ALINLIK i. Mim. Bir yapının giriş kısmının üstünde bulunan üçgen veya bazen yarı değirmi süsleme. Bk. ANSİKL.|| tablası, bir alınlığın iki eğik kenarıyle alttaki yatay kaidesi arasındaki üçgen kısım. Çoğunlukla kabartma resimlerle süslenirdi.

— Binic. Atların burunları üzerine başlarını korumak için takılan zırh: Yeşim taşından alınlığı küheylan atlarımın (S. Batu). [Alınlıktan başka, hayvanların göğüslerine boyunluk takılır ye sağrısı üzerine sağrı zırhı denen zırh geçirilirdi.]

— Folk. Kadınların alınlarına taktıkları mücevherlerle süslü zincir: Yörük töresinde, kadının alınlığındaki tek altın, henüz bir çocuğunu gösterir (N. Araz).

— Mobl. Bir koltuk, ya da kanepede oturma yeri ile kol arasındaki boşluğu dolduran kumaş. || Döşemede arkalığın kabarık kısmı.

— Tar. Esk. Zırhın alnı örten kısmı. || Alınlık cenderesi. Esk. Alnı bir âletle sıkıştıran, ipten yapılmış ye üstünde düğümler bulunan bir işkence âleti.

— ANSİKL. Mim. Yunan tapınaklarında dam akıntısının ön ve arka cephelerle vücuda getirdiği üçgen şeklindeki kısımları örten kalkan duvarlar, kartala benzediği için Eski Yunancada bunlara «aktos» denirdi. Rönesans ve sonraki mimarî devirlerde çeşitli şekiller almış ve özellikle cephe süslemesinde pencereler etrafında kullanılmıştır. Çeşitli şekillerine göre, basık alınlık, düz tepeli alınlık, çifte alınlık, eteksiz alınlık, eğrili alınlık, halkalı alınlık, kesik alınlık, kırma alınlık, kıvrımlı alınlık, üçgen alınlık, yuvarlak alınlık gibi adlar alır. Bütün yunan heykelciliği bu alınlıkların çerçevesinde gelişmiş, bu yüzden de bir takım katı zorunluklara uymuştur: alınlık kenarları eğik olduğu için kompozisyondun piramit biçiminde tasarlanması, orta eksen'e ayakta duran bir tanrının yerleştirilmesi gibi. En tanınmış yunan alınlıkları, Korfu'daki Artemis tapınağında (M.ö. 580), Hekatonpedon'da (570. sonra 520), Aigina'da (490-480), Olympos'da (470-455), Parthenon'da ve Delphoi hazinelerindedir.

Etrüsk tapmaklarında, alınlık çıkıntı halindedir; buna karşılık, hafif olması gereken plastik süsleme pişmiş topraktan yapılır. Roma'da, alınlığın tepesindeki açı oldukça dardır ve damın eğiklik derecesine bağlı değildir. Ortaçağ'da, alınlığın yerini kalkan duvar ve pencere tepeliği almıştı. Rönesans mimarları tekrar alınlığa döndüler. O günden sonra da, bütün Avrupa'da kullanılan bir süs olarak kaldı. Mobilyacılar, özellikle XVI. yy.da, bütün bu mimarî şekillerini ev eşyalarına uygulamışlardır.