kif Türk şiirine gerçek hayatı soktu. Mehmet Kaplan’ın ifadesiyle “Türk edebiyatında onun kadar içinde yaşadığı devri bütün teferruatı ile gören ve gösteren başka bir şâir yoktur denilebilir. Safahat âdetâ muayyen bir nokta–i nazardan tasvir edilen bir manzum romana benzer: Sokak ev kulübe saray meyhane cami köy şehir fakir zengin dindar dinsiz cılız pehlivan korkak kahraman halk yüksek tabaka münevver cahil yerli yabancı Avrupa Asya ticaret siyaset harp sulh şehircilik köycülük mâzi hâlihazır hayal hakikat hemen hemen her şey Akif’in duyuş ve görüş sahnesine girer. Ve o bunları yalnız şiirin değil edebiyatın bütün ifade vasıtalarıyla anlatır: Tasvirler yapar portreler çizer hikâyeler söyler fıkralar anlatır konuşmalara başvurur vaaz eder. Komik trajik öğretici hamâsî lirik hakîmâne her edâyı her tonu kullanır. Bu suretle Akif şiirin hududunu nesir kadar edebiyat kadar genişletir; hattâ edebiyatı da aşar onu hayatın tâ kendisi yapar...
Akif kendisinden önce Türk edebiyatında kimsenin yapmadığı bir işi yapıyor mâbede sokağı dinin içine hayatı sokuyor. İnzivasında insanların hallerini düşünen Yunus bir gün:
‘Kasdım budur şehre varam feryâd u fîgân koyaram’ der. Fakat şehirde değil ruhun içinde dolaşır. Akif şehrin içine gerçekten giren ve feryâd u fîgân koparan bir şâirdir.”(14)


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla