ALDIRMAK ettrg. f. Alma işini başkasına yaptırmak: İstanbul'a bizim çavuşu gönderip bir kaç parça şey aldırmak istiyoruz (M. Ş. Esendal). || Bir yerden bir yere getirmek, nakletmek: Çocuğu Erzurum'dan İstanbul'a aldırdım. || Vücutta işe yaramaz ve zararlı hale gelen bir organı veya bir fazlalığı operasyonla çıkartmak: bademcik aldırmak, ur aldırmak, diş aldırmak. || Bir yere kabul ettirmek: İşe aldırmaktan vazgeçti (O. Kemal). || Elindekini kaptırmak, kaybetmek: Yavrusunu aldıran kuşlar / Yuvasına döner gelir (Karacaoğlan). Elimden aldırdım gül yüzlü yari / Ben bir daha buldum ellere nisbet (Emrah). || Sığdırmak: Bu kadar zahireyi şu ambara nasıl aldıracaksın (Ş. Sami).||—Mec. önem vermek, değer vermek, ilgi göstermek, mühimsemek, üstünde durmak: Fakat aldıran, utanan, sıkılan kim? (H. R. Gürpınar). [Ekseriya olumsuz şekli kullanılır.]
— ÇEŞ. DEY. Çocuk aldırmak, kürtaj yaptırmak. || Gönül aldırmak. Esk. Âşık olmak, tutulmak, gönül vermek: Sen ne canın mestisin aya kemin hayranısın / Kendin aldırdın gönül, n'oldun ne hâl olmuş sana (Nedim). || Meyil aldırmak, gönül vermek, alâka duymak: Yine bir dilbere meyil aldırdım (Köroğlu). || Nefes aldırmak, rahat bırakmak, dinlendirmek: Seyahate gönder, biraz nefes aldır. || Soluk aldırmak. Eşanl. *NEFES aldırmak.
— Avc. Kuşa av yakalatmak, tutturmak.
— Müz. Çalmağa, söylemeğe başlamak: Çalgıcılar kestiler, ısmarlayacak bir hava bilmediği için: —Aldır bakalım dedi inceden ince (M. ,Ş. Esendal). «Horozun kuyruğu güdük», diye başlar başlamaz, Pembe de azıcık kısık sesiyle hep bir ağızdan aldırdı (H. E. Adıvar).


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla