Alâkadar i. İlgisi, münasebeti olan: Kimsenin hiçbir şeyi ile alâkadar değilim. (R. N. Güntekin). || Bir meselede söz hakkına sahip kimse.

— ÇEŞ. DEY. Alâkadar etmek, ilgilendirmek, meşgul etmek: Facia Müjgân'la Kâmran'ı da alâkadar etmiş görünüyordu (R. N. Güntekin). Ait olmak: Seni alâkadar etmeyen işe karışma. || Alâkadar olmak, yakınlık göstermek, ilgilenmek, hissî bağ kurmak: ... hele benimle göze çarpacak derecede alâkadar oluşu beni mestetti (C. S. Tarancı).