ALAY i. Ses tonu, söz, jest, mimik veya başka vasıtalarla, bir şahıs, bir fikir veya bir toplumla eğlenme, istihza etme: Kâmrariın bu tavrı, bu sözleri muhakkak alaydı (R. N. Güntekin). Ve Samim'in bu alayları, Ahmet Kerim'in öfkesi, kızgınlığı artıyordu (Y. K. Karaosmanoğlu). || Hafife alma, küçümseme: Bugünkü fıkracının, karikatürcünün harp ile alayı akılsızlığından geliyor (N. Ataç). || Şaka, latife: Bu gibi yeni mübaheselere alay yakışmaz (Ahmed Rasim).
— ÇEŞ. DEY. Alay etmek, bir şeyin gülünç yönlerini ortaya koymak, onunla eğlenmek: Alay etmek, sonra da isi tatlıya bağlamak... iste Nasreddin Hoca'nın yaptığı budur (R. H. Karay). Şaka etmek: O hep gülümseyen, alay eden adanı, duygulu bir adamdır (N. Ataç). Hakir görmek, küçümsemek: Yüzsüzlüğü o derece ileri vardırmış ki, bir memleketin örf ve âdeti, ırz ve iffeti ile alay etmiş (R. N. Güntekin). || Alay geçmek. Tekiz: Gülümserken dudaklarını kısarak hafif bir alay geçti (R. N. Güntekin). || Alay geçirmek, birinin söylediklerini dinler gibi görünüp, başka şeyler düşünmek. || Alay gibi gelmek, inanılmaz gibi görünmek, şaka zannedilmek. || Alaya almak (alınmak), biriyle eğlenmek, istihza etmek: Hoca Efendi hiddetle gezlerini açarak mebusa bakıyor, mebus dudaklarını bükerek hocayı alaya alıyordu (R. N. Güntekin). || [Esin] Alayında olmak, bir işi ciddî olarak telakki etmemek: Sen iğin alaymdasın Erol (Behçet Necatigil).
— Ed. Alay. Bk. İRONİ, Hiciv.
— Fels. Alay. Bk. İRONİ, ÎSTİHZA.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla