ALÇAK sıf. (esk. türk. alt veya af dan). Yere yakın, yerden uzaklığı az olan, yüksek olmayan: Alçak bir duvarla ayrılmış komşu bahçede, kapısı açık ahırın siyah çatısına dayanmış tahtalar rüzgârla devrildi (ö. Seyfeddin). Bir sıçrayışta bağın kenarındaki alçak çitin üzerinden astım (R. N. Güntekin). || Basık, kısa: Alçak ökçeli sarı potinlerinin üstünde yere basmıyormuscasına bir sekişle yürüyordu (H. Z. Uşaklıgil). || [Boy için], Kısa: Alçak boylu adam. || —Mec. Tabiatı kötü, ahlâkı bozuk kimse: Biri kardeşiniz, diğeri damadınız olan şu alçak, hilekâr heriflere karşı kendimi müdafaa tenezzülünde bulunmayacağım (H. R. Gürpınar). || i. Aşağı, yüksek olmayan yer: Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi? (Halk türküsü). || —Mec. Aşağılık kimse, nâmert: Alçaklar; bir adama otuz silâhı birden çekiyorlar (N. Kemal). Bizi heyete müzevirleyen bir alçak değil mi (Kemal Tahir).

— ÇEŞ. DEY. Alçak gönüllü, mütevazı, kibirsiz: Madem ki fakiriz, alçak gönüllü olmayı da bilmeliyiz (H. R. Gürpınar). Alçak gönüllüdür Sadiyem / Hem maşa satar hem göbek atar (B. R. Eyüboğlu). Mevkiini ve şahsî değerini olduğundan aşağı gösteren, küçük şeylerle yetinen. || Alçak gönüllülük (göstermek), kibirsiz davranmak, büyüklük taslamamak: ölünceye kadar her saati sorana alçak gönüllülükle vakti söyledi (Yaşar Kemal). || Alçak ses, zor işitilecek kadar hafif ses, pes ses: Alçak sesle Tevfik'in başına gelenleri anlatmağa başladı (H. E. Adıvar). İşitilmeyecek kadar alçak, perişan bir sesle dedim ki... (Y. K. Karaosmanoğlu). || Alçaktan (aşağıdan) almak, sinirli veya öfkeli biriyle anlaşma imkânlarını ortadan kaldıracak şekilde konuşmamak, teskin edici bir ton kullanmak: Ben ondan da ağır bastığımı hissettirmek için alçaktan alıyormuş gibi cevap veririm (O. V. Kanık). || Alçaktan görüşmek. Esk. Kibir etmemek, tevazu göstermek.

— Astron. Esk. Alçak, güneş, ay ve yıldızlara nispetle yeryüzü. Eskiler dünyayı kainattaki diğer kürelere göre en aşağıda bir zemin gibi tasavvur ettikleri için yeryüzüne bu sıfatı vermişlerdi.

— Denizc. Alçak tekne, su hattı üstünde kalan kısmı yüksek olmayan tekne.

— Elektr. Alçak gerilim, kıymeti az olan potansiyel farkı (genel olarak yüksek gerilim'in karşıtıdır). || Alçak frekans, işitilebilir sesler düzeyinde bulunan frekans.

— Heyk. Alçak kabartma, hafif tümsek hatlarla işlenmiş olan kabartma. Yüksek kabartmaya nazaran derinlik ve gölge-ışık kompozisyonu daha zayıftır. Bk. ANSİKL.

— Kuşç. Alçak uçuş, bazı kuşların az yüksekten, yere yakın uçuşu (aladoğan).

— Matbaac. Alçak takım, kalın çinkolu tire klişelerde kullanılan takım.

— Spor. Alçak top sürme, basketbolde bir oyuncunun topu yerden" çok az bir yükseklikte zıplatarak götürmesi.

— ANSİKL. Heyk. Eski önasyada dinî veya sivil yapıların dekorasyonunda kullanılan birçok alçak kabartma bulundu. Sümer sanatı taştan yana fakir olmakla beraber, Sümerliler bu tekniğin ilkelerini tespit etmişlerdi, öbür ülkeler, topraklarının imkânlarına göre, çeşitli kabartmalarını kayalık yüzeylere (Hititler gibi) veya yapıların duvar eteğim meydana getiren ortostatlara (Asurlular ve Akamanışlı Persler gibi) yapıyorlardı. Mısırlılar en eski çağlarında çeşitli tapınak, dikilitaş ve kapı kulelerini alçak kabartmalarla süsledıler. Yunanlılar bu tarzı metopları frizler, sütun kaideleri için kullandılar (Parthenon'un frizleri hu çeşit eserlerin en ünlüleri arasındadır [Athena bayramı]). Romalıların anıtlarında ise alçak kabartma lüzumundan fazla kullanılmıştır (Titus ve Constanthıus takı. Trajanus sütunu) IV. yy.da bu sanat gerilemeğe başlar (hıristiyan lahitleri). Ortaçağda ise önemli gelişmeler gösterir (kilise ana kapıları, sütun ve başlıkları, frizler v.b.). Rönesans bu geleneği devam ettirir. XVI. yy. fransız heykeltraşları, alçak kabartmaya alçak yontu adını verdiler; XVII. yy.da ressamlar Flandre bölgesiyle Hollanda'dan gelen sahte alçak. kabartma denen göz aldatıcı, yapmacık resimler üzerinde uğraştılar. Alçak kabartma XVIII. yy.da kuyumculukta, tahta ve fildişi heykelciliğinde, çilingir ve seramik sanatında görülür. Clodion, salon, yemek odası, duvar, kapı üstleri veya şömine davlumbazları için nefis alçak kabartmalar yonttu. XV. yy. dan XVII. yy. a kadar mobilyaların üstleri bile alçak kabartmalarla kaplandı. Daha sonra mimarîde olduğu gibi süsleme sanatlarında da alçak kabartmaya olan düşkünlük azaldı.