Alışkanlık veya alışkınlık i. Bir işe, bir kimseye veya bir şeye alışmış olma hali: Feride, küçük sefillerle temasın verdiği bir alışkanlıkta çocuğun başını okşamaktan iğrenmedi (R. N. Güntekin). || İtiyat: Alışkanlıklarına çok bağlıydı rahmetli (B. Necatigil). || Yakınlık: Kızın bana alışkınlığı bir çocuğun hocasına alışkınlığından ibaret idi (Ahmed Midhat).
— ÇEŞ. DEY. Alışkanlık peyda etmek (kazanmak), bir şeyde maharet ve meleke kazanma hali. Bağışıklık, muafiyet kazanmak: İçki eskisi gibi dokunmuyor, alışkanlık peyda ettim. || Ağız (dil) alışkanlığı, alışkanlık sebebiyle bir sözü yerli yersiz sık sık tekrar etme, dil persengi: Ağız ahşkanlığıyle aynı yanlısı yine yaptı. || El alışkanlığı, el mahareti: El alışkanlığıyle anahtar deliğini buldum.
— Biyol. Alışkanlık kanunu. Bk. ANSÎKL.
— Fizyol. Alışkanlık. Alışmamış bir organizma için öldürücü olabilecek zehirli bazı maddelere organizmanın yavaş yavaş alışmasını sağlayan biyolojik olay. Bk. ANSÎKL.
— Fizyolojik patol. Bir ilâcı aralıksız almaktan meydana gelen durum. Bk. ANSIKL.
— Psikol. Duyu izlenimlerinin sinir dokusunda sürüp gitmesi. Bk. ANSİKL.
— Tıp. Bazı maddelere karşı elde edilen dayanıklılık. Alışma, morfin, kokain, eter, hint keneviri, alkol gibi sinir sistemi üzerinde keyif verici etkisi olan ilâçlara karşı elde edilir. Kişinin fizikî ve ruhî durumuna, ilâcın cinsine göre, az veya çok süratle yerleşir.
— ANSÎKL. Biyol. Lamarck'ın alışkanlık kanunu şöyle ifade edilebilir: «Ortamdaki değişiklikler, ihtiyaçların değişmesine yol açar.» (Ortam değişikliği, hayvanda yeni alışkanlıklar doğurur; her yeni alışkanlık, kendisini doğuran ihtiyaç sürdüğü müddetçe devam eder. Alışkanlık değişikliği, davranışta da değişiklik yaratır. Hareketler eskisi gibi değildir; organlardan biri daha çok, biri daha az çalışır. Çalışması organı kuvvetlendirir, büyütür; çalışmaması dumura uğratır ve yok edebilir. Bu kanundan başka, Lamarck teorisinin ikinci bir kanunu daha vardır, o da sonradan edinilen özelliklerin kalıtımı kanunudur.)
— Fizyolojik biyol. Böcekler, öldürücü ilâçlara karşı öyle bir alışkanlık elde edebilirler ki, öldürücü doz'un bin kere daha arttırılması gerekir (1946 ile 1966 arasında İsveç sinekleri). Bunun sebebi, herhalde en dayanıklı soyların seçimidir. Bu yüzden kimya sanayii, kullanılagelen ilâçlar etkisiz kalmadan önce yemlerini bulmak zorundadır.
Fizyolojik patolojide alışkanlık, Dünya Sağlık teşkilâtı uzmanları tarafından, 1957'de, bir ilâcı aralıksız almaktan meydana gelen durum diye tanımlanmıştır,
özellikleri şunlardır: insana rahatlık verdiği için ilâca karşı duyulan istek (ihtiyaç değil); dozu arttırma eğiliminin azlığı veya yokluğu; ilâcın etkilerine karşı, bir dereceye kadar ruhî bir bağlanma (fizik bağlanmanın, dolayısıyle pehriz sendromunun olmaması); zararlı tesirlerin (eğer varsa) sadece kişinin kendisini ilgilendirmesi.
Bu şekilde tanımlanan alışma, esasında nispeten zararsız zehirlerle ilgilidir (barbitürikler, amfetaminler, kloral v.b.).
— Psikol. Objektif bakımdan alışkanlık, dıfyu izlenimlerinin sinir dokusunda sürüp gitmesinden ileri gelir; sürüp gitmeyi, sinir hücrelerinin özellikleriyle açıklamak mümkündür. Etkilediği sinir organlarına ve uyarımın süresi ile çeşitliliğine göre, alışkanlığı şu şekilde sınırlandırabiliriz: kalıplaşmış bir uyarıcının meydana getirdiği passif alışma; bu durum, hipnoza ve uykuya kadar varabilir; uyarıcının çeşitlenmesiyle beraber görülen aktif alışma; bu durum, göreneklere, otomatizmlere ve basit reflekslere yol açar; uyarıcının değiştiği ve yeni sinir bağlantılarının yerleştiği alışma (şartlı refleksler, hayvan eğitimi, çıraklık); nihayet zekâya dayanan alışma; insana özgü olan bu alışmada, dil ve kavram bir rol oynar


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla