Darwinizm bölücü terörün gıdasıdır. Bu nedenle Darwinizm fikren ortadan kaldırılmalıdır.

Bunun yolu ise insanlara sorumsuz bir hayvan olmadıklarını Allah'ın yarattığı

ahirette yaptıklarından hesap verecek bireyler olduklarını anlatmaktır.

Darwinizm'in yalanlarına göre hayat bir mücadele ve savaş yeridir. Hayatta kalabilmek için bu savaştan galip çıkmak yani kıyasıya savaşmak gerekir. İnsanlık tarihinin bir çatışmadan ibaret olduğunu ve gelişmenin savaşmakla mümkün olduğunu iddia eden komünizm ve faşizm Darwinizm'in bu temelsiz iddialarından dayanak bulmuştur.

Masum insanları acımasızca katleden sorunların şiddete başvurarak çözülebileceğini sanan çatışmanın kaçınılmaz olduğuna inanan bölücü terör de Darwinist telkinlerle beslenmektedir. Darwinizm bölücü terörün gıdasıdır. Bu zehirli gıda artırıldığında yani Darwinist iddialar desteklenip gündemde tutulduğunda bölücü terör güçlenip kuvvet kazanır. Bu gıda kesildiğinde yani Darwinizm'in yalanları ifşa edilip bilimsel olarak geçersizliği gözler önüne serildiğinde bölücü terör de son bulur.

Evrim teorisi ortaya atıldıktan kısa bir süre sonra biyoloji ve paleontoloji gibi bilim dallarının dışına çıkarılarak insan ilişkilerinden tarihin yorumlanmasına politikadan toplum hayatına kadar birçok alanda belli çevreler tarafından etkili hale getirilmiştir. Özellikle de Darwinizm'in "doğanın bir mücadele ve çatışma yeri olduğu" yalanı toplumlara uygulandığında

- Hitler'in üstün ırkı oluşturma saplantısı

- Marx'ın "İnsanlık tarihi sınıf çatışmalarının tarihidir." yanılgısı

- Mao'nun milyonlarca insanı sözde bir tür hayvan gibi görüp akıl almaz vahşetler uygulaması

- Mussolini'nin "Savaşın tüm insan enerjisini en yüksek noktaya taşıdığı" iddiası

- Kapitalizmin "güçlülerin zayıfların üzerine basarak daha da güçlenmelerini" öngörmesi

- Stalin'in zalim çalışma kampları

- Üçüncü dünya ülkelerinin emperyalist ülkeler tarafından acımasızca sömürülmeleri insanlık dışı muamelelere maruz kalmaları

sözde bilimsel bir kılıf kazanmıştır.

Darwinizm Vahşeti Kendince Meşrulaştırır

Komünizm ve faşizm insanlık düşmanıdır. Yakıp yıkmayı insanlara korku endişe elem dehşet yaşatmayı kendi ülkesinin askerine polisine saldırmayı masumları göz kırpmadan öldürmeyi emreder. Komünist ve faşist rejim ve örgütlere ortak bir psikoloji hakimdir: Bu sistemde insani duygular acıma insaf etme vicdan gibi hisler tamamen yok edilir. İnsan toplumları vahşi hayvanların yaşamak ve beslenmek için savaştıkları katliam arenalarına dönüştürülür. Nasıl vahşi bir hayvan besin ve yerleşim yeri elde etmek için kendi türüyle kıyasıya bir çatışmaya girerse insanların da aynı şekilde "hayvanlar" gibi davranmaları öngörülür. Çünkü Darwin'in dogması onlara aslında bir hayvan olduklarını ve hayvanlar nasıl yaşam için mücadele ediyorlarsa kendilerinin de öyle davranması gerektiğini öğretmektedir.

P.J. Darlington bir evrimci olarak Evolution For Naturalists (Natüralistler İçin Evrim) isimli kitabında vahşetin evrim teorisinin doğal bir sonucu olduğuna ve hatta bunun meşru görülmesi gerektiğine dair batıl inancını şöyle itiraf eder:

Birinci nokta bencillik ve vahşet içimizdeki doğal bir şeydir en uzak atamızdan bize miras kalmıştır… O zaman vahşilik insanlar için normaldir; evrimin bir ürünüdür.1

Bir evrimcinin bu itirafından da anlaşıldığı üzere Darwin'in evrim teorisini yol gösterici olarak kabul eden ideolojilerin diğer insanları hayvan olarak algılaması onlara hayvanlara uygun gördüğü muameleler göstermesi onlara zulmetmesi kendilerince son derece doğaldır. Çünkü bu kişi Darwinist ideolojiyi benimseyerek bir Yaratıcımız olduğunu kendisinin yeryüzünde bulunuş amacını ve ahirette dünyada yaptıklarından dolayı Allah'ın huzurunda hesap vereceğini unutur. Bunun sonucu olarak da Allah korkusu ortadan kalkan her insan gibi yalnızca kendi çıkarlarını düşünen bencil acımasız bir zalim hatta gözü dönmüş bir katil haline gelir.

Komünizm Darwinist Bir İdeolojidir

Komünizmin fikir babaları Marx ve Engels materyalist felsefeyi "diyalektik" adı verilen yeni bir yöntemle açıklamaya çalıştılar. Diyalektik evrendeki tüm gelişmenin çatışma sayesinde elde edildiği varsayımıydı. Marx ve Engels bu varsayıma dayanarak tüm dünya tarihini yorumlamaya giriştiler. Marx insanlık tarihinin bir çatışmadan ibaret olduğunu mevcut çatışmanın işçiler ve kapitalistler arasında geçtiğini ve yakında işçilerin ayaklanıp komünist bir devrim yapacaklarını iddia ediyordu.

Komünizmin iki kurucusunun en belirgin özellikleri ise her materyalist gibi Allah inancına büyük bir düşmanlık beslemeleriydi. Her ikisi de koyu birer ateist olan Marx ve Engels dini inançların yok edilmesini komünizm açısından zorunlu görüyorlardı. Ancak Marx'ın ve Engels'in önemli bir eksikleri vardı; daha geniş bir kitleyi etkileri altına alabilmek için ideolojilerine bilimsel bir görünüm vermeleri gerekiyordu. İşte 20. yüzyılda yaşanan acılara kaosa toplu kıyımlara kardeşi kardeşe kırdıran eylemlere ve bölücülüğe imza atan tehlikeli ittifak bu noktada ortaya çıktı. Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabında öne sürdüğü temel iddialar Marx ve Engels'in aradıkları açıklamalardı. Darwin canlıların "yaşam mücadelesi" sonucunda yani "diyalektik bir çatışma"yla ortaya çıktıklarını iddia ediyordu. Dahası yaratılışı inkar ederek dini inançları reddediyordu. Bu Marx ve Engels için bulunmaz bir fırsattı.

Darwinizm komünizm için o kadar büyük bir önem taşıyordu ki Engels Darwin'in kitabı yayınlanır yayınlanmaz Marx'a şöyle yazdı: "Şu anda kitabını okumakta olduğum Darwin tek kelimeyle muhteşem".2

Marx ise 19 Aralık 1860 tarihinde Engels'e yazdığı cevabında şöyle diyordu: "Bizim görüşlerimizin doğal tarih temelini içeren kitap işte budur."3

Marx bir başka sosyalist dostu Lasalle'a 16 Ocak 1861'de yazdığı mektupta ise "Darwin'in yapıtı büyük bir yapıttır. Tarihteki sınıf mücadelesinin doğa bilimleri açısından temelini oluşturuyor."4 diyerek evrim teorisinin komünizm için önemini açıklıyordu.

Marx Darwin'e olan sempatisini ise en önemli eseri olan Das Kapital'i Darwin'e ithaf ederek göstermişti. Kitabın Almanca baskısına el yazısıyla şöyle yazmıştı: "Charles Darwin'e gerçek bir hayranı olan Karl Marx'tan".5

Engels de Darwin'e olan hayranlığını farklı bir yerde şöyle ifade ediyordu:



"Tabiat aaaafizik olarak değil diyalektik olarak işlemektedir. Bununla ilgili olarak herkesten önce Charles Darwin'in adı anılmalıdır."6



Engels Darwin'i Marx ile eş tutacak şekilde kendince övüyor ve "Darwin nasıl organik doğadaki evrim yasasını keşfettiyse Marx da insanoğlunun tarihindeki evrim yasasını keşfetti" diyordu.7 Marksizm-Darwinizm bağlantısı bugün herkesçe kabul edilen çok açık bir gerçektir. Karl Marx'ın hayatını anlatan kitaplarda dahi bu bağlantı mutlaka belirtilmektedir. Örneğin Karl Marx biyografisinde bu bağlantı şöyle tarif edilir:



Darwinizm Marksist felsefeyi destekleyen gerçekliğini kanıtlayan ve geliştiren bir dizi gerçeği takdim etti. Darwinist evrimci fikirlerin yayılması toplumda bir bütün olarak Marksist düşüncelerin emekçi halk tarafından kavranılması için elverişli zemin yarattı… Marx Engels ve Lenin Darwin'in düşüncelerine büyük değer verdiler ve bunların taşıdığı büyük bilimsel öneme işaret ettiler böylelikle bu düşüncelerin yaygınlaşmasına hız kazandırdılar.8



Darwinizm ile Marksizm arasındaki bu güçlü bağ çağdaş evrimciler tarafından da vurgulanır. Evrim teorisinin çağımızdaki savunucularının en tanınanlarından biri olan biyolog Douglas Futuyma Evrim Biyolojisi adlı kitabının önsözünde "Marx'ın insanlık tarihini açıklayan materyalist teorisi ile birlikte Darwin'in evrim teorisi materyalizm zemininde büyük bir aşamaydı" diye yazarken bunu kasteder.9 Rus Komünist Devrimi'nin Lenin ile birlikte iki büyük mimarından biri olan Leon Trotsky de "Darwin'in buluşu tüm organik madde alanında diyalektiğin (diyalektik materyalizmin) en büyük zaferi oldu." yorumunu yapmıştır.10

Kanlı komünist diktatörlerden Stalin'in "Genç nesillerin zihinlerini yaratılış düşüncesinden arındırmak için onlara tek birşeyi öğretmeliyiz: Darwinist öğretilerini."11 sözleri Çin'de on milyonlarca insanı acımasızca katlettiren bir o kadarını da açlığa mahkum eden Mao'nun "Çin sosyalizminin temeli Darwin'e ve evrim teorisine dayandırılmıştır."12 itirafı Darwinizm'in kan dökücü Marksist Leninist Maocu ideolojilerin ayakta durması için ne kadar hayati olduğunun ispatlarındandır.

Bölücü Terör Darwinist Telkinlerle Beslenmektedir

Güneydoğu'da senelerdir devam eden bölücü faaliyetlerin arkasında Marksist-Leninist-komünist ideoloji bulunmaktadır. Bu ideolojinin temeli ise yukarıda delilleriyle sunulduğu gibi Darwinizm'e dayalıdır. Bölücü terör örgütü terörist olarak yetiştireceği kişilere öncelikle diyalektik materyalizm ve bu felsefenin temeli olan Darwinizm eğitimi vermektedir. Darwinizm olmadan bölücü terörün hayat sahası bulması olanaksızdır. Darwinizm'in insanların bilinçaltına aşıladığı "İnsan çatışan hayvandır" yalanının bölücü terörün devam etmesinde son derece etkili olduğu açıktır. Darwinizm insanlara kendi "dünya görüşünü" ve "yöntemini" tarif etmektedir. Bu sapkın dünya görüşünün ve yöntemin temel kavramı ise "kendinden olmayanla çatışmak"tır.

Yaşamı bir çatışma alanı gibi gösteren Darwinist telkinler neticesinde bölücü militanlar hiç düşünmeden adam öldürebilmekte bebeklerin yaşlıların masumların canlarına kıyabilmektedirler. Askerimizi polisimizi katletmekte ve her türlü terör yöntemine başvurmaktadırlar. Kendilerini ve diğer insanları Allah'ın yarattığı ruha akla vicdana ve anlayışa sahip varlıklar olarak görmedikleri için hayvanın hayvana yaptığını birbirlerine ve diğer insanlara yapmaktadırlar. Bu belanın tam anlamıyla son bulabilmesi ise bu vahşetin temel dayanak noktasının yani Darwinizm'in ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. Bir yandan teröre her gün şehitler verirken bir yandan da resmi olarak evrimi anlatmak büyük bir yanlıştır. Bu terörün temel kaynağını beslemek demektir. Darwinist yalanların gençlere anlatılması son bulmadıkça terörün önüne geçmek mümkün değildir. Darwinist propagandanın ve ona sırtını dayamış olan diyalektik materyalizmin tahrip edici etkisinin kalkması için yaklaşık 150 yıldır dünyayı kana bulayan bu köhne teorinin geçersizliği sahte yöntemleri ve aldatmacaları modern bilimin ışığında ve bütün açıklığıyla Türk gençliğine öğretilmelidir.

Bu çerçevedeki bir eğitimle birlik ve beraberliğimizi tehdit eden ideolojilerin hayat damarları kesilmiş olacaktır.

Ne var ki milletimizi Darwinist yalanlara karşı uyarmak ve bu aldatmacanın tahrip edici etkisini bertaraf etmek için yapılan faaliyetler yıllardır materyalist çevrelerin hedefi olmuşlardır. İlmi mücadeleye ilmi cevap verilmesi gerekir. Ancak materyalist çevreler sahip oldukları basın yayın organlarını psikolojik savaşın saldırı aracı olarak kullanmakta evrim teorisinin çöküşü hakkında bilimsel yayınlara hakaret ve karalama yöntemiyle karşılık vermeye kalkışmaktadırlar. Bilindiği gibi materyalist çevreler kendilerine aylardır çağrı yapılmasına rağmen tek bir ara fosil ortaya koyamamışlar Türkiye'nin dört bir yanında sürdürülmekte olan Yaratılış Sergileri karşısında bütünüyle sessizliğe gömülmüşlerdir.

Terör Bölücü Örgütlerin Vazgeçilmez Bir Yöntemidir

Terör temeli Darwinizm'e dayanan bölücü ideolojilerin hedefe ulaşmak için kullandıkları en önemli yöntemdir. Komünist liderler terörü vazgeçilmez bir silah olarak taraftarlarına tavsiye etmişlerdir. Bölücü terör örgütlerinin bütün yöntemleri komünist ideolog ve liderlerin tavsiyeleri doğrultusundadır. Bu liderlerden Lenin'in terör talimatları oldukça çarpıcıdır:



Polisleri askerleri devlet memurlarını öldürmek devlet kurumlarında yangınlar çıkarmak... Devletin hazinelerinden paraları almak... Devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı insanları öldürerek bombalayarak binaları havaya uçurarak korku yaymak ve bu şekilde toplum üzerinde komünist diktatörlüğünü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın en önemli unsurlarındandır.17



Komünizm ve Faşizm'in Dayanak Noktası Aynıdır: Darwinizm

Yukarıda birkaç örneğini verdiğimiz komünist liderlerin ifadeleri Darwinizm'in komünizm için taşıdığı önemin delillerindendir. Aynı şekilde faşist liderlerin açıklamaları da Darwinizm'in faşizm için ne kadar hayati olduğunu gözler önüne sermektedir. Faşist lider Adolf Hitler ünlü kitabı Kavgam'da sözde "Ari ırkın doğa tarafından üstün kılındığını" iddia etmiş18 bu kitabın ismini seçerken de Darwin'in "yaşam kavgası" fikrinden esinlenmiştir.19 Hitler 1933'deki ünlü Nürnberg mitinginde ise "yüksek ırkın düşük ırkları idare ettiği bunun doğada görülen ve tek mantıklı hak olduğu" şeklindeki Darwinist görüşü dile getirmiştir. Ünlü evrimci Stephen Jay Gould'un "Almanya'da Darwinizm'in bir savaş nedeni haline geldiği" şeklindeki tespiti ise oldukça önemlidir.20

Hitler'in en büyük müttefiki olan Benito Mussolini ise 1935'te başlattığı Etiyopya işgalini Darwin'in ırkçı görüşlerine ve yaşam mücadelesi kavramına dayandıracak İngiliz İmparatorluğu'nun zayıflamasının nedeni olarak "Evrimin en önemli itici gücü olan savaştan kaçmaya çalışması" yorumunu yapacak kadar koyu bir Darwinistti.21 Mussolini bir dönem editörlüğünü yaptığı Sınıf Çatışması isimli derginin ilk sayısında Marx ve Darwin'den "Geçmiş yüzyılın en büyük iki düşünürü" diye söz etmiş ve Darwinizm'e övgüler yağdırmıştır.22

Görüldüğü gibi komünizm ve faşizm aynı materyalist temellerde buluşan ve aynı odakların icat ettiği sapkın ideolojilerdir. Bu insanlık dışı ideolojilere taraftar toplamak için ilk yapılan "İnsanın doğanın ve tesadüflerin ürünü olan bir tür hayvan olduğu" yönündeki Darwinist yalanları toplumlara benimsetmektir. Darwinist eğitim uygulayan toplumlarda bireylerin bir bölümü manevi ve milli değerlerden uzak kalmış ve materyalist safsataların telkinlerine kendilerini kaptırmış durumdadır. Böyle toplumlarda vefanın sadakatin şefkatin ve fedakarlığın hiçbir önemi yoktur. Gençler kendilerine verilen eğitimin bir sonucu olarak bu dünyada tesadüfler sonucu var oldukları bir gün yok olup gidecekleri zannına kapılmışlar; birbirinden tehlikeli ve yıkıcı fikirlerin sapkın akımların ve ideolojilerin peşinden gidebilecek hale gelmişlerdir. Bu kişiler için artık din aile millet bayrak gibi kutsal kavramlar birşey ifade etmemektedir. Dahası bunlar için insan hayatı da değersizleşmekte rahatlıkla insan canına kıyabilmekte öldürdükleri kişilerin sözde birer hayvan olduklarını düşündükleri için de vicdani bir rahatsızlık hissetmemektedirler.

Darwinizm Emperyalizmin de Silahıdır

Darwinizm dünya emperyalizminin kullandığı bir silahtır. Emperyalist ülkeler işgal etmek ve boyunduruk altına almak istedikleri ülkelerde "5. kol faaliyeti" olarak manevi gücü kırmaya çabalarlar. Bu faaliyette Darwinizm başrolü oynar. Çünkü Darwinist öğretileri benimseyen toplumlar emperyalist devletlerin kolayca hakimiyetine girerler.

Osmanlı son döneminde okullara sokulan Darwinist fikirler neticesinde kimliğini kaybetmiştir. Toplumu birarada tutan manevi değerlerden yoksun bir yönetici kadrosuyla da çöküşe gitmiştir.

Emperyalistler Darwinist öğretileri "toplumları kamplara ayırıp çarpıştırmak" için kullanırlar. Dünyanın pek çok ülkesindeki faşist-komünist kamplaşmaları "çatışmanın doğanın sözde bir yasası olduğunu" iddia eden Darwinist telkinlerin ürünüdür. Bu telkinler gelişme ve ilerlemenin şartıymış gibi gösterilmektedir. Milyonlarca insanın hayatına mal olan Darwinizm'in "yaşamın sözde bir mücadele alanı" olduğu "ilerlemenin çatışmayla" gerçekleşeceği yalanları emperyalizmi de güçlendirmektedir.

Darwinist yöntemlerle maneviyattan uzaklaştırılarak kutuplara ayrılan ve güçsüz hale getirilen Müslüman ülkelerin emperyalist güçlerin güdümüne girmeleri de kaçınılmazdır. Nitekim Sovyetler Birliği döneminde Müslüman Türk devletlerinin uzun yıllar Darwinist-komünist esaretin altında kaldığı gerçeği de unutulmamalıdır.

Emperyalizm komünizm ve faşizmin görünmez gizli gücü masonlar ise ideolojilerini destekleyen Darwinizm'i kendi yayınlarında şöyle savunurlar:



Bugün artık en uygar ülkelerden en geri kalmışlarına kadar tek geçerli bilimsel kuram Darwin'in ve onun yolunu izleyenlerinkidir.24



Gençlerini Darwinist ve materyalist ideolojiyle yetiştiren bazı milletler 150 yıldır komünist faşist veya neo-Nazi diye bilinen saldırgan ve acımasız insanlar üretmektedirler. Sonra da kendi ürettikleri bu suç makinelerinin kan dökmesini devletine ve milletine düşman olmasını engelleyememektedirler. Bu ülkelerin en büyük hatası önce Darwinist eğitimle bu suç makinelerini üretmek sonra da bunları dizginlemek için çaresizce yollar aramaktır.

Oysa yapılması gereken açıktır: Darwinizm ilmi mücadeleyle fikren ortadan kaldırılmalıdır. Bunun yolu ise insanlara sorumsuz bir hayvan olmadıklarını Allah'ın yarattığı ruh sahibi ahirette yaptıklarından hesap verecek bireyler olduklarını anlatmaktır.

Zararlı ideolojilerin kökeni olan Darwinizm'in fikren çökertilmesiyle ortada sadece tek bir gerçek kalacaktır. O da tüm insanları ve kainatı Allah'ın yarattığı gerçeğidir. Bunu anlayan insanlar samimi olarak din ahlakına yöneleceklerdir. İnsanların din ahlakına yönelmesiyle yeryüzündeki acılar sıkıntılar katliamlar belalar adaletsizlikler yoksulluklar gidecek aydınlık ferahlık zenginlik bolluk bereket gelecektir. Bunun içinse batıl olan insanlığa zarar getiren her fikrin hak olan insanlığa güzellik getirecek olan fikirle çürütülmesi ve mağlup edilmesi gerekir. Taşa karşılık taş atmak yumruğa karşı yumrukla cevap vermek saldırgana karşı saldırgan olmak çözüm değildir. Çözüm bunları yapanların fikirlerini çökertmek ve yerine koymaları gereken tek doğruyu sabırla ve güzellikle onlara anlatmaktır.

Çatışmaların anarşinin terörün ayaklanmaların kargaşanın zulmün vahşetin acımasızlığın mazlumları ezmenin hayatın kaçınılmaz gerçekleri olduğunu düşünenler yanılmaktadırlar. İnsanlar arasında doğal olan barışın huzurun güvenliğin kardeşliğin dostluğun samimiyetin hoşgörünün sevecenliğin şefkatin anlayışın hürmetin hakim olduğu ortamlardır. Bu da ancak Darwinizm'in fikren ortadan kaldırılması ve din ahlakının hakim olmasıyla sağlanabilir.

Modern bilim 1859 yılında Charles Darwin'in ilkel denecek kadar yetersiz teknik olanaklar ve yoğun bir hayal gücüyle ortaya attığı teorisini çürütmüştür.

Teorinin ortaya atıldığı günden bugüne kadar geçen yaklaşık 150 yılda yapılan kazılarda 250 bin türe ait yaklaşık 100 milyon fosil çıkarılmasına rağmen bunlardan bir teki bile Darwin'in iddialarını desteklememiştir. Darwin'in teorisinin ispatı için mutlaka mevcut olması gerektiğini belirttiği ara canlılara ait fosiller hiçbir zaman bulunamamıştır. Çünkü böyle canlılar gerçekte hiçbir zaman var olmamışlardır. Karıncalardan ağaçlara yarasalardan köpek balıklarına kadar çok çeşitli türlere ait milyonlarca yıllık fosiller mevcuttur ve bunlar canlıların evrim geçirmediklerini net olarak ispat eden somut delillerdir.

Darwin'den çok sonra ortaya çıkan moleküler biyoloji biyokimya mikrobiyoloji biyomatematik moleküler genetik gibi çok sayıda bilim dalı canlılığın tesadüfen meydana gelemeyeceğini ve canlıların birbirlerinden evrimleşmelerinin söz konusu olmadığını ortaya koymuştur.

Bilim yaşamın kökeninde astronomik miktarlarda bilgi bulunduğunu DNA'nın adeta harf harf yazılmış ciltler dolusu ansiklopediye benzediğini hücrenin "moleküler makineler"den meydana geldiğini keşfetmiştir. Bunların tesadüflerle ve yavaş yavaş gelişerek meydana gelemeyeceği ispat edilmiştir.

Biyomatematik alanında yapılan hesaplamalar yaşamın bu kompleks yapısının tesadüflerle meydana gelme ihtimalinin "0" (sıfır) olduğunu kanıtlamıştır. Tek bir proteinin bile tesadüflerle ortaya çıkma ihtimalini 10 üzeri 950'de 1 olarak hesaplayan matematikçiler Darwinizm'e en büyük darbelerden birini vurmuşlardır.

Darwin'in bir evrim mekanizması olarak tanıttığı doğal seleksiyon kavramının evrim iddialarıyla hiçbir ilgisi olmadığı evrimleştirme gibi bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Uzun yıllar denizden karaya geçiş hikayesi için delil olarak gösterilen Coelecanth isimli canlının günümüzde de yaşamakta olan normal bir balık olduğu görülmüş kuşların atası olarak tanıtılan Archæopteryx’in bir ara canlı olmayıp soyu tükenmiş bir kuş olduğu ispat edilmiş At Serisi diye tanıtılan fosillerin gerçekte atlarla hiçbir ilgisi olmadığı farklı dönem ve coğrafyalarda yaşayıp soyu tükenmiş canlılara ait olduğu ispat edilmiş insanın atası olarak gösterilen bir avuç kafatasının ve kemik parçalarının gerçekte "ya soyu tükenmiş maymunlara ya da normal insanlara" ait olduğu kanıtlanmış canlıların başka canlılara dönüşmesi için temel mekanizma olarak tanıtılan mutasyonların canlılar üzerindeki etkisinin "tahrip veya ölüm" olduğu değil evrimleştirmek sağlam canlıları bile yok edici bir fonksiyonu olacağı anlaşılmıştır. Burada sayılanlar gibi pek çok gerçek sebebiyle evrim teorisi çökmüştür.