Binlerce metre derinlikteki çok büyük basınca karşı koyabilen fener balıkları dayanıklı vücut yapıları ve karanlık diplerde avlanmaya yarayan fenerleriyle denizaltı mühendislerini hayrete düşürmektedir.
Denizler... Yeryüzünün üçte ikisini teşkil eden engin denizler... Henüz insanoğlunun keşfedemediği pek çok sırlarla dolu. Dalgalarının kalp atışları gibi sahilleri dövdüğü denizler...
Denizler binlerce yıldır insanoğlundaki araştırıcı fıtratı bir mıknatıs gibi kendisine doğru çekip durmuştur.
İnsanoğlunun denize alâka duyması çok eskilere dayanmaktadır. Uçan kuşa özenmesi gibi yüzen balığa da alâka duyması onu denizin derinliklerine doğru çekmiştir. Yaklaşık üçbin yıl önce Asurlu dalgıçlar hayvan derilerinden yaptıkları tulumlara hava doldurarak su altında uzunca bir müddet kalmayı denediler. Fakat 15 m. çapındaki bu hava tulumunu su altında taşıyıp rahat hareket etmek çok zor oluyordu. Daha sonraki yüzyıllarda kısa mesafeli dalışlarda su sathına ulaşan kamışlardan faydalanılırken daha derinlere inmek için hava tulumları küçültülerek vücudun çeşitli yerlerine yerleştiriliyordu. Yüzyıllar boyunca insanoğlu bu iptidâi tekniklerle belli bir ölçüde denizleri taradı durdu.
12. asrın sonlan ve 13. asrın başlarında ilk olarak kullanılmaya başlanan kapalı cihazlar İçinde dalma metodu bugünkü denizaltı imalat tekniğinin esasını teşkil ediyordu. İçi hava dolu büyük bir tencere şeklindeki kap ters çevriliyor alttan ağırlık bağlanarak dibe çekiliyordu. İçinde o-turan şahıs lüzumu halinde ağırlıkları atarak su yüzüne çıkabiliyordu.
1690 yılında Dr. Edmond Halley'in yaptığı dalma çanı bu tip araçlara bir misal olarak gösterilebilir. Çana içten bağlı olan iplerle şahıslar başka alet kullanmadan dibe inip çıkabiliyorlardı.
Bütün bunlara rağmen 1776'ya kadar insanların inebildiği en büyük derinlik sadece 145 metreye varabildi. 1776'da yapılan tahta denizaltı "Turtle"da içeriden elle çevrilen pervaneler vasıtası ile hareket edebiliyordu. İnsanoğlu birçok icadında olduğu gibi ilk denizaltısını da savaşmak için yapmıştı. Turtle Amerika'nın istiklâl savaşlarında birçok geminin batırılmasında kullanılmıştır.
Bugün insanoğlu nükleer güçle çalışan denizaltılar (Nautilus) ve su altında teneffüs cihazları (Aquanaut) imâl ediyor. İlim adamlarının yıllar boyu çalışarak yapmaya muvaffak olduğu deniz kamerası 6100 metreden daha derinliklere indirilmeye cesaret edilemedi. 570 milyon dolar harcanarak yapılan "Trieste" ancak beş denemeden sonra 10911 metreye kadar dalabilmiş ve bu derinlikte sadece 10 dakika kalabilmiştir. Aniden meydana gelen ve araç için büyük tehlike sayılan basınç sirkülasyonları yüzünden yukarı çıkmak mecburiyetinde kalmıştır.
Meseleye bir de binlerce metre derinliklerde yaşayan canlılar açısından bakalım: Denizlerin derin olarak vasıflandırabileceğimiz Milyonlarca senedir denizlerin derinliklerini şenlendiren balıkların kendilerine yaratılışlarına ihsan edilmiş olan dalgıçlık tekniğine insanlık resimde görüldüğü gibi kademe kademe geliştikten sonra ancak asrımızda ulaşabilmiştir.
kısımları 900 metreden aşağıda kalan soğuk ve ışıksız bölgeleridir. Bu derinlikteki balıklarda görme kuvvetli değildir. Bunun yerine çok ileri seviyede koku alma ve radar sistemleri vardır. Fakat yine de o ufacık gözleri ile 11 bin metre derinlikte gördükleri sahanın netliği ve genişliği insanoğlunun yıllarca emek vererek yaptığı derin deniz kamerasının 6 bin metre derinlikte gördüğü sahanın netliğinden ve büyüklüğünden çok fazladır. Bu derinliklerde yaşayan hayvanların etraflarında bitki ve başka cins hayvan yok denecek kadar az olduğundan ne ile beslendikleri İlim adamlarınca araştırma mevzuu olmuştur. Kâinattaki fevkalâde nizam burada da kendini gösterince araştırmacılar hayretlerini gizleyememişlerdir. Evet binlerce metre yukarıda ölen hayvanların artıkları aşağı düşerken basınçtan dolayı çok küçük parçacıklara ayrılarak su dibindeki hayvancıkların ayağına kadar gelmektedir. Derinliklerdeki dip balıklarının tek problemi gıda temini değildir. Aynı zamanda basınç karanlık soğuk ve kendilerinden büyük balıklar da onlar için problem teşkil etmektedir. Günümüzde dalgıçlar basıncın tesirinden koruyucu aletler olmadan ancak 100 metreye kadar dalabilmektedirler. 11 bin metre derinlikte yaşayan dip balıklarının bu müthiş basınca nasıl dayandıkları hala keşfedilememiştir.
Dip balıkları karanlığa karşı fenerlerle teçhiz edilmişlerdir. Statik elektrik ve fosforesans vasıtası ile bu balıkların vücudunda birçok parlak ışıklı bölge meydana gelir. Fakat bunlar bu ışıklı organlarını yollarını bulmaktan çok avlanmak için kullanmaktadırlar. Su sathından gelen gıda parçacıkları kafi gelmediğinden dişi fener balığı başının üzerindeki lambasını ağzının önünde oynatarak küçük balıkları cezbeder. Emsallerinden yalnızca birisi olan dişi fener balığının ve diğerlerinin bütün bu tekniklere nasıl sahip olduğu; akıllı şuurlu İnsanların bile bunca yıldır milyarlarca lira sarfederek muktedir olamadıkları metod ve cihazları nasıl icad (!) ettikleri insaf sahipleri için gerçekten düşündürücü hususlar değil midir?


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla