ALAZLAMAK geçi. f. Aleve tutmak, alevde kızartmak. || Kızgın demirle dağlamak. || — Mec. Mihnet çektirerek olgunlaştırmak: Bildiğimiz, devasız bir sevdanın Galip dede'yi alazlaya alazlaya Galip Dede ettiğidir (N. Araz).

— Ask. Ağızotu ile alazlamak, barut hakkını koymadan önce, topun veya tüfeğin namlu içini kurutmak maksadıyle bir ağızotu ne ateş etmek. (Kara barut kullanıldığı zamanlar, atışa başlamadan önce silâhın namlusunu ağızotu ile alazlamak gerekli idi. Bu kaide selâmlama atışlarında uygulanırdı; buna göre 20 veya 100 nizamî atımdan önce toplar ağızotu ile bir defa alazlahırdı. 21 veya 101 pare top atılması deti, eski devirlerde ağızotu ile yapılan alazlamadan kalmadır.)

— Mutf. Alazlamak, yolunduktan sonra kalan tüy veya kılları yok etmek için alevde hafifçe yakmak: Bir tavuğu, bir karacayı alazlamak. || Kızartılan bir parça üzerine birkaç damla erimiş iç yağı damlatmak ve yakmak: Horozu, süt domuzunu alazlamak.