ALÂ sıf. (ar. âli, yüce'den âlâ). Daha yüksek, en yüksek, yüce: Türk milletinin cedd-i âlâsı olan Türk namındaki insan (Atatürk). || Mükemmel: Allah büyüktür, size benden âlâsını verir. (N. Kemal.) || Güzel, nefis; Âlâ vişneli dondurma (Ali Bey). || iyi, uygun: Son bir teşebbüste bulunacağım. Resmî bir muallimlik bulursam âlâ. Olmazsa ne çare! (R. N. Güntekin). || ünlem. Peki, kabul, iyi: Haritaları olduğu gibi bırakayım, âlâ... Fakat misafiri hangi suratla görmeğe gideyim? (R. N. Güntekin). || Zf. Daha iyi; Bu göz göre intiharı yazanlardan âlâ okuyanlar büiyor. (Y. K. Beyatlı).

— ÇEŞ. DEY. Âlânın âlâsı, çok iyi, hepsinden iyi. || Aliyül âlâ, en yüksek derecede. Esk. âlânın âlâsı. Diplomalardaki en yüksek derece.