ALDATMAK geçi. f. Hataya sevketmek, yanıltmak: Kendimiz aldatmayalım, düşünceye öyle büyük değer verdiğimiz yoktur (N. Ataç). || Yalan söylemek: Hiç param yok diye onu aldattım. || Alışverişte hile yapmak, kötü veya ucuz bir malı, iyi diye veya pahalı satmak. || iğfal etmek, baştan çıkarmak: Zavallı kızı aldatmış sonra da ortalıkta bırakıvermis. || [Evlilikte] İhanet etmek: Karısını aldattığını bilmeyen kalmadı. || Avutmak, oyalamak: Çocuğu oyuncaklarla aldattım. || Lâdes oyununda taraflardan birine bir şey vererek oyunu kazanmak.

— ÇEŞ. DEY. Kendini aldatmak, olmayacak bir şeye kendini inandırarak oyalanmak, teselli bulmak: Kocam bir gün gelecek diye kendini aldatıyor. || Nefsini aldatmak, açlık v.b. ihtiyaçlarını geçici tedbirlerle gidermek.

— Dil bil. Türkçe al (hile), isim kökünden aldamak> alda-t-mak, şekil bakımından ettirgen fiil olmakla beraber kullanışta sadece geçişli fiil anlamı ifade eder.

— Huk. Aldatma. Bk. HİLE.

— Spor. Aldatma, basketbolda bir oyuncunun karşı takım oyuncusunu belirli bir hareketi yapacakmış gibi aldatarak başka bir hareketi yapması, tngilizce karşılığı «fake» de kullanılır.