ALDANMAK dönşl. f. (esk. türk. al, hile'den al-da-n-mak). Hataya düşmek, yanılmak, bir şeyi başka bir şey sanmak: Aldanıyorsunuz, gelen Ahmet değil, ağabeyidir. || Bir hileye, bir yalana kanmak; görünüşe göre yanlış hüküm vermek: Komşu, bu riyakâr nedamete ve sesimdeki titreyişe aldandı, yumuşadı (R. N. Güntekin). || Hayal kırıklığına uğramak: Birbirlerine inanmış olanlar aldanmış olduklarını acı acı anlamışlardı (N. Ataç). || Oyuna gelmek, inanmak: Farz-edelim ki bu yalana efkâr-ı umumiye şimdilik aldandı... (Yahya Kemal). || Avunmak, oyalanmak: Ben bu gözlerle mükedder âciz Sana baktıkça teselli bulurum, aldanırım (Teyfik Fikret). || [Bitkiler için] Havanın vakitsiz ısınması sonucu çiçek açmak.

— DEY. (Eğer) Aldanmıyorsam, bir söze baş larken önceden bir yanılma payını kabul için kullanılır: Eğer aldanmıyorsam yakında gene görüşeceğiz.