Aldırmamak f. Değer ve önem vermemek: Fakat Kâmran bu yalvarışıma aldırmadı (R. N. Güntekin). Büyük Efruz Bey hattâ hakarete, gareze de aldırmıyordu (ö. Seyfeddin). || Tınmamak: ...bir türbeye şapkalı Gâvurlar giriyor da siz Müslümanlar aldırmadan bakıyorsunuz (ö. Seyfeddin). Kim aldatmış bu kadar insanı / Ki kimsecikler aldırmıyor ölüme (F. H. Dağlarca). || Dikkat etmemek: Üstüne başına hiç aldırmayacaksın pehlivan (N. F. Kısakürek).

— ÇEŞ. DEY. Aldırma! «Değer verme, üzülme, bildiğin gibi hareket et» mânâlarında kullanılır: Aldırmu soz olur diye / Tak. takıştır / Sür sürüştür (O. V. Kanık). Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; /Aldırma, böyle gelmiş bu dünya böyle gider! (N. F. Kısakürek).