Bu milleti Avrupa’dan körü körüne ve iğreti alınan beş on düstûrla başka bir kalıba dökmeye kalkışmak son derece gülünç bir hâldir.”

Ahmet Hilmi



Osmanlı Devleti’nin son yıllarının yaşandığı bir dönemde münevverlerin büyük bölümü sosyal ve siyasî alanda kurtuluşu Batı’ya yönelmekte buluyordu. Bu dönemde hem Batı’yı hem de Osmanlı’yı seviyeli ve dikkatli bir gözle kritik edenlerden biri Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi’dir.

Babası şehbender (konsolos) olan Ahmet Hilmi (1865-1914) Bulgaristan sınırlarındaki Filibe’de doğdu. İlköğrenimini Filibe’de yaptı. Filibe müftüsünden temel İslâmî ilimler ve Arapça dersleri aldı. Galatasaray Sultanisi’nden mezun oldu. 1890 yılında Duyûn-i Umûmiye idaresinde vazife aldı. Daha sonra Beyrut ve Mısır’da bulundu. Burada Terakki-i Osmanî Cemiyeti’ne girdi. 1901 yılında İstanbul’a döndü; ancak bir jurnal üzerine siyasî suçlu olarak Fizan’a sürüldü. Fizan sürgün hayatı; Filibeli’nin tasavvufla yakından meşgul olduğu Osmanlı’nın temel meseleleri üzerine uzun uzun düşünme fırsatı bulduğu ve fikirlerinin olgunlaştığı yıllar oldu. Meşrutiyet’in ilânından sonra İstanbul’a döndü ve Dârülfünûnda felsefe dersleri vermeye başladı. Bu yıllarda birkaç tane süreli gazete (İttihad-ı İslâm ve Hikmet) çıkararak bu gazetelerde devletin İttihad-ı İslâm (İslâm Birliği) siyaseti üzerine çok yönlü yazılar yayımladı. İttihat ve Terakki yönetimini tenkit eden yazıları dolayısıyla gazeteleri defalarca kapatılsa da Mübahese Coşkun Kalender Münakaşa Kanat ve Nimet adları altında neşriyatına devam etti. Fakat 1911’de hem gazetesi hem de matbaası süresiz olarak kapatıldı kendisi de Bursa’ya sürüldü. 1912 yılında İstanbul’a geri dönerek Hikmet gazetesini tekrar çıkarmaya başladı. Sadece içerde fikir mücadelesi vermeyen Ahmet Hilmi; başta İslâm alemi olmak üzere bütün Doğu’nun maddî ve mânevî değerlerine saldıran ve onları en az 100 küsür senelik buhrana sürükleyen fikir akımlarıyla mücadele eden birçok kitap yazdı konferans verdi.

Devrinde menfî akımlara karşı İslâm ve Doğu referanslı düşünceleriyle zaman zaman tek başına mücadele eden bu Osmanlı aydınının günümüzde hakkıyla bilinmemesi eserlerinin yeni dilde yeterince basılmayışına bağlanabilir.

Filibeli’nin İstanbul Üniversitesi’nde gençlere verdiği ‘Milletimizi ve vatanımızı yükseltmek için hangi yolu seçelim?’ isimli konferanstan kitaplaştırılan eseri usûl (metot) üzerine bir çalışmadır. Bu eserde milleti Batı düşüncesindeki yanlışlıklardan kurtaracak İslâm’ın tefekkür mirasına dayanan bir usûl geliştirilmiştir.

Mütefekkirin eserde ısrarla üzerinde durduğu düşünce; bize medenî hayatta lüzumlü olan şeyin “fikirlerde ve işlerde’’ sağlam bir metoda tâbi olmak olduğudur.1 Ayrıca Filibeli bu eserde İslâm âleminin hâlihazırdaki en büyük eksikliğinin metotsuzluk olduğunu bizde iyi-kötü herhangi bir metot bulunmadığını belirtir.2

Çağının problemlerine çözüm yolları teklif eden Ahmet Hilmi toplum için en uygun felsefî doktrini seçmede uzunca düşünmenin üstünkörü bir taklitten çekinmenin hiç olmazsa seçilecek doktrinin esaslarına vâkıf olmanın lüzumuna inanır.3 “Biz Avrupa sergisinden muhitimizde büyüyüp gelişmesi mümkün irsî istidatlarımızı geliştirici maddeleri almalı Avrupalı için zararlı olduğu muhakkak iken bizi yok edeceği sezilenlere rağbet etmemeliyiz.’’4 ifadeleri onun bu konuda ne kadar titiz olduğunu gösterir.

Celal Nuri ve Abdullah Cevdet gibi düşünürlerin hemen hiçbir tenkit süzgecinden geçirmeden Batı’dan Osmanlı toplumuna metodolojileriyle birlikte aktardıkları materyalist görüşleri hurafe veya dogmalarla değil devrin realitelerine uygun şekilde aklen ve fennen çürütme çabası Filibeli’nin hem taklitten uzak durduğunu hem de müdaafa ettiği doktrine vâkıf olduğunu gösterir. Filibeli tahkîke dayalı bu usûlünü “Huzur-u Akl ü Fende Maddîyyûn Meslek-i Dalâleti (Akıl ve Fen Önünde Sapkın Materyalizm Mesleği)” adlı eserinde açık bir şekilde ortaya koymuştur. Celâl Nuri’nin “Tarih-i İstikbâl I / Mesâil-i Fikrîye (Geleceğin Tarihi I - Fikrî Problemler 1913)” adlı eserinde ilmiliğini iddia ederek Büchner’den aktardığı madde ve kuvvet kavramları etrafında gelişen biyolojik materyalist görüşlerin Batı’da henüz gelişen fizik kimya gibi pozitif bilimlerle uyuşmadığını materyalizmin bilimin hareket alanından çıkıp taban tabana zıt olduğu aaaafizikle aynı sahada bulunduğunu ifade eder.

Fikrî yönü kadar amelî yönü de dikkate şayan olan Filibeli’nin çalışmalarında sağlam bir metodu rehber edindiğini görürüz. Bunların başında o günden bugüne hâlâ bir örneği daha verilememiş metot olarak üzerine çıkılamamış ‘İslâm Tarihi’ adlı eser gelir. Bu eser ne o güne kadar yazılmış kronolojik hâdiseleri rapor etme üslûbuna sıkışmış eserlere ne de o günlerde sadece Batılı müsteşriklerin kendi metotlarıyla yazdıkları İslâm Tarihi gibi eserlere benziyordu. Ahmet Hilmi’nin İslâm Tarihi Hollandalı oryantalist Dozy’nin Yahudilik ve Hristiyanlık’a uyguladığı metotlarla oluşturup Abdullah Cevdet tarafından tercüme edilen5 o dönemde Müslümanlar arasında öfke ve nefretle karşılanan “İslâmiyet Tarihi’’ adlı eseri6 ilmî bir tarzda reddetmektedir. Nitekim Ahmet Hilmi kendi eserini yazarken; Dozy’nin eserinin temelindeki felsefî metodun reddedildiği ve bu metotla tahrip edilen veya değiştirilen hâdiselerin gerçekliğe kavuştuğu an İslâmiyet hakkında yazılan bu gibi yanlış eserlerin de reddedilmiş olacağı düşüncesindedir.7 Filibeli İslâm’dan aldığı terbiye ile ve bizzat hocalığını yaptığı tarih felsefe içtimaiyat (sosyoloji) gibi disiplinler ışığında İslâm Tarihi isimli eserini kaleme almıştır. Bu eserinde yer verdiği din üzerine görüşler (Din nedir? Dinlerin tasnifi din kavramı üzerinde Müslüman gayrimüslim ve inançsız filozofların görüşleri) İslâmiyet’in doğuşundan bugüne Müslüman toplumların sosyo-politik açıdan hayatlarının incelenme şekli araştırmacılara yeni ufuklar gösterecek orijinalliktedir.

Batı’dan bazen şuurluca bazen şuursuzca İslâm âlemine enjekte edilen fikirlerin Müslümanların muhakeme mekanizmasını inhirafa sürükleyeceğini düşünce kaynaklarını bin yıl geriye götüreceğini ve bize has bir metot geliştirilmezse ümitsiz hâlimizin devam edeceğini daha o günlerde vurgulayan İslâm mütefekkiri Ahmet Hilmi’ye göre geliştirilecek yeni metotların dayanacağı temel İslâmiyet olmalıdır. Çünkü din; şarkımızda hakim olan hakikat ve temel hissiyattır. Terakki ve tekâmülün en büyük sebebidir.8





Dipnotlar

1. Hilmi Ahmed. Milletimizi ve vatanımızı yükseltmek için hangi yolu seçelim? s.12

2. a.g.e. s. 13

3. a.g.e. s.26

4. a.g.e. s.20

5. Hilmi Ahmet. İslam Tarihi s.28; Ahmet Cevdet’in tercüme ettiği kitap Dr. Dozy’nin Essai sur l’histoire de l’islam adlı eseridir.

6. a.g.e. s.28

7. a.g.e. s.29

8. Hilmi Ahmed. Milletimizi ve vatanımızı yükseltmek için hangi yolu seçelim?

s.24