ADAM NEDİR ? NEYE DENİR ?



ADAM i. (ar. âdem). Genel olarak insan: Adam adamı yiyecek değil ya (R. N. Güntekin). || Kimse, kişi, fert, şahıs: Durumu öğrenmek için dükkâna adam yolladık, uğramamıştı henüz (Y. Z. Ortaç). Ne tuhaf adam, bize yiyecek gibi bakıyor(Güngör Dilmen). || Erkek cinsinden kimse, erkek: iki kadınla şehnişinde duran genç adam arasında bir tebessüm teati olundu (H. Z. Uşaklıgil). || Olgun, iyi yetişmiş, ahlâklı, faziletli [kimse]: Vezir olamazsın demedim, adam olamazsın dedim. || Birinin emrinde, bir yerin hizmetinde bulunan; hizmetkâr, müstahdem: Nerede bu evin adamları? || Bir şeyin ehli, ustası, bir şeyi benimseyen, sahiplenen: O, tam bu işin adamıdır. Bu davanın adamı olmak için çok uğraştı. || Herhangi bir kimse: Dert anlatmak için adam arayan bir talihsizin hali (H. R. Gürpınar). Köylü adamı kurnazdır (Kemal Tahir). || Halk dili. Erkek eş, koca: Bizim adam gurbete çıktı. || Belirsiz şahıs olarak: Adamın asabını bozuyor. Adamın geleceği varsa da gelmez.

— ÇEŞ. DEY. Adamakıllı. Bk. ADAMAKILLI. || Adam almamak, çok kalabalık olmak: Sokaklar yine adam almıyor. || Adam (insan) azmanı, tabiî ölçülerin çok üstünde gelişmiş, çok iri insan: Büyümek ne kelime, adam azmanına dönmüş. || Adam başına, her birine, her ferde: Büyük bir sahanda adam başına tek yumurta! (Y. Z. Ortaç). || Adam beğenmemek, herkeste kusur bulmayı alışkanlık edinmiş olmak: Adam beğenmezin biri oldun sen de! || Adam boyu, yaklaşık olarak normal insan boyu: Ağaçlar adam boyu büyümüş. || Adam değil cüdam, insandan sayılmaz, adam yerine koymağa değmez anlamına söylenir. || Adam değilim, olumsuz bir kararı ifade için, yemin ve tehdit anlamında söylenir: Tövbe olsun ki bir daha mahallenin süprüntüsünden başka bir işine karışırsam adam değilim (Şinasi). || Adam eti yemek, dedikodu yapmak: Keziban' la oturmuş adam eti yiyorduk (N. Ataç). || Adam etmek, yetiştirmek, iş güç sahibi etmek, hale yola koymak: Adam edeceğim diye çok uğraştı, ama boşuna. || Adam evlâdı, soylu, asil, helâl süt emmiş: Bir adam evlâdına tutulmakla adam oldum sanıyor (Oktay Rifat). || Adam gibi, insana yaraşır tarzda, efendice: Adam gibi konuş, densizliğe başlama! || Adam içine çıkmak (veya çıkamamak), yoksulluk, suçluluk utangaçlık gibi bir sebeple insanlarla karşılaşmakta tereddüt etmek: Hâdise duyulalı beri adam içine çıkamaz oldum. || Adam ister (adam isterim), bir işin herkes tarafından kolayca yapılamayacağını ifade için söylenir: Adam ister yalınız etmiye bir kavmi adam (Mehmed Akif). Adam isterim bu işin altından kalkmak için. || Adam kıtlığı, aranan, gerekli şartlara uygun kimse veya kimseler bulamama hali. || Adam kollamak. Bk. KOLLAMAK. || Adam olmak, yetişmek, mevki, itibar, şahsiyet sahibi olmak: Kendisini adam oldum sanıyor (Namık Kemal). Gurbete gitsin, adam olsun (Kemal Tahir). || Adam (insan) sarrafı. Bk. İNSAN. || Adam seçmek (kayırmak), taraf tutmak, iltimas etmek: Herkese hakkını vermeli, burada adam seçmek olmaz. (Bk. KAYİRMAK.) || Adam sen de (adam, Adaaam!), ne olursa olsun, önemi yok, umurumda değil, bana ne anlamında söylenir: Adam sen de! Görürse görsün (Ahmed Rasim). Bu gelen kuşmuş, adam sen de, size bir şey yapmaz hiç (B. Necatigil). Adam aldırma da geç git diyemem, aldırırım (Mehmed Akif). || Adam sendeci (Eşanl. NEMELAZİM), hiç bir şeyi kendine iş ve dert edinmeyen, gününü gün etmekten, kendi çıkarından ötesini düşünmeyen: Samimî, yapmacıksız ve adam sendeci sesiyle anlatmıştı (Haldun Taner). || Adam sırasına girmek, adamdan sayılır olmak, itibar kazanmak, sınıf değiştirmek: Sayenizde bizde adam sırasına gireceğiz. || Adam tanımak, insanlar hakkında bilgi ve tecrübe sahibi olmak: Biz çok yaşadık, her türlüsünden gün gördük, adam tanıdık (B. Necatigil). Tanıdığı, itibarlı tanıdığı çok olmak: Adam tanır, işin düşerse faydası dokunur. || Adama benzemek (dönmek), hak. ve mec. anlamda düzelmek, yola girmek, derlenip toplanmak: Badana bitince ev adama döndü. Ha şöyle birader, bak şimdi adama dönmüşsün! || Adamdan saymak (sayılmak), adam yerine koymak (konulmak), insan muamelesi etmek (edilmek): Beş on kuruş paramız var diye biz de kendimizi adamdan sayıyoruz (S. Ali). || Adamı olmak, bir işin ehli, ustası veya bir kimsenin hizmetinde, emrinde olmak: Açık ve çekingen bir davranışın adamı olur (M. Ş. İpşiroğlu). Tam bu işin adamıdır. Karşı tarafın adamıdır. Onlar, Ahmet beyin adamlarıdır. || Adamını bulmak (adamına düşmek), ehlini, ustasını bulmak: adamını bulursan iş kolaylaşır. Talihin yokmuş, adamına düşmemişsin.) || Adamına (adama) çatmak. Bk. ÇATMAK. || Ardına adam takmak, taraftar toplamak, peşinden birilerinin gelmesini sağlamak: Ardı sıra adam takmak ham hülyası ile... (Ahmed Rasim). || Büyük adam, dehası, eserleri, davranışları ile insanlığa yol göstermiş, çığır açmış, toplumda üstün yer tutmuş kimse: Sayılı olanlar kadar, büyük adam olmak davasında olmıyanların... (F. R. Atay). || Devlet adamı, devlet yönetiminde vazife alan siyaset adamı: Padişahın, vezirlerin, diğer devlet adamlarının camileri ve sarayları etrafında...(Yahya Kemal). || Elin adamı. Bk. EL. || Eyyam adamı, çıkarcı, dalkavuk, zemine zamana uymağı itiyat edinen kimse. || Günün adamı, yılın adamı. Bk. GÜN, YIL. || Halk adamı, halktan, gelen veya halka yakın kalmayı bilen [kimse]: Bugünkü Avrupa milletlerinin cedleri olan bu haçlı asilzadeler ve halk adamları... (Yahya Kemal). Tam bir halk adamı gibi davranmayı biliyordu, || iş adamı, iş hayatında tecrübe ve başarı kazanmış, mesleği bakımından ticaret, sanayi v.b. ile ilgili kimse. || Küçük adam, insana büyüklük kazandıran niteliklerden yoksun [kimse]: Küçük adamın biriymiş. || Salon adamı, kibar, görgülü çevrelere mensup, bu çevrelerde yadırganmayan, beğenilen [kimse].

— Huk. Adam kaldırma. Bk. KALDİRMAK. || Adam öldürme. Bk. ÖLDÜRMEK.

— Spor. Adam adama savunma, basketbol ve futbol gibi takım oyunlarında, karşı takımdan bir oyuncunun hareketlerinden sorumlu olarak, onun sayı yapmasına ve rahat oynamasına engel olma. Basketbolün başlıca savunma taktiğidir.