Tefekkürün mahrem odasında sessiz fakat hummalı bir çalışmanın verdiği yorgunluktan sonra ve ilhamı coşturacak düşüncelerin sökün edip kapımıza üşüştüğü anda; muhayyilemiz aklın önüne geçmez ve mantığımız hayalin kanat çırpışlarını engellemezse fikir denen ebedî kıvılcım tutuşmuş olur.
Gerilim bir fikir ve düşünceyi aksiyon haline getiren ilk ruhi dalgalanmadır. Düşünceler gerilim ile kuvveden fiile çıkar; his ve heyecanın tayfları altında gelişir olgunlaşır ve devam eder. O bir renk cümbüşüdür; ancak hiçbir ışık oyununda ondaki ahenk yoktur.
Gerilim mazlumun kurumuş dudaklarına kondurulmuş öyle bir tebessüm busesidir ki baharın yanaklarında açan güller kokusunu ondan alır. Bu rayiha; aksiyon hamle hürriyet ve hayata can veren soluklardır.
Ruhu yücelten ve onu sonsuzda pervaz ettiren bütün ulvi duygular gerilimi arttırırken tene ait süfli arzu istek ve kaprisler de onu gevşetir ve yok ederler. Halbuki gerilimi gevşemiş ve hayat kavgasında kaçacak yer arayan fertler ve bu fertlerin meydana getirdiği milletler gevşeyen ve eksilen gerilimleriyle doğru orantılı olarak hayat sahnesinden silinir giderler. Köle bahşişlerle yaşamaya alışmış ve bütün aksiyonu başkasının muvaffakiyetini alkışlamaktan ibaret kalmış böyle bir mîlletin ise belini doğrultarak "Ben de varım!" dediği ve bir varlık gösterdiği tarihte hiç görülmemiştir. Zira onların hayal gergeflerinde yarına ait hiçbir mana dokunmamakta ve bütün hayat yaşanılandan ibaret kalmaktadır.
Ancak yeni bir gerilim ve heyecandır ki onları bulundukları hapisten kurtaracak yeniden hayat ve varlık sahnesine sürecektir..
Tarih bu mücerred fikri müşahhaslaştıran binlerce misalle doludur:
Ayağına çarık atına eğer bulamayan çöl çocuklarının kısa bir müddet sonra Bizans ve Sasani İmparatorlukları karşısında boy gösterip onlara —dinlerini terk cizye ve harp gibi— çıldırtıcı tekliflerde bulunmaları evvela bu dünyayı ikiye bölmüş imparatorluklar tarafından cüretli bir şaka kabul edilmiş; fakat karşılarında gerilmiş yay gibi bir ordu görünce hepsi şoke olmuş ve yaramaz çocuklar gibi harp meydanından sağa sola kaçışmışlardır. Bunun tek sebebi bu insanların orduyu idare eden kumandanlarından üzerine örtmeye dahi elbise bulamayan sıradan bir nefere kadar inançlarından gelen bir gerilimle hayatı istihkar edip ölüme koşmalarıdır. Ve onlar bu gerilim içinde bulundukları müddetçe hep muzaffer olmuş; zaman ve mekanın dar kalıplarım aşarak yerde ve gökte saltanat kurmuşlardır.
Roma gerilim içindeyken Cermenlerin bütün istilalarını püskürttü. Ancak durum aksine dönünce netice de aksine döndü.
Bir gün geldi ki Roma'ya kapılanın ardına kadar açıverdi. Ne çare ki Cermenler de mağrur bir fatih edasıyla girdikleri Romada dizleri üzerine çöktüler. Zira Romanın kültür ve medeniyeti gözlerini kamaştırmış tene ait duyguların galibiyeti gerilimlerini gevşetmiş ve onları kısa zaman sonra mağlup hale getirmişti. Cermenler yendikleri Roma'ya fedai olmaktan öte bir tesir icra edemediler.
Bir aşireti cihan imparatorluğu haline getiren Osmanlı gerilim halindeyken sadasındaki alev dünyayı velveleye veriyordu. Ne zaman ki o bu gerilimi kaybetti başdöndürücü bir hızla kazandığı zirveyi yine aynı hızla terketti. 19. asırda artık Osmanlı Milletlerarası platformda ölümü beklenen bir hasta adam haline getirilmişti.. Sözün burasında durup Haydar Bammat'ı dinleyelim: "İşte bu son derece acı şartlar altında Osmanlı İmparatorluğu Birinci Cihan Harbine sürüklendi; ve bu harple birlikte parçalandı. Bu durum Türk Milletinin üzerinde yuvarlandığı çukurun derinliğini gösteren bir yıldırım tesiri yaparak onların gözünü açtı.
En felaketli anlarında göğsünden eşsiz idareciler ve ülkenin her yanını istila eden güçlere karşı durabilecek cesur ve kendisini bilen inançlı ve fedakar mücahitler çıkardı. Milletimizin bütün dünyayı şaşırtan kurtuluş savaşı ve yükselişi; düştüğü çukurun zillet hayatının derinliklerinden doğmuş ve ortaya çıkmıştır.."
İkbal gerilimini kaybetmiş bir millet karşısında iki büklümdür. Eski durumlarıyla yeni vaziyetlerini şu şekilde anlatır: "Bir yer ki kekliği şahin mizaçlıdır. Oranın ahusu arslandan haraç alır. Fezasında keskin pençeli büyük gözüpek doğanlar vardır. Bunların dehşetinden kaplanlar tir tir titrer. Lakin bunlar bir merkezde toplanamadıkları için perişan bir haldedirler. Bir nizam içinde birbirini tamamlayamadıkları için dağınıktırlar; heyecanlı ateşli değillerdir. Uçuşlarında doğanların revnak ve azameti yoktur. Sülünden daha alçak uçarlar.
"Yazık o kavme ki ruhunda hayat heyecan ve kudreti yoktur. Hayatı derin ve yüksek ilhamlardan mahrumdur..."


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla