ALIN i. [insanda] Başta, saçların başladığı yerle kaş çıkıntısı ve şakaklar arasındaki kısım: Alnında halka halkadır aşüfte kâkülü (Yahya Kemal). Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor (Mehmed Akif). || [Memelilerde] Kafanın tepesi ile gözler arasındaki üst kısım. || [Kuşlarda] Gagadan başın tepesine kadar uzanan kısım. || [Kabuklularda] Başın ön kısmı göğüs kabuğu şeklinde devam etmiyorsa, bu kısım ile gözler arasındaki mesafe. || [Böceklerde] Ağız, gözler ve başın arka kısmı arasındaki ön üst kısım. || On taraf, cephe: Binanın alnı.
— ÇEŞ. DEY. Alın açmak, her aşağılık hareketi kolayca kabullenmek: Her zillete alın açtıktan sonra... kime ne demeğe hakkımız olabilir? (H. R. Gürpınar). || Alın çatısı, iki kaşın ortası: Ve parmağıyle alnının çatısını işaret ediyordu (R. H. Karay). || Alın teri, gayret, emek, güçlü çalışma: Emredilen ekmeği akşamları / Alın terlerimiz getirecektir (B. Necatigil). || Alın teri dökmek, emek vermek, zahmetli, meşakkatli bir iş görmek. || [Bir şeyden] Alnı açık çıkmak, bir işi gayretle namusluca başarmak: Bununla beraber oğlan bu isten alnı açık çıkarsa Eyüp Sultana kurban kesecekti (H. E. Adıvar). Çıktık açık alınla (X. yıl marşı). || Alnı açık yüzü ak (pak) olmak, namuslu ve masum olmak, utanacak şeyi bulunmamak: Ben senin evine anamın babamın kucağından alnım açık, yüzüm pâk geldim (Musahipzade Celâl). || Alnı davul derisi. Argo. Hayâsız, edebsiz, utanmaz. || Alnı secdeden kalkmayan, çok ibadet eden. || Alnını karışlamak, başkasını küçümseyerek, ona meydan okumak: Bu isi yapanın alnını karışlarım. || Alnına yapıştırmak, bir kimseyi, herkese fena bir sıfatla tanıtmak: Bir kulunun müminliği veya imansızlığı yalnız Tanrısının hükmüne bağlı iken, taassup ve şeriatçılık, dinsizliği bir damga gibi rastgelenin alnına yapıştırmaktadır (F. R. Atay). || Alnından öpmek, beğenmek, takdir etmek: Alnından öptü fahr ederek / Fahr-ı kâinat (Yahya Kemal). || Alnından ter boşanmak, fazla yorulmak, terleyip hak kazanmak: Bu hürriyet; bu hak sizden bugün aheng-i sa'y ister / Değil üç dört alından, hep alınlardan bosansın ter (Mehmed Akif). || Alnını çatmak, kaslarını çatarak hiddetli hiddetli bakmak: Fezada alnını çatmış bu sermedi ehram! (Mehmed Akif). || Alnının (ar) damarı çatlamış, yüzsüz, hayâsız, utanma duygusu kalmamış olan. || Alnının teriyle kazanmak, bir parayı kendi emeğiyle, hakkıyle namusuyle elde etmek: Hayatını alnını teriyle kazanan, yirmi yıllık geçmişi yalnız kahırla dolu bir türk köylüsü (O. Veli). || Güneşin alnında, güneşte, güneşin altında, sıcakta.
— Anat. Alın kası, alnın derisi altında bulunan deri kaslarından biridir: arkada galea aponevrozundan başlar, önde kaslara kadar uzar. Bk. ANSÎKL. || Alın kemiği, kafa tasının ön tarafında bulunan tek ve bakışık orta kemik. (İki kısma ayrılır: dikey olanı kafa kubbesinin bir parçasıdır, yan kemikler ve sfenoid'in büyük kanatları ile eklemlenir; öteki yataycjır, burun boşlukları ile göz çukurlarının bir parçasıdır.) || Alın siniri, üçüz sinirin bir dalı olan Willis göz sinirinin bir uç dalıdır. (Sinus cavernosus içinde doğar, göz çukurunun üst kısmından geçer, sonra da iki dala ayrılır: iç alın siniri ve dış alın siniri. İkisi de alın, üst göz kapağı ve burun kökü derisine dağılan iplikler verir.)
— Arkeol. Bir sunağın tepeliğinden sarkan süs.
— Falcılık. Alırı falı, çizgilere, özellikle de alın çizgilerine bakarak bir kimsenin karakteri hakkında bilgi edinme.
— Folk. Alın çatkısı, başağrısını dindirmek için alna bağlanan mendil: Karsı taraftaki evlerden birinin kafesi kalkarak saatçi Rakım Efendinin hastalıklı karısının sapsarı ve alnı çatkılı bası göründü (S. Ali). || Alna bağlanan ve saçları tutmağa yarayan bağ veya band. Gisûbend ve kaşbastı da denilirdi.
— Mad. oc. Bir ayak veya bacada cevher veya kömürün kazıldığı yer. || Kazı yapan işçilerin çalıştığı mahal.
— Mat. Alın doğrusu, alın düzlemi, düşey izdüşüm düzlemine paralel olan doğru, düzlem.
— Vet. Alnı akıtmalı. || Alnında beyaz eser, atların alnındaki ince, beyaz kıl çizgi. || Alnında beyaz nişane, beyaz kıl çizginin kalını. || Alnında kartopu, beyaz nişane'nin yuvarlağı.
— ANSÎKL. Anat. İnsan alnının yüzeyi, ortası hafifçe çökük, dışbükey bir yüzeydir, üst üste yerleşmiş üç düzlemden meydana gelir. Bunlar, içten dışa doğru şöyle sıralanır: alın kemiğinin dik parçası, alın kası ve buna yapışık olan deri.
Alın derisinin üst kısmı kıllarla örtülüdür; çıplak kısmı, özellikle yaşlılıkta, az veya çok derin, uzunlamasına kırışıklıklarla kaplıdır.
Alnın genel şekli, geniş ve kubbeli veya dar, alçak ve yayvan oluşuna göre yüze özel bir görünüm verir.
Alın kası ve etrafındaki deri kaslarının büzülmesi çeşitli duyguları ifade eden alın hareketlerine ve mimiklerine yol açar. Alın, baş ağrılarının oturduğu yer olabilir.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla