ALIKOYMAK veya ALAKOYMAK blş. f. Bir süre için yanında tutmak, gitmesine engel olmak: ...Ahmet Kerim'i Damat posanın yanında bir parça daha alıkoydu (Y. K. Karaosmanoğlu). Biz senin paranı aldık ama, kızı sana vermedik, onu da kendimize alıkoyduk (S. Ali). || Tutmak durdurmak: Sizi zorla mürebbiyelik hizmetinde alıkoyamam, ancak rica ederim (H. R. Gürpınar). Yatı hareketten alıkoyan mani ay i aramağa koyuldular (Yahya Kemal). || Geri bırakmak, ilerlemesine engel olmak: Terakki yolunda ilerlemekte bulunan medenî milletlerden Türkiye'yi alıkoymuş olan mevaninin ortadan kalktığını... (Atatürk). || Bir şeyi üzerine mal etmek: ... bu kadın izdivaç münasebetlerinde vazifeleri değiştirmiş kocalık sıfatını kendisine alıkoymuş idi (H. Z. Uşaklıgil). || Tutuklamak, kanun zoru ile tutmak. || Ayırmak, uzaklaştırmak: Fakat bu, onu karısına hak vermekten alıkoyamadı (S. Ali).
— Huk. Alıkoymak, zorla, korkutarak, aldatarak, şehvet hissi veya evlenme maksadıyle reşit olmayan kimsenin bir yerde alıkonulması. (Türk Cz. Kn. md. 430. a göre bu hallerde 5 yıldan 10 yıla kadar, mağdurun rızası halinde 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilir, Alıkonanla sanık evlenirse, dava veya verilmiş ceza tecil edilir (ertelenir). || Alıkoma hakkı.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla