ diye cevap verdik. ‘Güzel.’ deyip yine masanın altından küçük bir kum kovası çıkarıp kavanoza boşalttı. Kum boşlukları doldurdu. Bir kez daha kavanozun dolu olup olmadığını sordu. Hepimiz ‘Dolu değil!’ diye bağırdık. ‘Güzel.’ deyip bir sürahi su aldı ve içine boşalttı. Sonra buradan nasıl bir ders alınabileceğini sordu. Birisi: ‘Hayatta boşluklar mevcuttur ve azmedersek bunları doldurabiliriz.’ diye cevap verince ‘Hayır.’ dedi ve devam etti:
‘Asıl nokta şu: İlk olarak bu büyük taşları koymasaydınız diğerlerini ekleyebilir miydiniz?’ Çoğu insan ‘daha fazla daha iyidir’ paradigmasıyla hareket ettiği için az zamanda çok iş başarmak için zamanını mümkün olduğunca doldurmaya çalışır. Ama eğer yaptığımız şeyler bizim için gerçekten önem verdiğimiz şeyler değilse ne kadar fazla iş yaptığımız önemli midir?”
Demek ki ömür kavanozuna öncelikle sıradan meşguliyetler değil bize vizyon ve misyon veren bizi geliştirip yenileyen prensipler ve faaliyetler konulmalıdır. Daha sonra araların nelerle dolduğuna insanın kendisi de şaşar.
Hayatımızın Liderliğini Yapabilmek
Müdürler süreçle liderler hedefle ilgilenirler. Müdürler sistemin ‘içinde’ liderler sistemin ‘üzerinde’ çalışırlar. Müdürler işlerin doğru bir şekilde yapılıp yapılmadığına liderler ise doğru işlerin yapılıp yapılmadığına bakarlar. Bir bakıma müdürler bir duvara dayalı merdivene çıkışı takip ederler. Merdivenin basamak sayısı uzunluğu çıkış hızı onlar için önemlidir. Lider için ise merdivenin doğru duvara dayalı olup olmadığı. Yanlış duvara dayalı merdivenlere tırmanmak insana çok pahalıya mal olabilir. Yaşanmış bir hikâye buna bir misaldir:
“Yıllar önce bir adam arkadaşlarına ve komşularına o yıl için hedefinin bir milyon dolar kazanmak olduğunu söylemiş. Bu adam Bana güzel bir fikir verin ondan bir milyon tane satmaya hazırım.’ fikrine inanan bir girişimcidir. Bir tür oyuncak geliştirip patentini alarak pazarlamak üzere bütün ülaaai dolaşmaya başlar.
Ara sıra birkaç haftalığına yanına bir çocuğunu alarak yola çıkar. Hanımı bu durumdan şikâyetçidir ve şöyle der: ‘Çocuklar seninle dolaşıp geri geldiklerinde dualarını terk ediyor ev aaaalerini yapmıyorlar. Bütün bir hafta boyunca eğlenip duruyorlar. Çocuklara yardımcı olmuyorsun bari yanında götürme.’
Sonunda bir yıl geçer. Adam hedefine ulaştığını ilan eder. Bir milyon dolar kazanmıştır. Ancak kısa bir süre sonra hanımından boşanır. Çocuklarondan ikisi uyuşturucu kullanmaya başlarlar. Diğeri muhakemesini yitirerek bunalıma düşer. Bütün bir aile parçalanır. Bu adam tek bir hedefe kilitlenmiş ve bütün hesaplarını buna göre yapmıştır. Ancak toplam maliyeti hesaplayamamıştır. Bir milyon dolar ona çok pahalıya mal olmuştur.
Çin Bambusunun Anlattıkları
Çin bambusu toprağa dikildikten sonra dört yıl boyunca toprağın altına doğru gelişir. Dışarıda sadece küçük bir yumruyla bundan çıkan kısa bir fide görünür. Beşinci yıl 25 metre yukarıya doğru büyür.
Hayatının liderliğini yapabilenler prensipler merkezli bir ömür geçirenler kısa vadede sonuçlar alamayacaklarını bildikleri halde ağır bedeller ödemeyi göze alırlar zira neticede ürün alınacağına inanırlar.
Toprak gibi sabırlı sakin tevazu ve kararlıdırlar. Değerli bir sonuca değersiz vesilelerle ulaşılamayacağını bilirer. Yeniden doğup şartlanmalardan sıyrılıp vicdanımızın sesini dinlemek elimizde.
Şunun bunun toplumun gürültüsünü değil neticeleri ne olursa olsun vicdanımızın sesini dinleyip onun sesiyle hareket etmek mümkün. 0 zaman neticelerden korkmayız. Zaman düşmanımız değil dostumuz olur zira ömür bize sabır ve itimatla ekip yetiştirdiğimiz ürünlerin tatlı meyvelerini sunar. Böyle bir hayatta zaman harcanmaz yatırıma dönüştürültü. Bizden sonraki nesillere bırakacağımız kültürel miras artar.
Bryant S. Hinckley’in dediği gibi: ‘Hizmet büyük şahsiyetlerin bir vasfıdır. Havarilerine şeref madalyası takar. Bu dünyanın iki büyük grubunu yani yardım edip katkıda bulunanlarla engel olup sadece tüketenleri birbirinden ayıran bir çizgidir. Almaktansa vermek e kadar güzeldir. Hizmet etmek zari bir erdemdir. Cesaret aşılamak ilgi göstermek korkuyu gidermek gönüllerde ümit yeşertmek kısacası sevmek ve bunu göstermek insanlığa sunulan en değerli hizmettir.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla