ALIŞMAK geçz. f. Bir işi veya hareketi, tekrar ede ede çabuk ve düzgün yapabilir hale gelmek: Sonraları ise tamamıyle alıştı (O. Kemal). || Huy edinmek âdet edinmek: Biz asırlardan beri kâinata ve hayata... şiirin içinden bakmağa alışmıştık (M. Kaplan). || Yadırgamaz hale gelmek: Yavaş yavaş buna da alışmağa, bu acıyı da, hazmetmeğe başlıyorum (R. N. Güntekin). || İntibak etmek: Kışa o kadar alışmışım ki yaz günlerinde bile kış âdetlerini bırakamıyorum (N. Ataç). || Tiryaki olmak, müptelâ olmak: Tütüne bu havada alıştım / Böyle havada âşık oldum (O. V. Kanık). || Bağlanmak, ısınmak: Birdenbire ona alıştığını hissediyor ve bu işe ayrıca şaşıyordu (A. H. Tanpınar). || Bağışıklık, dayanıklılık kazanmak: Hastalıklardan korunmak için mikroplardan Kaçmak değil, onlara alışmak, onlarla anlaşmak icabediyordu (ö. Seyfeddin). || [Hayvan için] Ehlileşmek: Maymun insana kolay alışır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla