Bediüzzaman Hazretleri ehl-i dalalet ve tuğyanın (sapık ve azgınlar) işlerine gelmeyen bir eseri çürütmek için önce eser sahibini çürüttüklerini belirttikten sonra şu hakikate dikkatimizi çekiyor: “Sözler’deki hakaik (gerçekler) ve kemalât (üstünlük mükemmellik) benim değil Kur’ân’ındır. Ve Kur’ân’dan tereşşuh etmiştir (sızma). Risaleler kendi malım değil Kur’ân’ın malı olarak Kur’ân’ın reşehat-ı meziyatına (Kur’ân’dan sızıntılar) mazhar olduklarını izhar etmeye (açıklamaya) mecburum. Evet lezzetli üzüm salkımlarının hasiyetleri (özellikleri) kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.”
Buna göre “lezzetli üzüm salkımı” bazı eserlerinde “Sözler” diye adlandırdığı Nur Külliyatı; “kuru çubuk” da kendisidir. Akla bu sözleri söylemekle dolaylı yönden kendisini övdüğü veya öne çıkarmak istediği gelebilir. Kendi ifadeleri içinde buna da cevap bulabiliriz: “Madem ben faniyim gideceğim; elbette bâki olacak bir şey ve bir eser benimle bağlanmamak gerektir ve bağlanmamalı.” (Mektubat 28. Mektup 3. Sebep s.386)
Meziyet ve üstünlükleri ifade etmek fakat sahiplenme duygusu içine girmemeyi bir prensip olarak benimsenmesi gerektiğine işaret eden Bediüzzaman Hazretleri “tahdis-i nimet” ile “küfran-ı nimet” arasındaki farkı şöyle bir örnekle anlatıyor:
“Alabildiğine san’atlı süslü ve herkesin güzel gördüğü bir elbiseyi giyen adama deseler ki: ‘Maşallah çok güzelsin!’ o da bu söz karşılığında güya alçak gönüllülük göstermek üzere dese ki: ‘Haşa! Ben neyim? Güzellik nere ben nere ben bir hiçim!’ O zaman küfran-ı nimet (verilen nimeti inkâr etme) olur. Bu aynı zamanda o güzel elbiseyi giydiren mahir san’atkara karşı da bir hürmetsizliktir. Bunun yerine şöyle dese: ‘Evet ben çok güzelim! Benim gibi yeryüzünde güzel mi var? Benim gibi güzel birisini gösteriniz!..’ O zaman da yersiz övünme kibirlenme söz konusu olur. İşte hem nimeti inkâr etmekten kurtulmak hem de övünmemek için belki şöyle demek gerekir (orta yol): ‘Evet ben güzelleştim; fakat güzellik libasındır (elbise) ve dolayısıyla libası bana giydirenindir; benim değildir.” (Mektubat 28. Mektup 4. Sebep s.386)


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla