ALFABE i. (yunan alfabesinin iki harfi olan alfa ve beta'dan). Bir dilin yazıya aktarılmasına yarayan yazı işaretleri sistemi. (Bk. ANSİKL.) || Bu yazı işaretlerinin, uzlaşmaya dayanan bir düzene göre dizilmesinden meydana gelen sıra. || Bu yazı işaretlerine verilen adlarla elde edilen sıra: Alfabeyi saymak. || Çocukların harfleri ve harflerin bir araya getirilmesini öğrenmeleri için hazırlanmış küçük kitap: Kendisi bile eski bir alfabe bulmuş arasıra heceliyor... (R. N. Gün-tekin). || Teşm. yol. Temel bilgilerin özeti: Namusun alfabesi hakkı tanımaktan baslar (H. R. Gürpınar).
— İstat. Alfabeli-numaralı, hem alfabenin harflerinin dizisine, hem de sayıların dizisine göre yapılmış sınıflandırma için kullanılır,
— Leng. üretici gramerde, bir dilin unsurlarını gösteren, sayıca sınırlı semboller bütünü. || Alfabe sistemi, ideografi veya hece sistemlerinden ayrı olarak, bir alfabeye dayanan yazı sistemi. || Yardımcı Alfabe, bilimsel olmayan semboller (yani kategori gösteren semboller) bütünü, [örnek: Ahmet, çocuk, ye—, «Emir» bitimsel sentagmatik alfabeye girer; İ («isim»), İS («isim sentagması»), C («cümle») ise yardımcı alfabeye girer.] || Bilimsel alfabe, bir dilin bitimsel unsurlarını (incelenen düzeye göre, morfemler, oluşturucular fonemler* v.b.) gösteren semboller bütünü.
— Matbaac. Çelik, demir veya küçük bakır levhalardan yapılmış pullar. Bunların bir kısmında kabartma, bir kısmında oyma olarak alfabenin bütün harfleri bulunur.
— Müz. Bir müzik dizisindeki sesleri alfabedeki harflerle yazma sistemi (Bk. ANSİKL).
— Telekom. Telgraf alfabesi, Mors alfabesi, Beş unsurlu alfabe. Bk. KOD, ŞİFRE.
— ANSİKL. Alfabe'nin icadı uzun bir evrimin sonucudur ve sözün basit seslere ayrılması olarak tarif edebileceğimiz çok önemli bir buluşun varabileceği en son ve üstün düzendir. Düşünce yazısının (ideografi) kullanılması, işaretlere kelimelerin anlamlarından ayrı olarak basil başına fonetik bir değer sağlıyordu; fakat bu yeterli değildi. Telaffuzu çözümlemek ve unsurlarını temel ses sayılabilecek az sayıda birkaç unsura varıncaya kadar ayıklamak gerekiyordu. Bu çözümleme ve sadeleştirmeyi Fenikelilerin yaptığı, dünyada kullanılan bütün alfabelerin örneğini de onların hazırladığı söylenir; icat etmemiş olsalar bile, alfabeyi onların yaydığı muhakkaktır, önceleri yalnızca ünsüzler belirtilir, hecenin ünlü kısmı hiç hesaba katılmazdı. Yani yazı hece hece bölünür, her işaret bir heceyi ve o hecenin yalnız ünsüz harfini gösterirdi. Bu usul bütün diller için geçerli değildi. Bundan, yalnız ünsüz sayısı az olan dillerde ve özellikle ünlü tınısının, kelimenin cümlede oynadığı rol ile önceden belirlendiği dillerde faydalanılırdı. Eski sami dillerinde ve mısır dilinde durum buydu. Hece yazısı yayıldıkça, bu yazıyı ünlülerin de belirtilmesini mümkün kılacak şekilde düzeltmek gerekti. Bu gelişme önce işaretlerin çoğaltılmasıyle gerçekleştirildi. İşaretlerin her biri, bir ünsüz ve bir ünlüden meydana gelen bir heceyi gösteriyordu (bazen önce ünsüz sonra ünlü, bazen önce ünlü sonra ünsüz, bazen de iki ünsüz arasında bir ünlü). Asur-Babil çivi yazısı bu şekilde meydana germişti. Hece sisteminde 500'den biraz fazla işaret yer alır. Kıbrıs hece sistemi de bu durumdadır. Yerli lisanı yazmak üzere I. binyılın başlarında icat edilen Kıbrıs yazısı, bir yunan lehçesini yazmada kullanıldı ve önemli eksikliklerine rağmen, M.ö. III. yy. in ilk yarısına kadar hiç değişmedi. Bu alfabede de aşağı yukarı 55 işaret vardır. Diğer bir usul de, her hece işaretine bir ünsüz harf değeri vermekti. Bu işarete, bir de ondan ayrılamayan bir ünlü harf ekleniyordu: siyam dilindeki o harfi ile hint yazılarındaki a gibi. Diğer ünlüler ünsüz harfe eklenen değişik işaretlerle gösterilirdi. Bu yazılara örnek Hindistan'daki Brahmi (M.ö. III. yy. ortalarından beri bilinmektedir) ve özellikle XIX. yy. da yaygın olarak kullanılan Nagasi'dir. Her ikisi de kesinlikleri ve mantıkî yapıları bakımından birer hârikadır. Bununla beraber en sağlam yol, her ünlü için herhangi bir durumdaki ünsüze eklenebilecek bir işaret bulmaktı. Buna yunan alfabesinin daha ilk devirlerinde rastlanır. Bu alfabede ünlü olarak, eski samî hece sisteminde bulunan ve Yunancaya girmeyen işaretler kullanıldı. Fenike tesirine başka yerlerde de rastlanır. Ras Samra'da (eski Ugarit) yapılan kazılar, Fenike asıllı bir hece sisteminin kullanıldığını ortaya koymuştur. Çivi yazısı buna adapte edilmişti. Bilinen en eski hece sistemi budur (M.ö. XIV. yy.).
Aynı usulü Persler de uyguladı; Dara zamanında Fenikelilerden esinlenerek yaptıkları alfabede çivi yazısından da faydalandılar. Alfabenin yayılması, genel ve çok önemli bir olaydır. Fakat bu yayılmanın sık sık durakladığını ve ancak dikkatli ve titiz bilginlerin sürekli çabasıyle geliştiği de unutulmamalıdır. Bir alfabeyle başka bir dili yazmanın iki türlü zorluğu vardı: dildeki bazı sesler yeni alfabede yer almadığı gibi alfabedeki bazı seslerin de bu dilde yeri yoktu. Bu bakımdan, bazen giderilmesi gereken aşırılıklar ve eksiklikler oluyordu; bu durum, bazı yunan sitelerinde gelişen mahallî alfabelerde ve özellikle Yunancadan türeme alfabelerde görülür: etrüsk italik alfabesi (latin alfabesinin kaynağı), daha sonra, IV. yy. da Ulfilas'ın icat ettiği gotik alfabe, V. yy. da doğan ermeni alfabesi, IX. yy.da Kyrillos ve Tehodios'un buldukları eski Slav alfabesi gibi. Eski Pers çivi yazısında olduğu gibi, latin alfabesinin de çok değişik bir yazı için kullanıldığı oldu. Latin gramercilerinin öğretimine dayanan İrlanda, M.ö. V. yy. a doğru tamamıyle yerli bir usul kullanarak ogham sistemi denen alfabeyi yaptı. Burada alfabenin çeşitli ülkelerdeki bütün gelişmelerini takip etmek, bütün alfabe çeşitlerini sıralamak, üstelik imlâ değişikliklerini de belirtmek imkânsızdır. Fakat yine de şöyle bir sonuca varabiliriz: dilin bütün seslerini aşağı yukarı doğru olarak yansıtan imlâlar vardır; ama tam manasıyle eksiksiz sayılabilecek bir imlâ yoktur. Böyle mükemmel bir imlâ gerçekleşse bile, dilin evrimine uyabilmesi için üzerinde sürekli olarak çalışmak gerekir. Zira diller, insan kurumlarının sürekli gelişmesine bağlı olarak durmadan değinir.
— Müz. Eski Yunanlılar diatonik, kromatik, anarmonik denilen müzik türlerini kesinlikle belirtebilmek için alfabeye dayanan bir notalama sistemi bulmuşlardı. Martianus Capella ve Boece (VI. yüzyıl) tarafından bilinen bu notalama sisteminden isidor de Sevilla'nın haberi olmadığı anlaşılıyor (VII.yy.). Boece veya yorumcularından biri tektel (monocordo) üzerinde çıkarılan sesleri adlandırmak için alfabe harflerini kullandı. Ortaçağ keşişleri bu usule uyarak org borularını ve diatonik dizinin notlarını latin alfabesi harfleriyle belirtmeğe devam ettiler. İlk düzene göre A harfi bizim ut (do) notasını gösteriyordu, ama X. yüzyıldan itibaren Odon de Cluny'nin eserinde A harfinin la notasını belirttiği görülür. Gui d 'Arezzo'dan itibaren (XI. yy.), harfler yerlerini yavaş yavaş porte'ye konan işaretlere bıraktılar: ut, re, mi v.b. bildiğimiz notalar kullanılmağa başlandı, ama alfabe harfleri tamamen kaybolmadı: bazen çizgisiz nömler' le beraber bu nömlelerin açıklanmasında kullanıldı, bir süre de «notaların» yerine portelere yazıldı (XI. yy. dan XIV. yy. a kadar), daha sonra org tablatura'larında görüldü (XIV. ve sonraki yüzyıllar); nihayet bunlar, Germen ve İngiliz ülkelerinde günümüzün müzik dizisindeki notalara adlarını verdi.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla