Düşüncenin temeli dildir. Psikologlar “insan kelimelerle düşünür” derler. Bu yüz*den dil ile düşünce arasındaki alâka çok bü*yüktür. Düşüncenin sağlam bir şekilde or*taya çıkması kelime örgülerinin durumuna bağlıdır. Basit konuşma dilinden ilmî dü*şünceye tefekküre çıkışı her mefhum için bir kelime bulmakla mümkündür.



Bir bakıma dilin zengin olması demek dilde her mefhumu karşılayan ayrı bir kelimenin bulunması ve nüansların ayrı keli*melerle ifade edilmesi demektir.



Bir memlekette ilmin gelişmesi de bu*na bağlıdır. Dil ile ilim kültür ve fen hattâ teknik arasında sanıldığından çok daha fazla münâsebet vardır. Henüz terminoloji*si teşekkül etmemiş bir ilim dalında derinleşme “söz konusu” olamaz.



Bundan dolayıdır ki ilimde sanatta kültür ve teknikte ilerlemiş milletlerin dil*leri çok zengindir. Batı âleminin üç zirvesi ünlü İngiliz edebiyatçısı Shakespeare Fran*sız edebiyatçısı Hugo büyük Alman ede*biyatçısı Geothe eserlerinde çeşit itibarı ile en fazla kelime kullanan sanatçılardır. Yâni onlar her mefhumun her nüansın dil*de karşılığını en iyi şekilde bilen kimseler*dir. Hattâ bir Fransız tenkitçisinin mü*balağalı olmakla birlikte gerçeği anlatması bakımından dikkate değer bir sözü vardır.



Victor Hugo muhakkak ki doğdu*ğu zaman Larousse’u ezbere biliyordu.”



Bütün büyük yazarlar filozoflar ve ilim adamları dil mevzuunda gerekli hassasiyeti göstermişlerdir. Çünkü “dil düşüncenin âletidir” çünkü “dil düşüncenin anasıdır” Dil olmadan ilim sanat kültür mede*niyet hattâ cemiyet ve insan olamaz.



Büyük zengin bir dilin de “öz” olmak “arı” olmak gibi hususiyetleri olması imkânsızdır. Bir dili “öz dil””arı dil” yapmaya kalkışmak; o dili kullanan milleti mede*niyet yarışında en arkada; ilimde sanatta kültürde en geride bırakmaya teşebbüs et*mek demektir. Bu ise koskoca bir milletin kaderiyle oynamaktır.



Ayrıca çok önemli bir nokta da şudur:



Dil milleti ayakta tutan bir milleti yı*kılmaktan yok olmaktan kurtaran en mühim unsurlardan biridir. Bir millet kültür değerlerini manevî değerlerini mazisini dil sayesinde öğrenir. Eğer milleti meydana getiren fertler dillerini iyi bilmezlerse geç*miş nesillerin dillerine yabancı kalırlarsa; onları bilemez anlayamaz sevemezler kı*sacası onlarla alâkaları kopmuş olur. Ma*zisini bilmeyen geçmişiyle alâkasını kesen milletler ise yıkılmaya mahkûmdur. Çünkü biz şâirin ifadesiyle “kökü mazide olan âtiyiz”. Mazisi olmayanın âtisi de yoktur



Onun içindir ki batı milletlerinde dil eğitim ve öğretimi çok ciddî bir şekilde ele alınmaktadır. Meselâ; Avrupalı gençlere sadece kendi dilini değil kültürünün or*tak dili olan Lâtince ve Grekçeyi de öğ*retiyor. Bir batılı en az kendi kültürünü okuyacak anlayacak kadar dilini biliyor.



Peki ya biz?... Ya bizim neslimiz?...



Bizde ise durum bambaşka; gençler günümüzde değil mazisini okumak anla*mak 20-30 yıl öncesini bile anlayamaz hâ*le gelmiştir. Anne-Baba ve oğul anlaşamaz hâle getirilmiştir.



“Dilimizi özleştiriyoruz” diyerek halk diline girmiş yerleşmiş 1000 yıldan beri bu milletin kullandığı bir yığın kelime Türkçe’den atılarak sâdece belli bir guru*bun konuştuğu sun’î bir dil meydana getirmek hatâsına düşülmüştür. Böylece Türk dili günümüzde tatlılığını sadeliğini ber*raklığını ifâde zenginliğini kaybetme kı*sırlaşma tehlikesiyle karşı karşıya getiril*miş 300-500 kelimeyle konuşan gençler yetiştirilmiştir.



Türk dilinin bu durumu çok ciddi ve tehlikeli buudlara ulaşmıştır. Çünkü dilimiz*de kullanılan Türkçeleşmiş bir kelimenin atılması ilk anda bir tek kelime atmak gibi görünürse de aslında 10 15 20 ve daha çok mânâyı yok etmektir. Meselâ; akıl kelimesi lisânımızda; “akıl almamak” “akıl erdirememek” “akıl etmek””akıl hastası” “aklı başına gelmek” “aklı başında olma*mak” “aklı başından gitmek” “aklı dur*mak” “akıl ermek” “aklı kesmek” “ak*lı yatmak” “aklına esmek” “aklına geleni söylemek” “aklına gelmek” “aklına koy*mak” “aklına sığdırmak” “aklına şaş*mak” “aklına turp sıkmak” “aklında tut*mak” “aklından geçmek” “aklından zoru olmak” “aklını başına almak” “aklını bozmak” “aklını çalmak” “aklını çel*mek” “aklını oynatmak” “aklını peynir ekmekle yemek” “aklının terazisi bozulmak” “aklıyla bin yaşamak” “akıllara durgunluk vermek”... gibi her biri ayrıca çeşitli mânâlara gelen zengin bir kelime ve mânâ ailesi kurmuştur.



Dolayısıyla bir tek “akıl” kelimesi Türkçe değildir diye atılmakla dilimizden bir yığın mânâ ve deyim atılmış olacaktır.



Böyle 1000 kelime Türkçe’den atılsa bu 15-20 bin mânâ ve deyim eder ki bu durum Türkçe’ye yapılmak istenen fe*nalığın ancak bir parçasıdır. Türkçeleşmiş 15-20 bin kelime atıldığı zaman ise mesele korkunç buudlara ulaşacaktır.



Bu çok ciddî durum karşısında çok hassas davranmak mazisini milletini Türkçeyi sevenlerin en büyük vazifesi olmalıdır.