Asrımızda teknolojinin maddi çerçevesi içerisine sıkışan insan hayale yer vermeyen gelişmeye hayal dünyasına ilim ve tekniği sokarak hayalin gücünü göstermeye çalışmaktadır. Masallar dinlemiş periler ülkesinde dünyalar kurmuş parmak çocukla konuşmuş pamuk prensesi rüyasında kabul etmiş olan insan nasıl hayalsiz ve hayal dünyasını kurmadan yaşayabilir? 0 tarih boyunca bütün zevklerini hayalleriyle süslemiş midir? Mantıksızlıklarla dolu da olsa hayali esas aldığı anlar olmamış mıdır? Hayalin esas alınmayacağı ortada bir gerçek. Fakat hayale yer vermeyen hatta menşeinde hayal yatmayan hangi buluş ve gelişme vardır ki soğuk kalıplarda varlığını bulmuş olsun. Bohr atom modelini hayal etmeseydi belki de rüyasında yol gösterilmeseydi şimdiki modeli (1) ortaya çıkacak mıydı? İnsanlar uçmayı hayal etmeselerdi kanat takıp uçanlar balonla uçanlar ve sonunda tayyarelerle uçanlar olacak mıydı? Evet hayal hayatın hedefine bir esas kabul edilmese de bir (vak’adır) ve çok şeyin temelinde de yatmaktadır.
Ortada çözülmemiş birçok mesele vardır. Gerçi hiç de eksilmeyeceğe benziyor ya.. Bunlardan biri de gerek açıkta görünen gerekse geçmiş medeniyetlerin ortaya çıkarmasıyla tebarüz eden harika yapıların nasıl yapıldığı meselesiydi. Mağara resimleri geniş düzlüklere çizilmiş resimler piramitler haritalar vs. bunlar eski zamanın imkânları dâhilinde yapılması mümkün görülmeyen harika san’at eserleriydi. 0 zamanki insan hayali nasıl böyle resimleri çizmişti? Niçin o geniş işaretleri toprağın bağrına işlemişti hangi teknikle o dev eserleri inşa etmişti hangi ilimle bilip buzulların altında yatan kara parçalarının resimlerini çizmişti? Hayal burada hemen devreye giriyor. “Uzaylılar” mefhumunu ortaya atıyordu.” Fezada bizim gibi yaşayanlar bulunabilir. Onlar eski zamanlarda dünyamızı ziyaret etmiş olabilirler. İnsanlara zaman zaman bir şeyler öğretmiş olabilirler. İnsanlar da onların bıraktıklarıyla kültür ve sanatlarını geliştirirler’’. Hayal aklı buralarda dolaştırıyor sorular karşısında aciz bırakıyor ve cevabı “uzaylılar” da bulduruyor: Fezanın başka bir gezegeninde bizim gibi hatta bizden daha gelişmiş (!) zeki canlılar olmalı!.. ‘‘Fezalılar”ın gerçek kimliği nedir? İnsan niçin hayalinde onları icad ediyor ve de hayalindekine inanıyor? Delilleri bırakıp hayaline inanan insan hangi hayatı yaşıyor?
İnsan niçin fezada akıllı yaratık arzulamakta ve aramakta hatta onlara çeşitli lisanlarla mesajlar göndermektedir. Koskoca kâinatta yalnızlıktan korktuğu için mi yoksa bir kardeş hasreti mi çekmektedir? Yahut hayatın kaynağı üzerine bir çözüm bulabilmenin ümidiyle mi “Fezalılara” sarılmaktadır? Yahut da ölümlü hayattan kurtulup fezada bir ölümsüz bir hayat bulabilmek ümidi mi taşımaktadır? ölüm hadisesinin ayrılık elemlerini her an ruhunda duyan insan ölümsüzlük arzusunu fezada ölüme çare bulmuş medeniyetleri (!) düşünerek mi tatmin etmeye çalışmaktadır? Veya içinde bunaldığı problemli hayata insanca çözüm bulmada güçlük çektiğinden dolayı bir yardımcıya veya bir yol göstericiye duyduğu ihtiyaçtan mı? Hürriyet ve sulhun yolunu insanca yaşama yolunu açacak rehberlere olan ihtiyaç tan mı? Ondan mı bundan mı? Bizce hepsinden doğmaktadır. “Fezalılar serüveni”. Tatmin olmayan arzular yatmaktadır bu hayalin temelinde. Bir “hayatın menşei” bir”ölümsüzlük” meselesi insanlığın ilk insanla başlayan ve son insana kadar devam edecek olan çözüm bekleyen en temel meselesidir. İnsanca yaşamanın gerçekleşmesi de bu iki temel meselenin halline dayanır. Çünkü gerçekten insan olmak hayatı anlamaya hayatın gayesini bilmeye ve gidişatın nereye olduğunu öğrenmeye bağlıdır. Çaresizlik içerisinde olan bir insanın arayış denemesidir. “Fezalılar edebiyatı”. İnsan dünyanın bunca küçüklüğüne rağmen milyarlarca canlı ve akıllı yaratığa sahne olması karşısında koskoca kainatın yalnız ıssız olabileceğine ihtimal veremiyor. 0 diğer yıldızlar ve sistemler çocuksuz olamaz. Onların da kendilerine göre sakinleri vardır. Acaba nasıl hangi mahiyette?
Bu nizam içerisinde tesadüfe yer veren tesadüfen bir canlının ortaya çıkabileceğini ve yine tesadüflerle sebeplerin oradan buradan esmesiyle canlıların daha mükemmele kendi kendine gidebileceğine ihtimal verebilen görüş; aynı fikirden yola çıkarak milyonlarca yıldızdan gezegeni olabilecek olan milyonlarca sistemde ihtimal ki bizim gezegenimiz ve dünyamız gibi aynı durumda bulunan bir sistem olabilir. Ve yine ihtimal ki aynen dünyamızda olduğu düşünülen böyle ihtimali ve tesadüf? bir varoluş orada da gerçekleşebilir. Yine ihtimal ki oralarda da bizim gibi akıl sahibi canlılara kadar mükemmelleşme devam edebilir. Belki de bizden daha zeki ve teknikte bizden daha ileri akıllı yaratıklar gelişmiş olabilir. Nasıl ki biz kainatın derinliklerini deşebiliyoruz ve onları düşünebiliyoruz. Niçin onlar da bizim gibi kainatı araştırmasın ve niçin onlar da bizi aramasın?
Bakalım geldiklerine dair delil bulabilecek miyiz? İlim şu an geçmişte bu şekilde düşünülen fezalıların bize uğradıklarına dair hiçbir delilin olmadığını söylüyor? Ama iz bırakmamış ta olabilirler. Peki o zaman nasıl ispatlayabiiriz? Geçmişteki harikulade görülen eserlerin insan için hiç te olağanüstü olmadığı hepsinin nasıl ve hangi maksatlarla yazıldığı artık bugün açıklanıyor. Eğer dünyamıza fezalılar geldi ve muhakkak ki çok uzaklardan gelmişlerdir o halde muhakkak ki çok çok üstün tekniğe sahiptirler. öyle ise bizim hayalimiz şu andaki genişliğiyle dahi eski resimleri ve yapıları fezalılar yönünden kıyaslayacak bir güce sahip değildir. Çünkü feza yolculuğunda hayalimiz ancak kendi feza tekniğimizle kavrar. Halbuki fezalıların çok daha farklı olması lazım. Yok eğer o fezalılar yakında iseler ya onlar tekrar ve tekrar gelmeliydiler ya da bizim onları tesbit etmemiz lazımdı. Binlerce ışık yılı uzaklardan gelip de bir gezegende bunca canlılık ve renklilikle karşılaşan fezalıların ise buraya uğramamak üzere terk edecekleri hiç de mantıki olmasa gerek. Ama fezalılarm mantığı bizimkinden farklı işliyor olabilir. Ters bir mantığa sahiptirler. Onlarla karşılaşmak insan için hiç de iyi olmaz dediğimiz gibi ya terk etmemeleri lazımdı ya da birçok kereler ziyaretlerini tekrarlamaları gerekirdi.
Herşeye her varoluşa bir daha dikkatle bakan en küçükle en büyüğü birleştiren kainattaki umumi nizam ve intizamdan kanun birliğinden hareketle; hiçbir şeyde bir boşluğun bir abdiyetin olmadığını herşeyin hikmetle yani sebep-netice alakası ilk-son münasebeti içerisinde yaratıldığına göre kainatta tesadüfe yer vermeyen her varoluşun arkasında sonsuz ilim ve kudret sahibi bir “gizli el”i gören düşünce ve inanç sisteminde ise hadise farklı değerlendirilir. Herşey Yaratıcı’ nın ol emrine yani dilemesine baktığı için her an her yerde herşeyin yaratılması mümkündür. Bu küçücük dünyada bunca canlı ve şuurlu varlık yaratılırken şu kâinat memleketinde diğer menzillerin boş bırakılmamış olması oralara münasip tarzda şuur sahibi varlıkların yaratılmış olması mümkündür. Madem yaratıcı herşeyi sanatlı hikmetli ve ilimle yaratır elbette herşeyde sanattan hikmetten ve ilimden anlayacak olan ve o açılardan Yaratıcı’yı tanıyacak olan varlıklar da yaratmıştır. Biliyoruz belki dünyamızdaki gibi canlılardan da yaratmıştır. Ama O’nun karakterinden uzak değildir ki o her maddeden canlıyı ve akıllı varlığı yaratabilir. Hayatı karbon kim yasına inhisar ettirmemek lazım. Diğer elementler ışık nur enerjinin değişik bir formu hepsinden canlı ve akıllı varlık yaratabilir Allah. Biz görmesek de anlasak da anlamasak da dünyamıza gelmiş olsalar da olmasalar da onların varlığıyla alakalı yorum ancak hadiseye yaratıcısı açısından bakmakla sağlıklı olabilir. Aksi halde insan labirentte saklambaç oynamaktan kurtulamaz.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla