AFFETMEK geçi. f. Suç, kusur, kabahat, hata veya günahı bağışlamak: Git kızım, e-fendinın eteğini öp de haline acısın, kusurunu affetsin (I>ftımık Kemal). [Eskide Affetmek anlamında affeylemek de denirdi]: Beni alfeylemeğe fazl-i ilâhisi yeter (Şinasi). Affeyle eğer fuh-i cihan varsa günahım (şarkı). |l Mazur görmek, müsamaha ile karşılamak: Osmanlı tebaasının vahdetini bozmak vesveseliyle müslüman cemaat teşkilâtım ihmal etmek, atfedilmez bir saffet olur (Yahya Kemal). Senin o affetmez kanunlarından hiçbir korku duymasam (Peyamî Safa). || Dahil etmemek, müstesna tutmak: Onlar çalışacak, seni yalnız bugünlük affediyorum. || Bir işten veya vazifeden çıkarmak, azletmek: Kore savası sırasında Truman, aralarındaki anlaşmazlık sebebiyle MacArıhuı'u başkumandanlıktan atfetmişti,
— ÇEŞ. DEY. Affedersiniz! (Af buyrun!), birinin sözünü keserken, karşısmdakınden farklı bir fikir söylerken, muhatabına bir rahatsızlık vereceği zaman v.b. hallerde kullanılan nezaket sözü: Yeriniz elverişli, af buyrun, hanı bazen gelip giden olur tabii (B. Necatigil). Affedersiniz ama, Büyükada'-da da eşeğe binilir. \\ Affetmişsin sen onu!, hiç de öyle değil, yanılıyorsun, anlamında kullanılır: Affetmişsin sen onu, kim demiş bedava diye.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla